Ana Sayfa Köşe Yazarları, Son Dakika 22.05.2020 141 Görüntüleme

BELLA CİAO – ÇAV BELLA

Tarih 19 Mayıs 2020. Yani milli bayram. Sokağa çıkma yasağı ile eve tıkılıp kalmışız. Gençlik günlerimin 19 Mayıs törenlerini düşünüyordum.

Bilmem kaçıncı defadır okuduğum, bize eksik, kasıtlı olarak kötü anlatılan VI. Mehmet Vahidettin Han Hazretlerinin Kurtuluş Savaşını planlayan ve başlatan kişi olduğunu, Atatürk’e  Kur’an’a el bastırarak yemin ettirdiğini, Anadolu’ya onu tam yetki ile  kendisinin gönderdiğini, Anadolu’da başlatacakları direnişte harcamaları için on binlerce altın verdiğini,  Atatürk dahil 48 vatan evladına Samsun’a gidebilmeleri için  İngilizlerden onay alındığını (hatta ve hatta  beraberlerinde götürülecek atlar için bile vize alındığını) kendilerine 48,9 m uzunluğunda 6 m genişliğinde yelken ve buhar donanımlı, ilk adı Trocadero iken  sonradan Kyma,  Panderma ve nihayet  adı  Bandırma’ya çevrilen vapuru tahsis ettiğini ve sonrasında uğradığı ihanetleri, özlemleri, sıkıntıları yani aslında bize tarih kitaplarında yazdığı, öğretildiği  gibi Vahidettin Han Hazretlerinin bir hain olmayıp vatanı için her tür fedakarlığı yapan bir padişah olduğunu  belgeleri ile ortaya koyan Murat Bardakçı’nın  Şahbaba isimli kitabını, bir elime alıyor, bir bırakıyorum, canım nasıl sıkılıyor , öyle böyle değil.

Birden kulağıma, lise yıllarımdaki yani 1980 öncesi  sol bir fraksiyona mensup olduğum ve  bu nedenle karşıt düşüncedeki öğrencilerden  çokça  dayak yediğimiz günlerde dilimizden düşmeyen o  şarkının  (o zaman marş zannediyorduk) melodisi ve Türkçe sözleri gelmeye başladı.

Çav Bella çalınıyor. Türkçesi, Elveda Güzelim!

Bismillahirrahmanirrahiym.

Tevafukun böylesi. Fakat müziğin sesi öyle yüksek ki duyan, çalan müziği İtalyanlarda kendi ülkesinde dinleyebilsinler diye bu kadar yüksek desibelde çalınıyor zanneder. Ses gittikçe yaklaşıyor, yaklaştıkça yer ve gök nasıl inliyor.

Sesin kaynağı olan  araç yaklaştığında  gördük ki araç belediye aracı, ses  belediye  aracından geliyor. Sanırsın, Muğla Belediyesinin  kendi olanakları ile yapıp başarılı bir şekilde uzaya gönderdiği peyk yörüngesine oturmuş, ilk sinyallerini Muğla Uzay Araştırmaları Merkezine ulaştırmış,  Belediye olarak dünyada bir ilk olunmuş, o kutlanıyor. (Bazılarınızın okurken “Kentte  daha doğru dürüst yol yok, araçlar kent içinde sek sek oynayarak zor ilerliyor, yapılan bazı kavşaklarda, misal eskiden uçak maketinin olduğu alanda kavşağa giren yabancı araç kavşakta birkaç tur atmadan yolunu bulamıyor. Ne uzayı, ne uydusu ?” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız.)

Lafı getirmek istediğim nokta  19 Mayıs ve 19 Mayıs’ı ( tüm resmi bayramlarımızı) kimlerin nasıl kutladığı.

Nedense birileri tüm resmi bayramlara adeta temlik koymuş haldeler. Adeta (teşbihte hata olmasın) dini bayramların bize, resmi bayramlarınsa onlara ait olduğunu  sanıyorlar.

Kardeşim kafa kağıdına bak.

-TC yazıyor mu?

-Yazıyor.

– Din bölümü İslam mı?

-Evet.

-Evet ise  tüm bayramlar senin, tüm bayramlar benim. Daha doğrusu hepimizin.

Daima işin kaymağında, itibarında, kutlamasında öne atılıp kendine pay çıkartan, kendinden gördüklerine  paye verenler var. Üstelik kutlama yaparken,  asıl emek verenleri yani zaferin esas sahiplerini sizden bizden diye de ayrıştırmakta dışlamaktalar.

Bu bayramda da gördük ki doğru dürüst kutlama yapmayı  bilmeyenler, zahmetinde yokken ganimetinden en çok yararlananlar, aynı  gurup.

Millet oruçlu, en azından bizim millet (şimdide ben ayrıştırdım sanki), hastası olan var, yaşlısı olan var, çocuğu eşi uyuyan var. Onları da düşünsene. Sen ki 300- 500 metre uzaktaki camiden okunan ezandan  “Ezan sesi çok yüksek, rahatsız oluyorum.”  diye şikayetçi olanlardansın, şimdi çok  ama  çok daha yüksek desibeldeki aslı yabancı bir  müziği gelmiş  balkonumun altından…

Günün kutlanması  müziklerin,  marşların olması tabii, doğal, normal. Ama abartılması, üstelik abartmayı  Atatürk’ü, cumhuriyeti en fazla istismar edenlerin, bu günü de istismar ederek  yapması…

Bu normal mi?

Değil.

Bu tür meşakkatli (gösterileri) yapanlar kimler?

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, düne kadar Avrupa ve Abd önünde itibarımızı hiçleştirenler ,

Musul ve Kerkük bize aitken 3 kuruşa bırakan vazgeçenler,

4000  civarında camii kapatan, başka işlere veya işlevlere tahsis edenler,

Lozan’da Ege deki adaları mevzuu bahis bile etmeyip Yunan’a bırakanlar, Abd donanması geliyor diye, İzmir genelevine bakım yaptıranlar,

“Ordular ilk hedef iniz Akdeniz’dir İleri!” cümlesini İtalyan işgal ordusu için söyleyen  merhum M. Kemal’i,  manevi şahsiyeti ile adeta alay edercesine onun savaşma emri verdiği ülkenin şarkısı ile hatırlayanlar,

Şehir planlamasından habersiz daha kentine yol yapmayı, sağlıklı içme suyu getirmeyi, kanalizasyon şebekesi oluşturmayı, medeni  istikamet vermeyi beceremeyenler,

Kırk beş günde  devasa hastanelerin yapıldığı ülkede, Kurşunlu Cami yanında belki topu topu bin metrakare olmayan bir alanın sadece düzenlemesini iki ayrı şirkete üstelik 9 ay (270 gün) süre ile ihale edenler,

Birilerinin gazetelerini salgın nedenli yasağın ilk günlerinde dağıtmayı vazife sayarken daha elzem ve sağlığın korunması amaçlı olan maske dağıtmayı Pandemi yeni başlamışçasına  daha birkaç gün öncesine kadar akıl edemeyenler,

Her mecrada imar affının yandaşlara kıyak bir af olduğunu söylerken kendi daire personeli dahil, (ortaya çıkıncaya kadar) kimi yazar çizer takımının ve Allah bilir daha ortaya çıkmamış kimlerin usulsüz imarına göz yumanlar, ortaya çıktığında ise hiçbir şeyden haberleri yokmuşçasına “İmara aykırı yapılmış, yıkalım.” diyenler,

Başkanları oldukları büyükşehirlerde fatura askıda isimli bir uygulama ile ayda  400 – 500 tl, hatta daha yüksek fatura gideri olan, ama ödeyememiş!  sözde garibanların  ( bunlar nasıl gariban ise) fatura borçlarını  iyi niyetli insanlara havale edenler,

Aralarında devletin memuru, kaymakamı olmasına rağmen Vefa Sosyal Destek Grubu’nun gerçekten ihtiyacı olan vatandaşa yardım dağıtmasını hazmedemeyip mani olmak için saldıran fakat kendileri sadece aylık aidatı bile 500 tl olan lüx sitedeki “fakir”  yandaşlarına yardım paketi dağıtanlar,

Her teröriste, her terör örgütüne, terör bağlantılı her partiye destek verirken siha ya, iha ya, S 400 lere, Çanakkale köprüsüne, Kanal İstanbul’a, şehir hastanelerine   karşı çıkıp bunlara gerek yok diyenler,

Anıtkabir ziyaretini bile son anda  hatırlayan, buna da  “Daha anlamlı olsun diye saat 19:19 gideceğiz.” diyerek kulp bulan, ziyaret saatini  unutarak arkadaşlarını yarım saat merdivenlerin ve basının  önünde bekleyen, bekletenler,

Milletvekili pazarının at hırsızı  sabıkalı tüccarları, hediye kabilinden birbirlerine vekil ikramında bulunan, “Beğenmezseniz mal bizim, iade edersiniz.” diyenler,

Cami hoparlörlerinden bile çav bella çalarak, çaldırtarak  alenen İslam’a ve inananlara hakaret eden, bu iğrençliği yapanları sosyal medya hesabında alkışlayan, kime neye hizmet etmeye çalıştığı belli olmayanlar,

Atatürk gibi içmekten başka  Atatürk’le tek bir ortak noktası bulunmayan, Atatürk’ü en çok istismar eden, en çok menfaat aracı olarak kullanan ama sıra onun düşünce ve ideallerine  gelince zerrece ona benzemeyen, benzeme gayretinde olmayanlar,

Biz miyiz?

Bu göstermelik, abartılı kutlama merasimlerinizi hangi akıl, hangi vicdan, hangi mazinize, hangi geçmişinize dayanarak yapmakta, neyi amaçlamaktasınız?

Bu ülkede bayramları kutlamak, ama adam gibi  kutlamak öncelikle kimin hakkı?

Sizin mi?..

Selam ve dua ile.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.