Ana Sayfa Köşe Yazarları, Son Dakika 13.07.2020 427 Görüntüleme

YENİ BAŞLIYORUZ

Youtube tan yayın yapan Sözcü tv’nin 10.07.2010 tarihinde  Nevşin Mengü’nün konuğu “bizim” siyasetimizin Süper Mario’su, pardon Süper Babaannesi Meral Akşener’di. Nevşin Mengü’nün sorduğu “Ayasofya açılacak mı, açılmayacak mı?” sorusuna kendinden gayet emin          “Sn. Erdoğan’ın şöyle bir  A4 e yazmasına bakar, ama bakın buradan iddia ediyorum. Sn Erdoğan onu açamaz.” dedi.

Daha önce ki “Hele bir 15 Temmuz gelsin, ben başbakan olacağım…” benzeri pek çok kehaneti gibi bu da boş çıktı.

Belli ki Sn. Erdoğan’ı hala tanıyamamış olmanın cehaleti ile konuşuyordu.

Bugün Ayasofya’nın (batıda ki ilk ismi Megale Ekklesia – Büyük Kilise  daha sonraki adı ile Hagia Sophia’nın – Kutsal Bilgelik) minarelerinde ezan,  içinde iman etmiş müslüman hasreti sona erdi.

Şükürler olsun.

Ayasaofya’nın ibadete açılması kararına dünyanın tepkisine gelince…

Yunanistan Başbakanı K. Miçotakis  “Ayasofya’yı dünya mirası olarak tanıyan herkesi rahatsız eden bir adım” olarak,

UNESCO  “Türkiye’nin kararından üzüntü duyduklarını…” belirterek,

ABD Dışişleri Bakanlığı “Türkiye’nin kararından hayal kırıklığına uğradık” diyerek,

Rus Ortadoks Kilisesi ise kararın daha fazla bölünmeye yol açabileceğini söyleyerek,

Putin “Türkiye’nin iç meselesi…”

Ve

Papa “Üzgün”  olduğunu belirterek karşıladı.

Hepsi aynı iyi niyet! ve inanç! bağlamında konuyu ele alıp,  teessürlerini teessüflerini bildirmeye başladı.

Oysa daha kısa bir süre önce, Ayasofya’da bir kendini bilmezin bale figürleri sergilemesi bir başka kendini bilmezin anadan doğma fotoğraflarının çekilmesi, bunların haberleri  gazete, tv ve sosyal medyada paylaşılıp, inanan müslüman insanlar üzerinde infial uyandırdığı zaman teessürlerini ve teessüflerini sunmaya gerek duymamışlardı.

Kurtuba Camiinin katedral olarak kullanılıyor olmasına, İsrail’in Mescid-i Aksa’ya   (Hz. Süleyman Mescid-i) tecavüzüne, Filistin’de onlarca camii hatta kiliseyi, Ermenilerin Dağlık Karabağ’da, Sırpların  Srebrenitsa’ da yüzlerce camiiyi yakıp yıkmasına ses çıkartmadılar.

Bunların dertleri tarih boyunca İslam ve müslümanlar oldu.

Şimdi de dertleri asla kilise veya Ayasofya değil.Öyle olsa İsrail’in yıktığı kiliselere de kayıtsız kalmazlardı.

Hristiyan dünyasının inanışına göre ne dün ne de bugün müslümanların hassasiyetlerinin bir önemi yok.Yeter ki baba – oğul ve kutsal ruhun karşısına İslamiyet çıkartılmasın, İslam’la Hristiyanlık mukayese edilmesin.Üç tanrısı ve yüzlerce azizi, azizesi olan bir dinin yanında tek Allah’a inanan müslümanların değerlerine saygı duymaya gerek görmüyorlar.

Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması, onlara göre hristiyan dünyasının geçmişte yaşadığı bir  yenilgiyi hatırlatan, Fatih’in ruhuna sahip bir milletin tekrar dirilişi anlamını taşıyor.Asıl korkuları Osmanlı’nın geri dönmesi.

Bunu kabul etmek istemiyor, fakat bugünkü Türkiye’ye bu konuda ultimatom veremeyeceklerini de iyi biliyorlar.

Ve yine görünen o ki bu konu ülkemiz üzerinde art niyet taşıyan tüm ülkeler için  uluslararası siyasette bahane olarak kullanılacak..

Kimi Libya, kimi Akdeniz, kimi  Mavi Akım, kimi Suriye, kimi Kıbrıs ve Ege üzerindeki hesaplarına Ayasofya’yı bahane edecek, aleyhte propaganda için Ayasofya’yı kılıf yapacaklar.

İyi de…

Bu devlet ve  bu yönetim kimden gelirse gelsin, gelen ve gelebilecek tepkilere pabuç bırakır mı?

Bu ittifak (Cumhur İttifak’ı) pes edecek, pardon diyecek, geri adım atıp özür dileyecek bir ittifak mı?

Hayır!

Sanırız batı hala Türk’teki değişimin, dönüşümün farkında değil.Hala  adı millet ittifakı olanlarla devleti yönetenler arasındaki farktan bi haber. Meclisteki 2002 öncesi siyasilerin ve siyasi anlayışın artıklarına bakarak bize istikamet verebileceklerini düşünüyor veya en azından bir umutla şanslarını deniyorlar.

Oysa atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.

Danıştay kararının mecliste açıklanması sırasında kararı ayakta alkışlayanalar Ak Parti ve Milliyetçi Hareket Parti’li vekillerdi. Diğerleri oturdukları yerde ne yapacaklarını bilemez bir şekilde öylece kalakalmış bir şekilde beklediler.

Millet adına bir his, inanç adına bir emare göstermeden…

Milletin  seçtiği, beni benim duygularımı temsil et dediği, maaşını ödediği, işini yapabilme adına dokunulmazlık verdiği insanlar taş kesilmiş, putlaşmış, donup kalmışlardı.

Babaanne, içi kan ağlaya ağlaya minareleri olmayan bir Ayasofya resmi paylaştı.

Sanatçı kılıklı kimi soytarılar “Değil Ayasofya’yı Vatikan’ı da ibadete açsan, bizim için bir anlamı, değeri yok.” tarzı paylaşımlar yaptı.

Danıştay kararının açıklanma saati de çok ince bir düşünce ile 14.53 olarak tespit edilmişti.

14,53 yani 1453.

Suriye’ye kendi cebinden 50 ev bağışlayan Sn. Devlet Başkanımız bu seferde Ayasofya’nın 14.000 m2 halısını yine kendi cebinden yaptırmaya başladı.

Aynı şekilde Sn. Devlet Bahçeli’de çorbada benim de tuzum bulunsun diyerek Ayasofya için  farklı bir ihtiyacı karşılayacağını belirtti.

Lozan’ın rövanşının olacağını ifade etsin diye, Lozan hezimetinin yıl dönümünde, hatta bir milleti mahkum eden imzayı atan  Sağır İsmet’in kulakları da çınlasın diye, Ayasofya’nın açılış tarihi 24 Temmuz olarak belirlendi.

Ve Sn. Devlet Başkanımız “Hürriyetine kavuşması gereken başka mekanlar da var, Mescid-i Aksa gibi…” dedi.

O yaparken dünya izlemeye, o konuşurken dünya dinlemeye devam ediyor.

Ve içimizde ki Muharrem İnce gibi imanı bütün! yabancılar, kimi meclis mensupları,

 

“Ayasofya’ya davet edilirsem giderim.” diyorlar.

Belli ki ezanın  tüm müslümanlar için namaza davet olduğunu bilmiyorlar…

Selam ve dua ile.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Mahkemeler tedbirli devam edecek

Mahkemeler tedbirli devam edecek

reklam