FAKİRLİK İNSANI FELSEFEYE İTER

Kinizm ( Kinizim; Zenginlik, güç, şöhret gibi bütün insani duyguları terk edip her şeyden uzak yaşamayı benimseyen bir düşünce biçimidir. Temel kavramları doğa-akıl-kendi kendine yeterlilik ve özgürlüktür.) denildiğinde akla gelen ilk kişi, hayatını kendine yetmeye ve utanç duygusunun yoksunluğuna adayan Sinoplu Diyojen’dir.

(Sinoplu Diyojen, Sinoplu varlıklı bir ailenin oğludur. Babasının kuyumcu olduğu bilinmektedir. Babası kalpazanlık yaptığından ötürü Sinop’tan Atina’ya sürülmüşlerdir.)

“Fakirlik insanı felsefeye iter. Hiçbir şey sahibi olmayan insan nefsini köreltmeyi öğrenir.”

Bu sözü zekası ve öğretileri ile ünlü bir düşünür söylüyorsa tabi ki alt metinleri okumamız gerekir ama,

“ Ne söylediğin değil, kime nasıl söylediğin önemlidir”

sözünden de çıkarmamız gereken öğretiler de var. Zira ünlü düşünüre göre hayattaki en güzel şey

“Basit konuşmaktır.”

Günümüzde kinizmin yanlış anlaşılmasının, yanlış uygulanmasının, özünden uzaklaştırılmasının örneklerini toplumsal yaşam içerisinde o kadar çok şahit oluyoruz ki, hem bu felsefeyi örnek alıp, hem de bu felsefenin özünden tamamıyla ayrılıyoruz.

Samosatalı Lucian ;

Diyojen’in düşüncelerini onun ağzından şöyle anlatmıştır.

“ Konuşmalarında saldırgan olmalısın, hatta bir köpek gibi hırlamalısın. Somurtmalısın ve yüz ifadenle uyumlu bir yürüyüşün olmalı. Diyeceğim o ki, her şeyin vahşi ve hayvani olmalı. Bütün mütevazılığı, efendiliği bir kenara bırakmalısın. Uyumlu olmaya çalışmamalısın. Yüzün asla kızarmamalı, utanmamalısın. Şehvet duygularını tatmin edecek en absürt yolları seçmelisin”

Bundan 2500 yıl evvel felsefi olarak benimsenen bu düşünceler günümüzde ne kadar da kabul görüyor değil mi? Kabalığın, kaba kuvvetin, başkasının hakkını gasp etmenin, çirkin ve saçma cinsel hazzın kabul görmesinin, cezalandırılmamasının bu felsefeye dayandırılması ne acı.

Oysa bu düşüncenin temelinde başkalarına hoş görünmek adına kendinden taviz vermenin anlamsızlığı yatar.

Öğretilerinde,

“Her şeyden önce seni bütün lükslerden arındıracağım. Fakirliği tattıracağım. Üzerine eski püskü bir aba giydireceğim. Sonra seni bir ırgat gibi çalıştıracağım.

Ta ki yorgunluktan bayılana kadar. Sudan başka bir şey içmeyecek ve ne bulursan onu yiyeceksin”

Acıya boyun eğmemeyi anlatır. Hem ruhen hem bedenen. Beynin acıya duyarlı düğmesinin kapatılmasını esas kılar.

Ezmenin, ezilmenin, yoksullaştırılmanın, emeğinin hakkını alamamanın, insani değerlerden yoksun bırakılmanın normalleştirilmesi değil.

Değerli bir varlığı olup olmadığı sorulduğunda “var” deyip üzerinden değerli bir şey çıkmadığında onunla alay edenlere göğsünü açıp “ İçinde birbirinden güzel şeyler olan bu vücudu taşıyorum ama senin gözleri kapalı olduğundan göremiyorsun” demiştir.

Burada da anlatılmak istenen, zenginliğin insanın kendine yeter olmasıdır. Sağlıklı bir bedenin ve zihnin sahip olunan en büyük servet olduğudur.

Yoksa Büyük İskender’in “ Eğer Büyük İskender olmasaydım, Diyojen olurdum” dediği kişinin sözleri böylesi basite indirilemez.

Büyük İskender kendisinden ne isteğini sorduğunda “ Gölge etme başka ihsan eylemem” diyebilecek kadar da bilgedir.

Toplum hayatına uyum sağlamakta zorlanan, insan ilişkilerinde saygı unsurunu hiçe sayan, kendi yaşam konforu için başkalarının özgürlük alanlarına müdahale eden, günümüz insanlarına söyleyebileceğimiz söz…

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Kruvaziyer bereketi

Kruvaziyer bereketi