HALİMİZ İTTEN BETER, KEYFİMİZ PAŞADA YOK…

Elimize aldığımız, elimizi attığımız her şeyi abartarak yaşayan bir milletiz.

Önünü arkasını düşünmeden üretmeden tüketiyoruz.

İletişim aleti olan cep telefonlarımız bağımlılığımız. Olmazsa olmazımız. Ve gariptir ki iletişim harici pek çok alanda vazgeçilmezimiz. Akıllı telefonlarla her türlü işimizi halledebiliyoruz evet. Ama ilköğretimdeki bir çocuğun ne işine yaradığını son model akıllı telefonun o çocuğun elinde neden bulunduğunu sorgulamıyoruz.

Sınıf arkadaşında veya akrabalardan birinin çocuğunda olması yeterli çocuğumuza o modeli almamız için. Doğru ya. Bizim çocuğumuzun nesi eksik. Böldürüveriyoruz kredi kartından uygun taksitlere, kimsenin çocuğundan geri bırakmıyoruz yavrumuzu. Olmayan paramızla alıveriyoruz kuzumuza binlerce liralık oyuncağını.

Bu telefonların yeni sürümlerine yetişebilmek ise imkânsız. Tam bilmem kaçıncısı çıkmış bir bakıverelim dediğimizde bir üst sekmendin piyasayı ele geçirdiğini görüyoruz. İhtiyacımız var mı elimizdeki işimizi görüyor mu pek önemli değil. Bilmem kaçıncı “plus” çıkmış. Bizim olmasın mı?

Her türlü inceleme yapabilmemizi sağlayan, iş hayatımızı hızlandıran, kolaylaştıran, eğitimimiz ve gelişimimiz için internetin gerekliliği yadsınamaz. Dijital çağda hayatımızı kapsayan internetin ne maksatla kullanıldığını gündüz kuşağı kadın programlarında seyrediyoruz.

Herkes internetten tanışmış, dolandırılmış, uygunsuz görüntüleri ile tehdit taciz edilmiş, evlilik vaadi ile kandırılmış, kaçırılmış, satılmış mış da mış. Yani memlekette internet belirli bir kesimin çöpünü çatarken ipliğini de pazara çıkarmış. Maksadını aşıp yıkmadık yuva, karartmadık hayat bırakmamış. Dedim ya neye elimizi atsak, suyunu çıkartıyoruz diye.

Dizilere düşkünlüğümüz kadar yarışma programlarına saplantılı yaklaşımımız da içler acısı. Kime sorsan, denk gelirse göz ucuyla bakıyor. Bağımlılığımızın üstünü örtmeye çalışıyoruz. Favori yarışmacılarımızı ailemizin ferdi gibi savunup ona haksızlık yaptığına inandığımız bir diğerine veya jüriye olan nefretimiz trajikomik.

Faturalar ödenememiş, kira gecikmiş, ay sonu nasıl gelecek? Boş ver. Yemek yarışmasındaki çocuğun hakkını yedi jüri. Yarışmaya devam eden torpilli. Sanal âlem bunun dedikodusu ile çalkalanıyor zaten.

Pandeminin ve kısıtlı zamanların daha da tetiklediği on-line alışverişlerimiz var birde. Elimizde asgarisini ödeyebildiğimiz yani ödeyebiliyorsak tabi, kredi kartlarımızla canımızın dakikasında çektiği çikolatalı dondurmamızı cep telefonumuzdan sipariş ediveriyoruz.

Büyük kentlerde nüfusun yarısı kurye olmuş zaten. Olmazsa olmaz dondurmamızın gelmesine dakika tutuyoruz. Gün içerisindeki trafik kazalarının çoğunluğunda, motorlu bir kuryenin yola savrulması bundan. Tuttuğumuz dakikanın faturasını canı ile ödüyor belki de o kurye. Ama olur mu? Canımız dondurma çekmiş. Hafazanallah geç falan kalır da yerle yeksan oluveririz.

Geçim derdimizi unutup olmayan parayı borçlanıyoruz. Sanal âlemde yaşamadığımız hayatlarla boy gösteriyoruz. Kalan zamanımızda görsel basının, gerçekleri görmemizi önlemek için programlanmış programlarının transında günlerimizi geçiriyoruz. İki yakamız bir araya gelmiyor ama hiçbir şeyden de eksik kalmıyoruz.

Biz bize ait olmayan hayatları yaşamak için yaşayabileceğimiz hayatlardan çalıyoruz.

Eskilerin bir lafı gelir aklıma.

Halimiz itten beter, keyfimiz paşada yok.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.