AKBELEN’DE KESİMİN ÜZERİNDEN 3 HAFTA GEÇTİ: "MÜCADELEYİ YÜRÜTMEKTE KARARLIYIZ"
Muğla'nın Milas ilçesinde Akbelen orman alanında madencilik sahasını büyütme çalışmasına karşı halkın mücadelesi sürüyor.
Menteşe’de Türk Toraks Derneği ve Muğla Tabip Odası’nca “Muğla’da kömüre karşı orman” başlıklı panel düzenlendi. İkizköylüler, STK’lar ve aktivistlerin katıldığı panelde Akbelen Ormanı’nda yaşananlar ve yaşanılacak süreç üzerine konuşmalar yapıldı.
“BU MÜCADELEYİ YÜRÜTMEKTE KARARLIYIZ”
Akbelen Ormanı’nda kesimin yapılmaya başladığı gün nöbetçi olan İkizköylü Hasan Yorulmaz, maden ocağının Akbelen Ormanıyla sınırlı kalmayacağını köyleri için mücadele etmeye devam edeceklerini kaydetti.
İkizköylü Hasan Yorulmaz yaşadıklarını ve Akbelen’de yürüttükleri mücadeleyi şu şekilde anlattı:
“2019 tarihinde Akbelen’de bir mücadele başladı. İkizköy’e taşınanların Işıkderesi’nden taşınıp yolun batısına geçenler tekrar kaldırılacaklarını öğrenince tabii ki büyük bir şok yaşadılar. İsyan ettiler. Benim bahçeme de ruhsat alanının içinde bulunduğunu söyleyerek mektup yazdılar. Artık bana da bıçağın ucu değmiş oldu. Bir öğretmen arkadaşımız var o da aynı hisler içinde onun da İkizköy’de tarımsal yatırımları var evi var falan derken biz bu isyana başkaldırıya kısaca rahatsızlığa diyeyim önder olmaya çalıştık. Dernek kurduk beraberce ve mücadele başladı. Şimdi kömürün zararlarını hepimiz biliyoruz defalarca söylendi. Ne gibi zararları var işte tozu var dumanı var. İlk kurulduğu zaman Yatağan bölgesinde çamların ne kadar kuruduğunu gözlerimizle gördük. Çünkü bu bölgenin insanıyız. Akbelen ormanına musallat oldular 2021’de kesmek için girişimde bulundular. Yani kesim işçileri geldiler traktörleriyle, kamyonuyla, makineleriyle, tankerlerle geldiler oraya yerleşmeye çalıştılar ama biz topluca müdahale ederek o anda önledik. Daha sonra kesme girişimi oldu yangın sırasında 2021 Ağustos’taki yangınlar sırasında kesme girişiminde bulundular. Onu da önledik ama üç hafta önce bir sabah vakti erkenden 5.30’da ben de orada nöbetçiydim. Geceden orada kalmıştım. 05.00’te uyanmıştım. Bir sürü askeriyle TOMA’sıyla adeta baskın yapıldı. Mücadele bir başka şekle büründü ve 3 haftadır da orada doğaseverlerle köylülerle bir mücadele yürütmekteyiz. Bu mücadeleyi yürütmekte tabi ki kararlıyız. Çünkü bugün Akbelen Ormanlarını yok ettiler yarın bizlere yine yol görünecek. Kalkın bakalım buradan buralar bize lazım diyecekleri malumdur. Bunun acısını kabusunu yaşıyoruz bu bakımdan endişeliyiz ve bunun çaresinin ne olduğunu merak ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“YOKETMEK İÇİN DEVAM EDECEKLER”
Yeniköy Kemerköy Termik Santrali için maden sahasının Akbelen Ormanıyla sınırlı kalmayacağını söyleyen Mustafa Tuncaelli, “Aklınıza ne gelirse tüm tabiat varlıklarımız doğal sit alanlarımız milli parklarımız her biri bir şekilde sermayeye kazanç getirecek şekilde onların çıkarlarına hizmet edecek şekilde bütün kısıtlayan yasaları da yok sayarak peşkeş çekilmeye başladı. Muğla’mıza da çok yakın zamanda önümüzde daha bir iki hafta geçti üstünden. Büyük bir orman katliamı yaşadık. Akbelen ’de ciddi bir katliam ama Akbelen’de de ciddi bir direniş var. Şimdi Akbelen’de ki direnişle ilgili şirketin karalamaları var. Şirket bunla ilgili olaraktan sayfa sayfa tam tayfa gazete ilanlarıyla ne kadar haklı olduğunu bu işin yapıldığını hatta köylülerin mevcut köylülerin işte 26 tane yandaş muhtarların onları da yanına almış oradaki sendikayı da devreye sokarak ne kadar haklı bir iş yaptıklarını anlatmaya çalışıyor.
Milas sahasındaki ruhsatlara tahsis edilen alanlar 23 bin hektar. Yani 230 bin dönüm civarındaki bir alan. Geçmiş kayıtları incelediğimizde baktık ki bu 60 köyümüzden 23 tanesi doğrudan etkilenmiş, bunlardan 8’i yok edilmiş 15 tane köyümüzün de bazısının tamamı bazısının yarısı etkilendi fakat 23 tane köyümüz bu alanlardan etkilendi. Keyiflerine göre yok etmeyi planladıkları 38 tane köyümüz kaldı. İlk direnişi 2017 yılında Turgut’taki direnişti. Sonuç olarak termik santrallerin maden ocaklarının Muğla’ya verdiği zarar köylerimizde dâhil ormanlarımızda dahi yok etmekti. Bu yüzden Turgut direnişi önemliydi ama esas olarak daha iyi algıladığımız Akbelen direnişi çünkü 4 sene önce İkizköy’ü zaten satın almışlardı. O yüzden İkizköy’de bir direniş olmamıştı. 60-70 dönümlük ormanlık alanı 1 hafta içinde kestiler ama orada kalmayacaklar devamı olacakta. Çamköy, Karacahisar’ın kalan kısmını da Karadağ mevkiini de yok etmek için devam edecekler. Buna karşı duyarlı olup durdurmak için elimizden geleni yapmamız lazım” dedi.
“MUĞLA’DAKİ KÖMÜRLERDE RADYOAKTİF MADDE BULUNUYOR”
Muğla’da maden ocaklarının ve termik santrallerin ekosistemi zararlarından bahseden Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Muğla’da sorun sadece maden ve kömür değil aslında enerji amaçlı bir madencilik faaliyetinden söz ediyoruz. Türkiye’de madencilerin şöyle bir söylemi var, kömürü başka hiçbir yerde kullanamıyoruz. Özellikle hava kirliliği nedeniyle evsel ısıtmada da kömür kullanılamadığı için bu kömürü kullanmak için enerji bahane ediliyor. Hem kömürde o kömürden kaynaklanan tozda ağır metaller var artı Muğla’daki kömürlerde birde radyoaktif madde yüksek olarak bulunuyor. Muğla’da bugüne kadar açılmış 5 bin 700 hektar maden sahası var” dedi.
“BİRKAÇ YIL SONRA AKBELEN ’DEKİ KÖMÜRDE BİTECEK, TARIM VE ZEYTİNLİK ALANLARA DOĞRU İLERLETİLECEK”
Akbelen Ormanından kömürün çıkarılmasının ardından tarım ve zeytinlik alanlarına ilerleneceğini söyleyen Prof. Dr. Tolunay, “İkizköy Akbelen’de 78 hektar civarında ormanlık alan var. Çok büyük bir orman alanı değil ama şirket daha sonra kamulaştırılacak alanları gösteriyor. Etap etap madenin çıkarılacağı yerleri anlattı şirket. Etaplara baktığımızda orman yok ama 250 hektar tarım alanı 300 hektarda zeytinlik alan var. Birkaç yıl sonra Akbelen ’deki kömürde bitecek. Daha sonra tarım alanlarına ve zeytinliklere doğru ilerletilecek. Ne kadar zaman daha işletileceğini bilmiyoruz. Santraller ilk kurulduğunda 30 yıl ömür biçiliyordu ama Yatağan Termik Santrali 30 yılı geçti. Ne zaman kapatılacağı bilinmiyor” şeklinde konuştu.
“SUYUMUZA DA ORTAK OLAN BİR SİSTEM VAR”
Termik santraller nedeniyle su kaynaklarında da sıkıntılar yaşanacağına değinen Prof. Dr. Tolunay, “ Ekonomik açıdan birçok zararı var. Zeytinlikler zarar görüyor. Muğla’nın meşhur çam balı arıcılık zarar görüyor. Su kaynaklarına etkisi inanılmaz. Türkiye’de 1 yılda kullanılan suyun yaklaşık yüzde 10’u termik santrallerde kullanılıyor. Bir kısmı deniz suyu bir ama ne kadar tatlı ne kadar tuzlu su değil 8 milyar metreküp termik santrallerde su tüketiliyor. Evlerde tüketilen bütün Türkiye’de 10 buçuk milyar metre küp civarında. Suyumuza da ortak olan bir sistem var” dedi.
“SOSYOLOJİK VE PSİKOLOJİK BİR BOYUTU VAR”
İkizköy’de yaşanılan olaylarında sosyolojik ve psikolojik bir boyutunun olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tolunay, “İlk defa 1994 yılında yabancılaşma diye bir kavram duydum sağlıkçılar bilir ama sosyoloji psikolojiyle ilgili bir kavram. Şuanda İkizköylüleri yaptığı davranışlar mesela. Mesela sorgulama devletin neden jandarmayla geldiği, bizim ne günahımız var, neden şirketi destekliyor bizi destekliyorlar diye. Devlete karşı kuşku duymaya başlıyor. Buna yabancılaşma diyoruz. Dolayısıyla bu olayın ihmal ettiğimiz sosyolojik ve psikolojik bir boyutu var.
Bu ülkede madene ihtiyaç var ama vahşi madenciliğe karşıyız. Üstelik madenlerimiz tükenebilir kaynaklar. Çok ciddi bir madencilik politikasına ihtiyacımız var” diye konuştu.
(SERDAL KAYHAN)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.