MÜLTECİ BOMBASIYLA PATLATACAKLAR

MÜLTECİ BOMBASIYLA PATLATACAKLAR
Türkiye’yi yıllarca idare eden siyasiler için “AB bir medeniyet projesi”, “içine girilmesi gereken bir birlik”, “işsizliğin, aşsızlığın son...

Türkiye’yi yıllarca idare eden siyasiler için “AB bir medeniyet projesi”, “içine girilmesi gereken bir birlik”, “işsizliğin, aşsızlığın son bulacağı kapı” da, AB için Türkiye nasıl bir ülke, bunu anlamak için şu mülteci krizinde takındıkları tavra bakmamız yeterli…

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki; kendilerine sığınan mültecilerin kadınlarını fahişe haline getiren, çocuklarını kaçırıp köle yapan, yanlarında getirdikleri ziynetleri el koyan ve daha birçok zulmü reva gören AB’nin nasıl bir medeniyet projesi olduğu net ve açık…

***

Yunanistan krize girdiği zaman, AB’nin “batana bir tekme de sen vur” tavrı da “içine girilmesi gereken bir birlik” olduğu düşüncesini çürütüyor. Üstelik para birliği sebebiyle ekonomisi perişan ve borç batağında olan birçok AB ülkesi mülteci krizini bahane ederek Schengen’i askıya aldı. AB’li liderlerin ifadesiyle Schengen biterse AB de biter.

AB’nin yaşadığı bu durum, 2000’li yılların başında “AB 15 yıl içinde dağılacaktır” öngörüsünde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş’ı bir kez daha doğruladı. AB ülkelerinin işsizlik verileri ve AB’nin bu noktadaki çıkmazı da AB’nin bir iş ve aş kapısı olmadığını, tam tersine işsizlik ve aşsızlığın her geçen gün arttığı bir bataklık olduğunu göstermektedir.

***

Peki, AB’nin gözlüğüyle Türkiye nasıl bir ülke, bunu yaşanan son gelişmelerle değerlendirelim. Almanya Başbakanı Angela Merkel, mülteci kriziyle alakalı 2. kez Ankara’ya geldi. Daha önce bu konuyla alakalı 18 Ekim 2015’te gelmişti. Bunun dışında da Merkel, Davutoğlu ile yurtdışında 3 görüşme daha yaptı. Konu hep aynı, mülteci krizi…

Merkel’in ilettiği AB talepleri şunlar: Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya geçişinin Türkiye’de engellenmesi, bu konuda Avrupa polisi Europol ve AB’nin sınır güvenliğinden sorumlu FRONTEX ile beraber çalışılması, Türkiye üzerinden geçenlerin Türkiye’ye geri iade edilmesi… Bu manada geçtiğimiz Kasım ayında imzalanan göç eylem planının acilen devreye konulması isteniyor.

Türkiye siyaseti ise, mutabakat çerçevesinde AB’nin söz verdiği 3 milyar euro’nun acilen Türkiye’ye verilmesini, AB ile üyelik müzakerelerinin hızlandırılmasını ve Schengen vizesi muafiyetinin Ekim ayında yürürlüğe girmesini istiyor.

***

İstiyor istemesine ama para yardımını AB ülkeleri başta İtalya olmak üzere veto ediyor, umutsuz vaka… Verseler bile şu ana kadar Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle 10 milyar dolar harcanmış, dişimizin kovuğunu bile doldurmayacak.

Müzakerelerin hızlanması ya da yavaşlaması hiçbir anlam ifade etmiyor, çünkü fasıllar açılmıyor, açılsa kapanmıyor, kapansa yeniden açılıp sil baştan yapılabiliyor, her şeyden önemlisi bütün fasıllar bitse bile son kararı AB halkları verecek, yani sadece Güney Rum kesimi veto etse üyelik mümkün olamayacak. Schengen konusu ise tamamen kapalı… Bugün AB ülkeleri kendi aralarında, kendi üyelerine vize uygulaması başlattı ki, üye olmayan, olması da mümkün olmayan Türkiye’nin Shengen’e dahil edilmesi asla mümkün değil. Üstelik mülteci çöplüğüne dönüştürülen Türkiye’ye bundan sonra kapılar daha da kapatılacak. İşin garip tarafı, AB kendisi, mültecilere kapıları tamamen kapatırken, Türkiye’ye Suriye sınırına yığılmış olan yeni mülteciler için “kapıları sonuna kadar aç” talimatı veriyor.  AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Türkiye’ye “Sınırı açın” çağrısı yaptı. Batı basını da bu konuda ardı ardına çıkan haber ve analizlerle ajitasyon yaparak kamuoyu baskısı oluşturma derdinde…

***

Örneğin, İngiliz Times gazetesinin, Halep merkezli yeni göç dalgasını değerlendirdiği haberinde, binlerce kişinin Halep’ten ayrıldığı, bu insanlara sadece Türkiye’nin bir çıkış yolu sunabileceği belirtiliyor. Gazetede şu ifadeler yer alıyor:  “Geçen haftadan bu yana kenti terk eden tahminen 100 bin kişinin durumuysa daha iyi değil. Güneyde rejim güçleri, doğuda IŞİD savaşçıları ve Batıda Rusya destekli Kürt milisler tarafından kuşatılmış durumdalar. Tek umutları ise Türkiye’ye kaçmak ama sınır kapalı…”

***

Independent gazetesi, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un Türkiye’nin göçmen kabulünde kapasitesinin sonuna geldiği açıklamasına yer vermiş. Kurtulmuş’un son cümlesi olan “Ama sonuçta bu insanların gidecek başka yerleri yok”… Bu cümle zaten bugüne kadar AB’nin bir dediğini iki etmeyen hatta jestler yapan AK Parti hükümetinin bu baskıya da hayır demeyeceğini net olarak gösteriyor. AB, bize bu baskıyı yaparken Makedonya sınırını mültecilere tamamen kapatıyor. Diğer AB ülkeleri de bu sınıra güvenlik yığınağı yapıyorlar. Yani bundan sonra mültecilerin Yunanistan’dan AB’ye geçme şansları yok. Üstelik bugüne kadar geçenler de Türkiye’ye geri gönderilecek. Avusturya Başbakanı Werner Faymann, Ege’de yakalanan tüm mültecilerin Türkiye’ye geri gönderilmesini istiyor. Merkel de dahil diğer AB liderleri de farklı düşünmüyor. Türkiye, 2,5 milyonu aşan resmi mülteci, 1 milyonu aşan gayri resmi mülteci, yeni gelen sınırımıza dayanan yüz binlerce mülteci, AB’nin bize geri göndereceği 1 milyonu aşkın mülteci ile patlamaya hazır bir bomba haline getiriliyor. Ayrıca buna ilaveten, küresel terörün Büyük İsrail adına güneydoğumuzda estirdiği işgal sebebiyle bu bölgemizden de göçe mecbur bırakılan yüz binlerce kendi vatandaşımız var.

Bölgemizde ve ülkemizde BOP ve Kürdistan kılıfıyla büyük bir Arz-ı Mevut temizliği yapılıyor ve buradan kovulan milyonlar güneydoğu hariç Türkiye’nin diğer bölgelerine ve özellikle de büyük şehirlerine yerleşiyor. Güneydoğumuz elimizden çıkıyor ama aslında bu kontrolsüz yerleşimlerle Türkiye’nin her yerinde kaos, karmaşa, çatışma oluşacak. Zerre kadar güvenlik kalmayacak. Eee ne diyelim Türkiye olarak kendimiz ektik, kendimiz biçiyoruz.

Bu haber toplam 535 defa okunmuştur
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.