Ana Sayfa Menteşe Haberleri, Muğla Haberleri, ŞEHİTLERİMİZ, Son Dakika 22 Mayıs 2020

Şehit Ailelerimiz

11 ayın sultanı Ramazan ayı boyunca, vatanı uğruna şehit düşmüş Muğlalı şehitlerimizi hatırlamak ve her birini yad etmek amacıyla Şehit ailelerimizle sizler için söyleşiler gerçekleştirdik. Son röportajımızı 12 Mayıs 1998 yılında Tunceli’de şehit olan Kazım Çağlar’ın kardeşi Bakiye Çağlar ile gerçekleştirdik.

Polis Memuru Kazım Çağlar: 12 Mayıs 1998 yılında Tunceli’de terör örgütleri tarafından mayın döşenen tuzağına düşmesi sonucu şehit düşmüştür. Mezarı, Menteşe yeni mezarlık şehitliğindedir.

Dilerseniz şehit kardeşi Bakiye Çağlar ile röportajımıza kendisini tanıyarak başlayalım.

– Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Bakiye Çağlar. Muğlalıyım. 59 yaşındayım. Şehidimizin ablasıyım. Şehidimizin hanımı, çocukları İstanbul’da yaşıyor. Üniversiteyi bitirmiş bir oğlu var.

Kardeşiniz Kazım Çağlar nerede, ne zaman ve nasıl şehit oldu?

1998 yılında Tunceli’de 12 Mayıs’ta yere mayın döşenen tuzağa düşmesiyle şehit düştü. 28 yaşındaydı şehit olduğunda. Oğlu babasını bilmez, hatırlamaz. Eşi polisti. Okulda tanıştılar evlendiler. Önce Tokat sonra Tunceli’ye göreve gittiler. Tunceli’de de görev süresi bitmişti. Başka bir yere tayin olacaklardı. Babam rahatsızdı. Babamı kaydettik, arkasından kardeşimi şehit verdik. Üst üste oldu her şey. Biz annemle birlikte yaşıyorduk o dönemden sonra. Annemde açık kalp ameliyatı oldu. O kadar acı bir şey ki, hastanede kardeşimin naaşı morgda annem yukarda yoğun bakımdaydı. Kardeşimin cenazesi Dalaman’a geldi uçakla. Oradan aldık geldik. Annem duyduktan sonra yoğun bakıma kalktı zaten.

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Biliyorum acınızın tarifi yok ama bir şehit ablası olarak neler hissediyorsunuz?

Tarif edilemez bir acı. Bu acının tarifi yok asla. Annem de hep hastanede olduğu için, kardeşimin naaşı için polisler falan gelirdi. Annemde onu ziyarete geliyorlar sanırdı. Hâlbuki kardeşimin morgda naaşı yatıyordu. Annem 2010 yılında vefat etti. 2010 yılına kadar her gün sabah kalkar, kardeşimin fotoğrafına bakar günaydın, iyi geceler demeden bir günü atlamazdı. Tarifsiz bir durum.

-Şehit ailesi olarak yaşadığınız sıkıntılar var mı?

Çok şükür bir sıkıntımız yok. Hiç kimseden bir beklentimiz yok. Kardeşimin özlemi dışında hiçbir sıkıntım yok.

– Devletimizin şehit ailelerine olan hassasiyetini biliyoruz. Devletimizi yanınızda gördükçe neler hissediyorsunuz?

Kardeşim özel harekat polisiydi. Özel harekât polisleri beni sık sık ziyarete gelir. Sağ olsunlar hiç yalnız bırakmazlar. Devletin desteğini hissediyoruz. Sağ olsunlar. Gururluyuz ama acı doluyuz.

– Şehit haberlerini izlediğiniz zaman neler hissediyorsunuz?

Ben şehit haberlerini izlemiyorum. Bir şehit haberi duyduğun zaman aynı olayları tekrar yaşıyorsun. Yaşamayan asla anlayamaz. 3 kardeşiz biz. En büyükleri benim. Şehit olan kardeşimi ben okuttum, askere ben gönderdim. O yüzden kendi çocuğum gibi çok üzüldüm. O zamanlar otelde çalışıyordu kardeşim. Bende çalışıyordum tabi. O zamanlar Tansu Çiller zamanıydı. Özel harekâtçıların alındığı yasa çıkmıştı. Kardeşime sende git dedim. O şekilde özel harekât polisi oldu. Ama git dedim diye çok vicdan azabı duydum. Keşke göndermeseydim dedim. Babam vefat ettiğinde eve geldiğinde dikkat et kendine diye uyarmıştım. Şöyle alnını açtı ve “burada ne yazıyorsa abla o yaşanır” dedi. Hiç korkmazdı.

-Kardeşinizle yaşadığınız, unutamadığınız bir anınız var mı?

Kardeşim şehit olmadan rüyamda gördüm. Kardeşimle birlikte bir tane teröristi koşturuyoruz, yakalamaya çalışıyoruz. Sonra kardeşimin silahını aldım geldim çekyatların içine koydum. Ondan sonra rüyamı anneme anlatmıştım. Anneler günüydü Mayıs’ta. Annem de telefonda konuştuk “kötü düşünme iyidir” dedi. Akrabamızın evinde mevlit olacaktı. Ben o zaman çalışıyordum. Annem “ben oraya gideceğim sende oraya gel” dedi. Orada otururken televizyonda alt yazı geçmiş. Kazım Çağlar şehit oldu diye. Ama biz görmedik. Muhtar sürekli bizi arıyormuş. Sonra gece telefon ettiler. “Kazım vurulmuş” dediler. Karakola gittik apar topar. Komiser bize ölmediğini söyledi. Bizde ilk uçakla hemen gidelim istedik. Sürekli Tunceli’deki evi arıyoruz ama cevap yok. Sonra “şehit oldu” dediler. Ben oturdum kaldım ayaklarım tutmadı. Sonra eve geldik. Annem duyduğu anda zaten yoğun bakıma kalktı. Kardeşim Gökova’yı çok severdi. Öyle bir şey ki, Dalaman’dan cenazeyi getirirken emniyetin arabası Gökova’yı gören manzaralı tepede bozuldu. Sonra başka arabayla getirdik. Yaşamayan bilemez. Çok acı günlerden geçtik. Şehit olmadan önce bir sürü video çekmiş. Arkasında sanki bırakmak ister gibi. İçine doğmuş gibi. Bu arabam, bu köpeğim, bu eşyalarım diye. Hissediyorlar tabi.

Röportajımızı sonlandırırken, söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hayat hepimizden bir şeyleri alıp götürüyor. Bir şehit ablası olarak ben şehitlerimizin ismini parklara verilmesini isterim. Sadece kardeşim için söylemiyorum. Her şehidimiz için bir tane park olsa fena olmaz. Basın parkı yaptıkları gibi birde şehit parkı yapsalar, şehitlerimizin fotoğrafını koyulup isimleri parklara verilsin. Şehitler vurulunca değil, unutulunca ölürler. Şehitlerimizin ismi yaşasın. Unutulmasın. Allah kimseye sevdiklerinin yokluğunu göstermesin.

Bizleri evinizde konuk ettiğiniz için teşekkür ediyor, acınızı yürekten paylaşıyoruz.

Vatanı için canını feda eden şehitlerimize mübarek Ramazan ayında bir Fatiha’yı esirgemeyelim.

 

 

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.