Umut Dağıtan Kostüm Perisi Öznur Özdemir

Umut Dağıtan Kostüm Perisi Öznur Özdemir
16 yaşında geçirdiği bir rahatsızlıktan sonra hayatını bu rahatsızlığa neden olan hastalıkla mücadeleye ve kanserle mücadele eden herkese yardım etmeye...

16 yaşında geçirdiği bir rahatsızlıktan sonra hayatını bu rahatsızlığa neden olan hastalıkla mücadeleye ve kanserle mücadele eden herkese yardım etmeye adayan 2 çocuk annesi Öznur Özdemir, aynı zamanda ‘Ozi’nin Atölyesi’nde’ kumaşa hayat veren bir kostüm perisi. Kanserle mücadeleyi bir oyun gibi gören ve kanser gibi hayatı olumsuz etkileyen hastalıklara karşı bir iyilik meleği gibi adeta savaş açan Özdemir, her şeye rağmen hayatın yaşamaya değer olduğunu ve her şartta ayakta kalmanın mümkün olduğunu öğretmek için canla başla çalışıyor. Geçtiğimiz gün Yaratıcı Drama Eğitmenliği/Liderliği eğitimini tamamlayıp belgesine kavuşan Öznur Özdemir, dramanın ve dikiş nakış öğretmenliğinin hayatına kattığı güzelliklerle, insanlara umut dağıtma misyonunu anlattı.

 

Bize kendinizden ve Ozi’nin Atölyesi’nden bahseder misiniz?

Milas Belediyesi’nde Drama Öğretmeniyim. 39 yaşındayım, 2 çocuk annesiyim. 19 yaşında kızım, 12 yaşında oğlum var. Yaşamımı hep zor şartlar altında geçirdim ve kendime bir hedef belirledim. Benim gibi zor şartlardan geçen insanlara elimden geldiğince destek olmaya çalıştım. Bunun yanı sıra benim kendime ait bir kostüm atölyem var. Bu atölyede kadınlara kostüm dikmeyi öğretiyorum. Günün belirli saatlerinde geliyorlar. Dikiş dikmeyi öğreniyorlar ve sonrasında öğrendikleri bu bilgilerle dışarıya dikiş dikiyorlar. Gerek evde gerekse benim atölyemde. Dışarıdan kostüm siparişleri alıyorum, onlara diktiriyorum. Bütün para onlara kalıyor, ben de bu şekilde daha fazla insana ulaşmış oluyorum. Bu sene 18 kişiye kadar ulaştık. İnşallah daha fazla kişiye ulaşacağız. Elimizden geldiğince destek olacağız. Bu sene bin 800 kostüme ulaştık. Bu 18 kişi neredeyse 100’er tane kostüm diktiler. Ve bu şekilde köy okullarına destek sağladık. Özel okullara destekler sağladık. Kostümleri dikiyoruz, koreografileri ben çalıştırıyorum ücretsiz olarak. Dolayısıyla insanlar hem böyle bir teklife açık oluyorlar hem de daha fazla kişiye ulaşmış oluyoruz. Kostümleri kiralama usulü veriyoruz. Parça başı  10 TL gibi cüzi bir miktarda tuttuk. Örneğin bir halk oyunları kostümünü  50 TL’ye kiralamış oluyorlar.  300-400 TL vermek yerine 50 TL’ye bu ihtiyaçlarını karşılamış oluyorlar. Gelen parayı kuru temizlemeye veriyoruz, artan parayla kumaş alıyoruz. Bu şekilde yeniden dikime geçiyoruz. Bu şekilde hem çocuklar seviniyor hem de kadınlara yeni bir iş imkanı sağlamış oluyoruz.

Hasta insanlara yardım eli uzatıyorsunuz, bunu bir misyon edinmişsiniz. Bu nasıl oldu?

Benim çocukluğumdan bu yana, 16 yaşındayken bir rahatsızlığa yakalandım. Sonrasında ameliyatlar geçirdim. Doğumlarla biraz daha iyileştim ama daha sonra tekrarladı maalesef. Bununla mücadeleyi artık kendime bir oyun gibi görmeye başladım. İnsanlara da bu yöntemi öğretmeye çalıştım. Şu anda bu rahatsızlıkla olan mücadeleyi kazandım, iyileştim.  Aslında dramanın bana en çok kazandırdığı şeylerden bir tanesi bu. Drama benim için bir yöntem oldu gerçekten. Sadece derslerle değil, hayat felsefesi haline getirdim ben bunu. Şu anda benim gibi olan insanlara ya da çevresinde bu tür zorda kalan insanlara elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. Ailesinde kanser geçirmiş, eşi ölmüş ya da boşanmış kadınlara, babasız kalmış insanlara hayatta kalma mücadelesinde aslında tek başlarına olmadıklarını, tek başlarına da hayatta kalabileceklerini, kendi ayaklarının üzerinde kalarak yeni bir hayat çizebileceklerini öğretmekti amacım. Ne mutlu ki, bu şansı da iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. İstanbul’dan Milas’a geleli 5 yıl oldu ama şimdi bunlar sayesinde çok büyük bir ailem oldu. Birbirimize destek oluyoruz. Arkadaş çevresi değil; hepimiz aynı yolun yolcusu olduk. Dikiş sayesinde aslında insanlara dikiş dikerek neler yapabileceklerini, dikiş dikerek kendi hayatlarını nasıl idame ettireceklerini, en azından bir kadının da kendi ayakları üzerinde durabileceğini göstermiş olduk.

 

Rahatsızlığınız artık iyileşti mi?

Evet iyileştim. Şu anda hiçbir şekilde kendimi hasta gibi görmüyorum. Sabah 8’de kalkıyorum, gece 2 buçukta yatıyorum. Kafamı işle, başka insanların hayatlarıyla meşgul ediyorum. Çocuklarımla zaman geçiriyorum, öğencilerimle zaman geçiriyorum. Örneğin benim iyileşmemdeki en büyük etken otistik çocuklardı. Bizim orada Karadeveci Rehabilitasyon Merkezi’nde yatalak 60 tane hasta var. Bunların 20 tanesi otistik öğrencilerdi. Onlarla beraber Engelliler Haftası’nda çok güzel bir oyun çıkardık. Çok güzel bir sahneleme yaptık. Gönüllü olabilmek adına gitmiştim ama ben onlara faydalı olacağım derken aslında onlar bana faydalı oldu. Onlarla geçirdiğim süreç o kadar güzeldi ki, onların yanına her gittiğimde sevginin nasıl karşılıksız ve güzel, çıkarsız olduğunu gösterdiler bana. Benim 2 değil, şu anda 220 tane çocuğum var. Bundan dolayı da çok mutluyum. İnsanlarda bulunan ego o kadar büyük ki, çocuklarda bunu göremiyorsunuz.

 

Atölyenizin adını nerden esinlendiniz?

Ozi’nin atölyesi şurada çıktı; ismim Öznur, ama İngilizce’de Oz olarak kullanacaktım, Oz Büyücüsü’nden ben çok esinlenmiştim aslına bakarsanız. Ben bir kostüm perisi olarak açacaktım, eşimin adı İlhan, Oz-Ozi oldu. O bizim ortak bir alanımız oldu. Eşim bu süreçte bana çok destek verdi. Halk Eğitim Merkezi’nde dikiş nakış öğretmenliği yaptım. Daha sonra Ozi’nin Atölyesi’ni kurdum. Bu yıl dördüncü senemiz. Çok insan buna alıştım. Öğrencilerim bile bana artık Ozi diyor. 2015’te kurdum. Geçen dört yıl bana dörtyüz yıl gibi geldi. Çünkü atölyede o kadar çok hayat hikayesi, o kadar çok insanın el emeği var ki. Tek başıma olmadım ben, benimle beraber güllerim oldu. Biz atölye içerisinde birbirimize Ozi’nin gülleri diyoruz. İnsanları güldürmek amacıyla yapmış olduğum bir çalışmaydı bu. Hiçbir zaman para kazanma hedefim olmadı. Para bugün kazanılır, yarın gider. Nasılki bir yangında her şey yok olabiliyorsa öncelikle yapılması gereken insanın kendini ve hayatı sevmesi.

4 yılda kaç kişiye dikiş nakış eğitimi verdiniz?

200 kişiden fazladır, ama şu anda 18 civarı devam eden var. Halk Eğitim Merkezi’nde dikiş nakış öğretmenliği yaptığım dönemlerde, köylerde yapıyorduk biz bu eğitimi. Köydeki kadınların inek sağmak, zeytin toplamak gibi meşgaleleri varken biz onlara sökük dikmeyi öğrettik. Önce ineklerini sağdık, zeytinlerini topladık, sonra kursa getirmelerini sağladık. Çok zordu o süreç. Köylü kadınlarla ürettiklerimizin sonucunda hepsini podyumda bir manken haline getirdik. Keşkek, pilav etkinliğiyle birlikte bir defile düzenledik. Sonrasında her birine birer dikiş makinası aldım hediye. Çalışıp kazandıkları paralarla. Her birine bu şekilde yardımcı olmaya devam edeceğim. Çok zor bir çocukluk yaşadım. Çocukların yetiştirilmesinde daha çok annelerin rolü olduğu için daha çok kadınlarla ilgilendim. Onları yetiştirmekti yeni hedefim. Onları da Ozi’nin Atölyesi sayesinde yaptığımı düşünüyorum.

 

Milas Yardım Eli Platformu’ndan bahseder misiniz?

Milas içerisinde Milas Yardım Eli olarak bir grup kurduk. Burada yardıma ihtiyacı olan insanlara elimizden geldiğince destek vermeye çalışıyoruz. Kıyafet, yiyecek, eşya yardımlarında bulunuyoruz. Özellikle yatalak ya da kötü hastalık durumları geçirmiş olan insanlara yardım ediyoruz. Milas Yardım Eli facebook grubu içerisinde evi yanan insanlar var, evsiz kalanlar, kocası cezaevine girmiş, hayatta kalma mücadelesi veren kadınlar var. Bunlar gibi insanlara kendi grubumuz içerisinde facebook ve sosyal medya platformları üzerinde yazışarak yardımlar topluyoruz. Gerek erzak yardımları, gerek eşya yardımları yapıyoruz. Bunun yanı sıra çocuklarına da ücretsiz drama dersi veriyorum. Bunların da elimden geldiğince ailelerini, kadınları bilinçlendirmeye çalışıyorum. Milas’ta Nisan ayında bir ev yangını oldu maalesef. Ondan sonra evsiz kalan evinde hiç eşyası olmayan insanlar oldular. Bir arkadaşımız evini verdi kiralık olarak. Biz de elimizden geldiğince ona eşya sağlamaya çalıştık. Mesela eşi şeker hastası, kendisi maalesef bacağını kaybetmiş biri vardı. Onlara elimizden geldiğince eşya yardımında bulunduk. Bunları söylemek değil de yapmak birinci önceliğimiz. Çünkü hepimiz o acıyı yaşayabiliriz.

Röportaj: Sevil OLUÇ

Bu haber toplam 915 defa okunmuştur
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.