Ana Sayfa Muğla Haberleri, Son Dakika 19 Nisan 2021 10 Görüntüleme

KUL HAKKINA RİAYET

Yeryüzündeki varlıkların en mükemmeli insandır. Çünkü o; en güzel bir şekilde yaratılmış, akıl nimetiyle donatılmıştır Allah-u Teâlâ bize dünya ve ahirette mutluluk vermesi ve yol göstermesi için İslam dinini gönderdi. Aynı şekilde bu dinin genel kurallarını bildiren Kur’an ve hadisleri bize bahşetti. İnsan için başka insanlarla tanışmak, yardımlaşmak, onlarla bir arada yaşamak, en tabii bir ihtiyaçtır. Yeryüzünde huzur içerisinde bir hayat sürdürmek, Allah’ın sayısız nimetlerinden meşru ölçüler içerisinde yararlanmak, neslin devamını sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak, toplu halde yaşamaya bağlıdır.
İnsan sosyal bir varlık olmasından ötürü toplum içerisinde yaşar. Cemiyet halinde yaşamak ise, karşılıklı hak ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Bunların en başında hayat hakkı, mülkiyet hakkı gibi haklar gelmektedir.İnsanın sahip olduğu bütün bu haklar kul hakkı şemsiyesi altında toplanır.
İslâm dininde çok özel bir yeri olan hak kavramı geniş anlamı ile “Bir sözü, bir işi, yerinde zamanında ve gerektiği kadar söylemek veya yapmaktır” diye ifade edilmiştir. Demek ki, her hak, bir takım sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Her insanın üzerinde birçok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerindeki bu haklar, Hukukullah dediğimiz Allah’ın hakları ve hakku’l-ibad denilen yaratılmışların hakları olmak üzere iki kısımda özetlenebilir.
Allah’ın üzerimizdeki hakları, O’nun varlığına ve birliğine inanmak, hiçbir şeyi ortak koşmadan O’na ibâdet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır. Hakkul ibad ise, yaratılmışların hakkıdır. Yaratılmışların başında da, insanlar gelmektedir. İnsanlar arasındaki bütün ilişkiler, “fertlerin karşılıklı hakları” içerisinde yer almaktadır. Ana-baba, evlat, eş, komşu, akraba, arkadaş, işçi-işveren vb. hakları bu tür kul haklarındandır.
Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı haktır. Kur’an’da “kul hakkı” tabiri geçmemekle birlikte, hırsızlık, ölçü ve tartıda hile yapmak, emanete hıyanet, kumar, gıybet, tefecilik gibi gayri meşru yollarla insanların birbirlerinin mallarını yemeleri, canlarına kıymaları gibi günahlar, kul hakkının manası altında barınmaktadır.Kul hakkından doğan günahların ve cezalar Allah tarafından bağışlanmaz. Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkabilir.
Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün yanındakilere Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki haklarını anlatır: Selamı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, davete icabet etmek, hapşırana hayır dua etmek, nasihat istendiğinde nasihat etmek, kendi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemek, kendi için hoş görmediğini onun için de hoş görmemek, yemini yerine getirmek ve mazluma yardım etmek
Bu veciz hadis, kul hakkının sınırlarını çok iyi çiziyor. Ekonomik dayanışmadan duygusal kaynaşmaya kadar birçok noktada kardeşliğimizi ihlal edecek şeylere dikkat çekiyor. Çünkü bireysel hak ve hukukun gözetilmediği yerde toplumsal hayat felç olur. Bunun için kıymetli Peygamberimiz yeni bir İslam toplumunun teşekkülü aşamasında fertler arası hak gasbını asgariye indirecek ahlaki öğütlerde bulunmuş, yer yer cezai yaptırımlar getirmiştir.
Kul hakkı söz konusu olduğunda küçük görülen şeyler bile önemlidir: “Müslümanlara sıkıntı veren yol üstündeki bir ağacı kestiği için bir adamı cennette dolaşırken gördüm.”
Hz. Peygamber (s.a.s), diğer bir hadisinde Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gelen kimseyi müflis olarak tanımlayarak şöyle buyurur:
“Ebû Hüreyre (r.a. )den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: ‘Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir’ dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.Sevgili peygamberimiz diğer bir hadislerinde de, kişi şehit bile olsa kul ve kamu haklarını ihlal etmişse bunun hesabından kurtulamayacağını ifade buyurmaktadırlar:
Ömer İbni Hattâb (r.a.) şöyle dedi: ‘Hayber Gazvesi günü idi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bir grup geldi ve: Falanca şehittir, falanca da şehittir, dediler. Sonra bir adamın yanından geçtiler: Falanca kimse de şehittir, dediler. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır, ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka –veya bir abâ– içinde cehennemde gördüm” buyurdu.
Canlı varlıkların da gözetmemiz gereken hakları vardır. Bu haklar onları incitmemek, aç ve susuz bırakmamak, yuvalarını yıkmamak ve yavrularını öldürmemektir. Diğer varlıklardan, meşrû bir çerçevede faydalanıp israf etmemektir. Doğal çevreyi, evimiz gibi korumak, doğal dengeyi bozacak işler yapmamaktır.
Ayrıca kamu hakları denilen haklar da vardır ki, hem “Hukukullah” hem de hakku’l-ibad, yani kul hakları kapsamında değerlendirilmektedir. Bireysel çıkarlar uğruna kamunun haklarını ihlal etmek, görevi kötüye kullanmak, rüşvet alıp vermek, karaborsacılık yapmak, kamu malını zimmetine geçirmek, vergi kaçırmak, kaçak su ve elektrik kullanmak vb. kötülükler gerçek bir müminde asla bulunmaması gereken özelliklerdir. Bu nedenle Her Müslüman, Allâh hakkı olarak da kabul edilen kamu mallarını korumalı, haksız yollarla bunları elde etmeye çalışmamalıdır.. Bunların yarın kıyamet gününde mutlaka hesabını vermekle karşı karşıya geleceğini asla unutmamalıdır.. Çünkü Kamu malları, belirli kişilere değil, bütün topluma aittir. Bu nedenle bunları haksız yere almanın sorumluluğundan kurtulmak oldukça zordur. Zimmete geçirilen ya da ihlal edilen fert ve kamu haklarıyla Allah’ın huzuruna çıkmanın vebali çok ağır olacaktır. Yüce Allâh, haksız yere başkasının malını yemeyi bütün insanlara yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerîm’de:
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.” buyrulmaktadır.. Diğer bir âyet-i kerimede de, “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir”buyrularak bir yandan insanın emanet konusunda diğer varlıklardan ayrı olarak taşıdığı sorumluluğun ağırlığına dikkat çekilmekte; diğer yandan da insanoğlunun emanete riayet konusunda genelde vefasızlık göstermeye eğilimli olduğuna işaret edilmektedir.
Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: Kim iyilik ve kötülük olarak ne yapmışsa; mutlaka karşılığını görecektir. Nitekim Cenâbı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde:
“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür” buyurmaktadır. Müslüman, herkesin hak ve hukukuna saygılı olur. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınır. Kul ve kamu hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilir. Dünyadaki birçok kötülük, kavga ve cinayetlerin, insanlar arasındaki huzursuzlukların, kul haklarına saygı göstermemekten meydana geldiğini asla unutmaz.
O halde; Müslüman, kul ve kamu haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; Ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır.

 

1. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Ahmed)
2. Müslim
3. Müslim, Birr, 59; Tirmizi, Kıyame, 2.
4. Müslim, Îmân 182. Ayrıca bk. Dârimî, Siyer 48
5. Bakara 2/188.
6. Ahzab,33/72
7. Zilzal, 99/7-8.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

El işi değil, yürek işi

El işi değil, yürek işi