reklam

Muğla’nın Güzelliklerini Tanıyalım: ‘Belen Değirmeni’

Sinem Karakaya

Muğla’nın Yatağan İlçesi Gevenes (Çaybükü) Mahallesi’nde Ormancı Türküsü’nün bestekarı “Kemancı Tahir” lakaplı Tahir Erdinç ve eşinin heykellerinin sergilendiği, Ormancı Türküsü’nün yazıldığı ve Selçuklu mimarisiyle inşa edilerek, Muğla Valiliği tarafından turizme kazandırılan Gevenes Köprüsü ile taşıma suyuyla dönen Belen Değirmeni, tarihi mekanıyla Muğla’nın eşsiz güzelliklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Tarihi Gevenes Köprüsünün yanında bulunan Belen Değirmeni tarihe tanıklık ediyor. Değirmenin tam tarihi bilinmemekle beraber 150 yaşında olduğu tahmin ediliyor.  O zamanlar su ile çalıştığı için buğdayı yakmadan öğüttüğü ve ununun çok lezzetli olduğu biliniyor. Değiştirilebilir değirmen taşı yüksekliği fren mekanizması ve un inceliğini ayarlayan hassas sistemiyle hidromekanik makinaya sahip. Gelişen sanayi bu tür değirmenlerin giderek yok olmasına neden olmuş. 1975 yılından sonra işletmeye kapanan Belen Değirmeni, 2006 yılında Muğla Valiliği MELSA aracılığıyla değirmen ve köprüyü kamulaştırılarak restore edilmiş ve aslına uygun olarak ören yeri halinde hizmete sunulmuştur.

Belen Su Değirmeni Restoran işletmecisi Hasan Şimşek, İstanbul’dan Muğla’ya gelerek 10 senedir ‘Ormancı Türküsü’ hakkında araştırmalar yapıyor. Bir proje için Muğla’ya gelen Hasan Şimşek, daha sonra kendini Belen Su Değirmeni Restoran işletmecisi olarak buluyor. Tarihi yapısıyla hizmet verdiği mekanına Muğlalılar tarafından ilginin az olduğunu söyleyen Şimşek, ziyaretçi sayısını arttırmak istiyor.

Güzel sanatlar mezunu Şimşek, halk kültürünü çok sevdiğini ve bir proje için geldiği Muğla’da Yatağan’a yerleşerek araştırmalar yaptığını belirtti. Belen Su Değirmeni Restoran işletmecisi Hasan Şimşek ile Muğla Gazetesi olarak röportaj gerçekleştirdik. İşte Hasan Şimşek’in Belen Değirmeni ve Ormancı Türküsü ile ilgili bize anlattıkları…

Belen Değirmeni

“Ormancı türküsünün hikâyesi bu köy, yani Gevenes. Buranın o cinayetle ilgisi yok. Cinayetten sonra ortaya çıkan türküyle alakamız var. Türküdeki Gevenes’in ortasında değirmen döner dediği değirmen, bu değirmen. Su geliyor, çarka vuruyor işini görüyor aynı su dereye geri gidiyor. Bu değirmeni diğerlerinden ayıran özellik bu. İple, telle, suyla ve taşla çalışan bir makina.”

Ormancı Türküsünün ortaya çıkış hikayesi

“Ormancı türküsünün bestekârı Tahir Erdinç. Muğla’da Kemancı Tahir’i bilen pek yok. Ben bunu söylerken utanıyorum. Sivaslı Aşık Veysel’i bilmez mi, Kırşehirli Neşet Ertaş’ı bilmez mi, Muğlalı Kemancı Tahir’i bilmiyor. Muğla’nın Aşık Veysel’i Kemancı Tahir’dir. Aslında Tahir Erdinç’in bütün türkülerini hanımı yazıyor. Aslında karısı yazmıyor, yakıyor. Tahir Erdinç’in karısı ağıtçı. Cenazelerde ağıt yakıyor. Anadolu’nun her yerinde bu ağıt geleneği var. Muğla’da da var. Bu insani bir duygudur.  Kadının bir özelliği varmış. Ezelle ölen evlere değil cinayetle ölen evlere çağırılırmış. Ormancının cinayeti işlenmiş akşam haber uçurmuşlar, kapıdan olayın teknik bilgisini alıp feryat figan başlıyor ağıt yakmaya. Kişiye özel ağıt yakma yetenekleri var bu tür insanların. Ağıt, yürekle dilin arasındaki bir duygudur. Bunun dini, mezhebi olmaz. 40’lı yıllarda notayla çalıp söyleyebilen, kendi kemanını kendi yapan müthiş bir ustaymış Kemancı Tahir. Adının anılmamasına çok üzülüyorum ben. Tahir Usta karısının ağıtlarını hareketli hale getirerek düğünlerde çalmaya başlıyor. Bizde sözlere değil melodiye bakıp oynadığımız için kimse durumu sorgulamıyor. Durum böyle olunca ağıtla başlayan sözler zamanla Zeybek’e dönüyor. Mesela Kerimoğlu Türküsünü herkes bilir. Onun da sözleri kadına aittir. Müziği ustaya aittir. Öyküsü de 19 yaşındaki Eyüp Efe’nin al kanlara boyanıp öldürüldüğünü anlatır. Ağıtında kralıdır. Muğla’nında milli oyunudur. Ben İstanbul’dan gelip bunların hepsini araştırdım. Burayı işletmeye başladığımda bu değirmenin o türküde geçen değirmen olduğunu bile bilmiyordum. Daha sonra değirmeni öğrendim. Tahir Ustanın 80 yaşında halen hayatta olan çırağı var onu buldum. Onunla röportajlar yaptım. Ağıt oluğunu öğrendim. Ağıtcı aradım bulamadım. Sonra çok güzel bir ağıt yakan bir kadın buldum. Buraya getirdim, kurdum kameramı ağıt yaktırdım. Kemancı Tahir’in eşi Zariye Hanım yaşasaydı bu ağıtı böyle okurdu diye düşündüm. Sonra köylü bir kemancıya çaldırdım. Tahir Usta yaşasaydı böyle çalardı dedim. Daha sonra buraya ağıt yaktırmak için çağırdığım kadın 3 ay sonra vefat etti. Biraz daha erteleseydim yapamayacaktım ve kadının evinde fotoğrafı yok ama benim çektiğim video sayesinde o kadının TRT’de belgeseli yayınlandı. Halk kültürünü çok seviyorum. Benim yolum bu köye düştü, bu köye hizmet ediyorum. Burasıda güzel ülkemin bir toprağı. İşin ilginç tarafı Muğla’nın ilgisi çok az. Muğla’yı bırak Yatağan’dan bile gelen olmuyor. Bazen turlar geliyor. Aydın’dan, Denizli’den gelen öğrenciler beni soru yağmuruna tutuyor Muğlalılar ise dönüp arkasını gidiyor ben çözemedim bu işi. Tahir Usta aslen Pisiliymiş (Yeşilyurt Mahallesi). Mezarı da ordadır. Tahir Usta’nın heykeli yapılmalı bence. Ben bu hikâyeyi çok seviyorum. Yatağan’ı ve Muğla’yı çok seviyorum. Kapımız herkese açık. Yemek, içmek bir kenara benimle sohbet isteyen herkesi beklerim.”

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.