Ana Sayfa Köşe Yazarları, Son Dakika 26.06.2020 574 Görüntüleme

TAPINAK  ŞÖVALYELERİ

Bugünkü konumuz tapınakçılar. Milliliği kalmamış, son kullanım tarihi geçmiş, tedavülden kalkmış, geçersiz akçe haline gelmişler. Atatürk’ü ilah, Anıtkabir’i kabe, kemalizmi din gibi göstermeye çalışan ve tüm kirli işlerinde, Atatürk gibi ulusal bir değeri atlama tahtası olarak kullanan, onun   arkasına saklanmayı alışkanlık haline getirmiş malum zümre. Sözde kemalistler! Chp liler.

Bilinçli beyinlerin kurguladığı oyunların, bilinçsiz kurbanları, zavallı oyuncuları.

Son marifetleri de malumunuz. Kimi baroların ayaklanmasına vesile oldular.

Baroları akıl okumak, Ankara’ya yürümek, basın açıklaması yapmak,  Anıtkabir’e dilek tutmaya gitmek, polisle çatışmaya girmek için zorlayan, teşvik eden hatta tahrik eden olayların müsebbibi onlar. Bunu ya milletvekilleri! ya il başkanları, veya partilerinin farklı organlarına üye olanlar vasıtası ile yapıyor Nasreddin Hoca misali göle çalmaya kalkıştıkları maya için “Ya tutarsa…” hesabı ile iktidarı yıpratmak, hatta gülünç ama iktidar olabilmeyi hayal ediyorlar. Birileri ise onların da oyuncu olduğu bu hikayelerin farkında olmadan figüranı oluyor.

Olayların nasıl başladığını bir hatırlayalım.

Fitili ilk ateşleyenler Chp li Kadıköy ve Şişli Belediyelerinin Kent konseyleri oldu.

“LGBTİ çocuklar” paylaşımları ile başlayan soysuzluk ve sorumsuzluk eylemlerine  “lezbiyen, travesti, eşcinsel çocuklar” pankartları açarak devam ettiler.Amaç kendi  gençlikleri gibi kaybolmuş, ziyan olmuş hatta cinsel sapkınlığı normalmiş gibi görecek bir neslin alt yapısını oluşturmaktı.

Bu hadsiz ve soysuz eylemi gören başında Sayın  Prof. Dr. Ali Erbaş’ın bulunduğu Diyanet İşleri Başkanlığı gerek sözlü beyan gerekse Cuma Hutbesinde İslam Din’inin aynı cins bireylerin ilişkisini haram kıldığını, bu tür ilişkilerde bulunanların Kur’an’ da belirtildiği ve emredildiği üzere lanetlendiğine dair ayeti,  meali ile birlikte  hatırlatarak görevini yaptı.

Ardından chp genel başkan yardımcısı Mehmet Bekaroğlu katıldığı bir radyo programında Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklamalarını, Kur’an’ın emirleri değil de kendi kişisel düşünceleri gibi lanse etmeye çalıştı.

 

Memleketin tüm hukuki sorunlarını çözmüş, sıranın  uçkur konusundaki sorunlar veya sapkınlıkların, vatandaşın   bireysel tercihi olarak kabul edebilmesi ile ilgili hukuki hak aşamasına geldiğini düşünen ve bunu  kendine dert edinmiş Ankara Barosu haddi ve yetkisi olmamasına rağmen, Diyaneti ve başında bulunan  Prod. Dr. Ali Erbaş’ı hedef alan bir karşı açıklama yaptı.

Chp zihniyetinin eylem ve söylem bazında s…nı göremeyen  Ankara Barosu, Diyaneti hedef alan açıklamaları ile tuttu,  bir de bunu sıvadı.

Bu güne dek halkın değerlerini hiçe sayan, gerçek ve kutsal hiçbir bağ, hiçbir aidiyeti olmayan, bu yüzdende bir türlü halkın teveccühüne mazhar olamayan chp zihniyeti, olaya Ankara Barosu’nun da dahil olması ile, çuvaldan mızrak çıkartmaya çalışırken  mızrağın ucunu (hep yaptığı gibi)  elinden kaçırıp,  yapılanmaları nedeni ile zaten kendi içinde sıkıntı yaşayan barolara …

Geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi ülkedeki tüm avukatların % 60’ ını üyesi olarak bulunduran İstanbul, Ankara ve İzmir Baro yönetimleri,  örneğin İstanbul Barosu nun başındaki isim barosuna kayıtlı elli bin  civarı avukatın sadece  sekiz bininin oyunu alarak seçilmiş, diğer  kırk iki bin üye avukatı (mevzuat zorunlu tutmasa ) temsil edemiyorken, gerek Ankara gerekse İzmir Baro larında da durum aynı olup meşruluklarını ve temsil yetkilerini avukat camiası içine sindiremiyorken, Chp nin başı çektiği, Ankara Baro’sunun da balıklama atladığı “Cami duvarına işemek” eylemi seçmenin % 54’ ünün oyunu almış Cumhur İttifak’ı için bardağı taşıran son damla oldu.

Varlık geçmişi darbeleri desteklemekle, inanç ve ideoloji çatışmalarına yol açan karar ve söylemlerle anılan özellikle üç büyük baronun son eyleminde de  yönetimlerinde bulunan azınlık avukatların kararı etkili oldu, oy alamadıkları  ve ezici çoğunluğu oluşturan diğer  avukatların görüşü alınmadan bir eylem planlanmasına geçildi.

Yürüyüş hak arayışı değil, mevcut statükoyu koruma, ideolojik yapılanmalarının bozulmaması amaçlıydı.

Bu yürüyüş kararı alınmadan önce halen TBB Başkanı olarak görevine devam eden ve tüm baroların başında bulunan Sayın Prof. Dr. Metin Feyzioğlu İstanbul, Ankara ve İzmir Baro’ larına çağrıda bulunarak, baroların mevcut durumunu  siyasi zeminde  hükümet ve ilgili bakanlıkla müzakere etmeye davet etti, fakat ülkenin bu üç barosu davete icabet etmeyip, görüşmelerde Sayın Metin Feyzioğlu ‘nu yalnız bıraktılar.

Ortada henüz bir  taslak, bir metin ve teklif bile bulunmamasına rağmen  üç baro önderliğinde  bir yürüyüşün planlanması, üstelik bu yürüyüşün tam da Hdp nin “Darbeye Karşı Demokrasi” ismini verdikleri yürüyüş tarihi ile çakışacak şekilde planlanmış olması manidardır.

Ankara girişinde,  yasaları ezbere bilmesi gereken baro başkanları ve yanındakilerin, açıklama yapmak ve yürümek istedikleri yer için önceden valilikten izin almamış, yer, tarih ve zaman konusunda bir müracaatta bulunmamış olmaları, Anayasa’ nın 34. maddesinin 1. fıkrasına göre   yürüyüş ve gösteri  haklarından bahsederken aynı konuda kanunun  mülki amire bilgi verilmesi ve amirden izin alınması  konusunda getirdiği zorunluluğa riayet etmemeleri, bu kanunları bilmiyor veya yokmuş gibi hareketle , hakkı savunanın kendisi hakkı koruyanın ise polis olduğunu unutarak, emniyet mensubu polislerimizle bir arbede yaşanmasına sebep olmaları da asla avukat kimliği ve meslek onuru ile bağdaşır, kabul edilebilir değildi.

Sonuç olarak gerek sayısal gerek temsil anlamında azınlık oyları ile  varlığını devam ettiren mevcut barolar ve yönetimleri , meşru yolları denemeden ve sonu düşünülmeden attıkları bu adımla çoklu baro olmasa bile baroların mevcut seçim sistemlerinde ciddi bir değişikliğin zorunluluğunu, baro yönetimlerinin adil bir biçimde oluşmasının ve çoğunluğun temsil edildiği meslek odalarına dönüşmesinin gerekliliğini bir kez daha gösterdi.

Şimdi sıra, bu ülkede huzuru, refahı, inanç bağlamında birlik ve beraberliği sabote etme niyetinde olanların amacına hizmet etmeye yeltenecek adı , ünvanı ve statüsü ne olursa olsun, kendilerini bir tür tapınak şövalyesi gibi görenlere, bu ülkede  tapınak şövalyelerine ihtiyaç olmadığının altını, buna niyetlenenlerin üstünü çizme zamanının geldiğinin gösterilmesine geldi.

Her şer içinde bir hayrı saklar dedikleri bu olsa gerek.

Selam ve dua ile.

 

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

reklam