Ana Sayfa Köşe Yazarları, Muğla Haberleri, Son Dakika 26.07.2020 719 Görüntüleme

KATİLİNİ ‘TANIYAN’ KADINLAR ÜLKESİ

Çok kere yazdım ve çok kere de sildim.  Ne yazarsam yazayım, yazdıklarımın içindeki boşlukta kaybolduğumu düşündüğüm içindi bazen bu silmelerim, bazen de yalnızca yazabiliyor olmanın utancıydı belki de.

Utanıyorum evet.

Ölü kadınlar ülkesinde -henüz- yaşıyorken birşey yapamıyor olmaktan utanıyorum…

 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kadın cinayetleri ile ilgili yayımlamış olduğu raporlara değinmek istiyorum, belki birlikte utanmaya devam ederiz diye.

 

2020 Ocak Raporuna göre; 27 kadın cinayeti işlenmiş, 7 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 27 kadından 3’ünün kim tarafından öldürüldüğü tespit edilemezken, 7’si birlikte oldukları, 5’i ise evli oldukları erkek tarafından öldürülmüştür. Ve yine bu kadınlardan 5’i oğlu, 3’ü babası, 2’si eski eşi, 1’i akrabası ve 1’i de eski sevgilisi tarafından öldürülmüştür.

 

2020 Şubat Raporuna göre; 22 kadın cinayeti işlenmiş, 12 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen kadınlardan 1’inin kim tarafından öldürüldüğü tespit edilemezken, 8’i evli olduğu erkek, 3’ü birlikte oldukları erkek, 3’ü oğlu, 1’i babası, 5’i bir tanıdık, 1’i de eski sevgilisi tarafından öldürülmüştür.

 

2020 Mart Raporuna göre; 29 kadın cinayeti işlenmiş, 9 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. 23 kadının neden öldürüldüğü tespit edilememiş, 2’si ekonomik bahaneyle, 4’ü ise hayatına dair karar almak isterken öldürülmüştür. Bu kadınlardan 9’u evli oldukları, 5’i ise birlikte oldukları erkek tarafından öldürülürken, 4’ü tanıdık, 2’si eski eşi, 2’si oğlu, 1’i babası, 1’i eski sevgilisi, 1’i de kardeşi  tarafından öldürülmüştür. 4’ünün ise kim tarafından öldürüldüğü tespit edilememiştir.

 

2020 Nisan Raporuna göre; 20 kadın cinayeti işlenmiş ve 20 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. 14 kadının neden öldürüldüğü, 4’ünün ise kim tarafından öldürüldüğü tespit edilememiştir.

 

2020 Mayıs Raporuna göre; 21 kadın cinayeti işlenmiş, 18 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 21 kadından 17’sinin neden öldürüldüğü tespit edilemezken, 3’ü ekonomik bahaneyle, 1’i de kendi hayatına dair karar almak isterken öldürülmüştür. Öldürülen kadınların 8’i evli oldukları erkek, 2’si birlikte olduğu erkek, 3’ü tanıdık biri, 3’ü akraba, 1’i oğlu, 2’si tanımadığı biri tarafından öldürülürken, 2’sinin kim tarafından öldürüldüğü tespit edilememiştir.

 

2020 Haziran Raporuna göre; 27 kadın cinayeti işlenmiş, 23 kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. Öldürülen 27 kadından 11’inin neden öldürüldüğü tespit edilemezken 2’si ekonomik bahaneyle, 14’ü de boşanmak istemek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürülmüştür.

 

Peki öldürülen  bu kadınlardan kaç ta-ne-si-nin (ne acı değil mi tane tane, tek tek sayıyor olmamız ölümleri) adını biliyoruz? Ve adını bildiklerimizi, adını bilmediklerimizden ayıran ne? Hiç sordunuz mu kendinize?

Ben kaç gündür bunu soruyorum kendime.

Aslında cevabı çok ortada. Çünkü kadın cinayetleri değil cinayetin vahşice işlenme biçimi tartışılıyor çoğu kez. (Burada vurgulamak istediğim nokta; vahşetin göz ardı edilmesi değil, -her ne şekilde olursa olsun- bütün kadın cinayetlerinin özünde politik olduğunu ifade etmektir) Hal böyle olunca, bir kadının öldükten sonra adının hafızlarda kalmasına sebep olan şey; öldürülmesi değil, nasıl öldürüldüğü oluyor aslında. Bu sebepten ötürü nicesinin ismini ve hikayesini bilmiyor, duymuyor ve görmüyoruz.

Hatta kadınların genellikle evlerinde (güya en güvenli olan yer) ve çoğunlukla tanıdıkları erkekler tarafından öldürülmesine, yani öldürülen kadınların hemen hemen hepsinin katilini çok yakından tanıyor oluşuna, ‘iyi hal indirimlerine’, ataerkil yapı ve hegemonik erkekliğin ölümlerin nedeni olduğuna, tek taraflı ahlak anlayışına ve nicesine şaşırmıyor artık pek çoğumuz.

Öyle ki her geçen gün, değişenin yalnızca isimler olduğu kadın cinayetleri devam ederken, halen İstanbul Sözleşmesi tartışılıyor mesela. Sözleşmeyi, kadına yönelik şiddete karşı koruyucu kalkan ve kadın hareketinin kazanımı olarak nitelendirenler ile aile kurumunu yıkan bir unsur, hatta proje olarak görenler de bulunmaktadır. (Tam da bu noktada aile kurumu tartışmak çok yerinde olurdu aslında. Ancak şimdilik parantez içinde bırakıyorum)

Peki nedir bu İstanbul Sözleşmesi?

Türkiye’deki pek kadın örgütüne göre; resmi adıyla “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan ancak İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen sözleşmenin uygulanması halinde, kadın cinayetleri ve erkek şiddeti azalacaktır.

Kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet ayrımcılığından doğduğunu kabul eden sözleşme, kadının kadın olduğu için şiddete maruz kaldığını ifade ederek, şiddetle mücadele ve bunun önlenmesi için bir çaba ortaya koymaktadır. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak maksadıyla hem eğitim sistemi hem de yasaların yeniden gözden geçirilmesini öngörmektedir.

Bu bağlamda 4 madde ile sözleşmenin amacını özetlemek gerekirse;

1- Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine neden olan cinsiyetçi tutum ve davranışların değiştirilmesini amaçlayarak şiddeti önlemek.

2-   Şiddette maruz kalan kadın şikayetinden vazgeçse bile faiilere gerekli cezaları vermek.

3- Kadına yönelik şiddetle mücadele etmek amacıyla kurumlar arasında gerekli koordinasyonu sağlamak.

4- Destek mekanizmaları kurarak şiddete uğrayan ya da şiddet riski altındaki kadınları korumak.

….

Ve sonra Virginia Woolf’un şu sözlerini hatırlıyorum her seferinde  “Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir.”

 

Ne kadar yerinde ve haklı bir söz değil mi?

 

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

reklam