B O Ş M E Ş G U L İ Y E T

Meşgul insanları meşgul etmek gibi anlamsız meşguliyetler içinde olanlarımız var. Böylesi insanlarla dolu etrafımız. Ve sorularına verilebilecek en güzel cevabın “sana ne?” olduğunu düşünüyorum. Evet kaba belki ama, içimden daha olumlu bir cevapta vermek gelmiyor.

Özellikle bir tasarım gerçekleştiriyorsanız (fikren ve/veya şeklen) bunu mutlaka kapalı kapılar ardında yapmanız gerekiyor. Meraklı kitlesine cevap yetiştirmekten işinize odaklanmak imkânsız çünkü. Ama üç tarafı camlarla çevrili bir atölyede çalışmak durumunda iseniz, benim durumumu ve içimdeki “ne yapıyorsun?” sorusuna duyduğum öfkeyi anlayabilirsiniz ancak.

Şöyle ki; gün içerisindeki iş telaşını atlatıp akşama doğru atölyenizin ışıklarını yakıp kapısını kilitleyip – bakın kilitleyip diyorum- tasarım harcınızı karıştırıyorsunuz. Elleriniz harç, çamur, boya içinde. Birden cam olan kilitli kapınız, sanki kilitli değilmiş, zorlanırsa açılabilirmiş gibi ileri geri sarsılıyor. Kilitli olduğunu zorlanmaması gerektiğini anlatarak gidiyorsunuz kapının ardındaki kişiyi görerek. Tabi ki oda sizi görebiliyor. Ellerinizden yere dökülen boyalarla gelişinizi. Etrafı batırmamaya ne kadar dikkat ederseniz edin her taraf batıyor haliyle. Siz kapının kolundaki, anahtardaki boyalara bakarken ilgili kişi bir hışımla dalıveriyor içeriye. Hem de yere damlamış harçlara basarak. Ve o malum soru çıkıyor ağzından “ne yapıyorsun?” Şaka gibi değil mi?

Veya malzeme almışsınız. Ve o malzemeleri ortalıktan kaldırmanız bir köşeye istiflemeniz gerekiyor. O malzemeler müthiş bir merak konusu. Daha o malzeme atölyeye girmeden sorular başlıyor. “Onlarla ne yapacaksın?” Üç gün evvel başımdan geçeni anlatayım da ne demek istediğim daha netlik kazansın.

Hesaplı bir yalıtım malzemesine rast geldik. Atölyenin orta yerine balya balya yığdık o akşam. Ertesi gün bir şekilde ortalığın toparlanması lazım. Ellişer metrelik rulolar yapıp arka tarafa kaldırıyorum. Ruloların her biri nerden baksan yirmi beş ile otuz kilo arası. İstiflediğim yerde yükseklik arttıkça işim daha da zorlaşıyor. Zira merdiven kullanmam, kucağımdaki o balya ile merdiven üzerinde dengede durmam lazım. Sonlara doğru yorgunluktan bitik vaziyette iken tam merdivenin orta yerinde “Bakar mısınız?” sesi ile geri iniyorum. Kucağımda koca rulo. Bırakamıyorum çünkü yerden almak daha zor. “Buyurun” diyorum dizlerimin titremesine aldırmayarak. Ve müthiş soru kulaklarımda çınlıyor “onlarla ne yapacaksınız?” Cevabımın ne olduğunu ve nasıl bir tepki verdiğimi yazmayayım. Hoş olmaz zira.

Ama meşgul bir insanı meşgul etmenin aptalca bir meşguliyet olduğunun üzerini kalın harflerle çizeyim.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.