Ana Sayfa Köşe Yazarları, Son Dakika 19.08.2020 195 Görüntüleme

Cinayetin kadını erkeği olmaz!

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren dil, din, ırk ve cinsiyet ayırt etmeksizin hepimizin yaşama hakkı vardır. Amacı meşru müdafaa olmadığı sürece bu hakkı kimse kimsenin elinden alamaz, almamalı.

Geçtiğimiz günlerde yine gencecik iki beden katledilip toprağa verildi. Tabi birçoğumuz sosyal medya sayesinde bu olaylardan haberdar olabiliyoruz. Sosyal medyadan haberim olan olaylardan biri Alanya’da gerçekleşmiş. Daha 19 yaşındaki Tolga Samur’un katledilme sebebi ise, sırf motosikletini yıkarken yan tarafındaki arabaya su sıçraması. Katil arabasına su sıçradığı için öfkelenip Tolga’yı takip ediyor ve arkasından araç ile vurarak motosikletten düşmesini sağlıyor. Öldüğünden emin olmak için bir kez de araba ile Tolga’nın üstünden geçiyor. Sosyal medyada bu olayı okuyup, hissettiklerimi uzunca bir süre atlatamazken, bir de katilin ifadesinde, “Zaten ölmeseydi öldürecektim. Her türlü alacaktım canını.” cümlesini kurduğunu okuduğumda kanım donmuştu. Diğer katledilen beden ise 17 yaşında olan Duygu Delen. Duygu’nun hayatı 4. kattaki bir daireden atılması ile son buldu. Şüpheli olan erkek arkadaşının daha öncesinde de sarhoşken bir anneye araba ile çarparak öldürme suçu bulunuyor. Fakat trafik kazası sonucu ölen anne önemsenmemiş olacak ki, katil şehir değiştirmemek şartı ile serbest bırakılmış. Marquis De Sade’nin de dediği gibi “Ceza görmemiş ilk suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur.” Sanırım Duygu’nun cinayetindeki şüpheli de ilk suçundan ceza almadığından cesaret almış olmalı ki kız arkadaşını öldürdüğü düşünülüyor.

Birçok insan, Duygu’nun cinayetini kadın cinayeti olarak değerlendiriyor ve İstanbul Sözleşmesinin uygulanmasını istiyor. Duygu’nun hayalleri, umutları yarım kaldı, evet. Peki, ya Tolga’nın hayalleri, umutları? İstanbul Sözleşmesi uygulandığında Duygu’nun katili ağır ceza alacak ama Tolga’nın katili için ne yapılmalı?

İstanbul Sözleşmesi sadece kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet önlenmesi amacıyla imzalanmıştır. Fakat şiddetinde cinayetinde kadını erkeği olmaz, olmamalı! Bunun yerine hem kadını hem erkeği her türlü şiddetten koruyan bir sözleşme veya yasa getirilmeli. Ülkemizde bu zamana kadar birçok aile içinde, erkekler kadınlardan üstünmüş gibi gösterilerek büyüdük. Birçoğunuzun bana kızdığına eminim ama biz kadınlar bu zamana kadar hep kadın-erkek ayrımcılığından şikayet ederken, neden şimdi İstanbul Sözleşmesi ile bu ayrımcılığı devam ettirelim? Evet, bazı maddelerine katılıyorum ama yine de kadın erkek olarak ayrılmasındansa hepimizin haklarını insan olarak hatta içine hayvanları da katıp canlılar olarak korumalıyız.

Her anımızı “acaba ne zaman katledileceğiz” diye korkarak veya “katledildikten sonra katilimiz serbest kalacak mı?” diye düşünerek geçirmeyelim. Her gün onlarca gencecik bedenin katledilerek toprağın altında çürüdüğü bu dünyada kadın erkek ayırt etmeksizin gelin hepimiz yaşama hakkını savunalım.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

reklam