Bir Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Var
Şeref ve Sedef Barut kardeşler, babalarının yaşadığı kalp rahatsızlığı nedeniyle kendilerine ait aktar dükkânının başına geçti. Hedeflerinin firmanın marka değerini korumak olduğunu söyleyen Şeref Kuden tarihi arastadaki dükkânlarında üçüncü nesil olarak aktar dükkânını işleterek, hizmetlerine devam ediyor.
Türk kahvesine, Türk kahvesi denilmesinin özelliği pişirme noktası olduğunu belirten Şeref Kuden ile Röportajımızın devamı şu şekilde;
-Sizi tanıyabilir miyiz?
1991 Muğla Menteşe doğumluyum. İlkokul, ortaokul, lise ve yükseköğrenimimi Muğla’da yaptım. Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünü bitirdim. Yirmi yedi yaşındayım. Evliyim.
-Muğla’nın ilk kahvecisi olarak yıllardır Muğla’ya hizmet veriyorsunuz. Sizi meşhur yapan bu kahvenin sırrı nedir?
1966 yılında başlıyor bu serüvenimiz. Ben üçüncü kuşak temsilcisiyim firmanın. Firmanın ismini dedemin ismi olarak özdeşleştirdik çünkü Kuru Kahveci Şeref Kuden olarak tanınıyor Muğla bölgesinde. Marka olarak tescilletirdik, ismini ve soy ismini. Şeref Kuden olarak bir bütün şeklinde. Kahvenin özelliği, Türk kahvesinin birçok çeşidi var. Dünya kahveleri günümüzde mesela çok ön plana çıktı. Ama dünya kahvelerinin üzerinde Türk kahvesinin yeri gün geçtikçe artıyor. Geleneksel Türk kahvesinin en büyük özelliği, orta derecede kavrulmuş olması yüzde yüz arabika kahve çekirdeğinden elde edilmiş olması ve fincana gelene kadar birçok aşamadan geçiyor. Topraktan fincana diye kitabı zaten daha önce kitabı çıktı. Ondan da edinilen bilgilere göre birçok serüveni var üretilirken. Çekirdeği çiğ olarak alıyoruz. Kendi üretim bölümümüze alıyoruz. Üretim bölümümüzden kavurma bölümümüze aktarıyoruz. Kavurmadan sonra öğütme ve paketleme yapıyoruz. Fincana kadar birçok yerden geçiyor. Hepsi de çok değerli bizim için.
-Üçüncü nesil olarak dükkânın başında siz varsınız. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk önce çocukluktan beri bu işin içindeyim. Dolaylı olarak kendimi burada buldum işin açıkçası. Mesleği seçme şansım olmadı. Daha doğrusu büyüklerim söyledi bu mesleği yapmak zorunda değilsin diye ama biz kendimizi burada bulduk, kendi benliğimizi de burada kazandık. Ailenin vermiş olduğu çocukluktan beri kendini meslekle özdeşleştirme var. O yüzden insan ister istemez kendini işin içinde buluyor ayırt edemiyorsun bir zaman sonra. Sabahtan akşama kadar bu işte canı gönülden yapmak var. Zorunda kalmaktan ziyade insanın kendi benliğini bulması.
-Bu mesleğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Dünya kahveleri son on senedir tüketici bakımından çok rağbet görüyor. Türk kahvesinin denmesinin özelliği pişirme noktasından. Suyla karıştırılan tek kahve Türk kahvesi olduğu için o yüzden Türk kahvesi deniliyor. Bize has pişirme şekli olduğu için ama dünya kahvelerinin arasında filtre kahveler var çeşitli özellikte olan kahveler var. Sektör çok genişliyor ve dünya da petrolden sonra en büyük emtiya kahve. Dünya üzerinde piyasa gerçekten çok büyük. Bu artık günümüzde tüketiciye göre şekilleniyor. Tüketici belirliyor artık her şeyi. Eskisi gibi bilinçsiz tüketici yok. Tüketicimiz gayet bilinçli ve damak tadına çok önem veriyor artık. O da biz üreticilerin doğru orantılı ve dolaylı olarak etkiliyor yani.
-Üniversite mezunu olduğunuz halde neden bu mesleği devam ettirmeyi seçtiniz?
Kendi benliğimi buldum meslekte. Bizim işimiz sadece Türk kahvesi değil. Bunun yanında baharatlar var, bitkisel yağlar var, bakliyatta var birçok ürün anlamında geliştirdim. Çocukluktan beri geleneksel olduğu için dede, baba aynı yerde olduğun için mecbur bu mesleğin içinde buluyorsun kendini. Diğer meslekleri seçme şansın olsa bile insan bir zaman sonra bu mesleği devam ettirme sorumluluğu istiyor kendinde.
-Kuden kuru kahveci olarak Muğla’da hedefleriniz nelerdir?
Öncelikle hedefimiz ürün kalitesinde hiçbir değişiklik yapmadan gün geçtikçe bunun üzerine koyarak ilerlemek ve turizm açısından Türkiye’nin göz bebeği. Bu turizme artı olarak hanemize yazmamız lazım. İlk önce ben şöyle düşünüyorum, yerelde tanındığımızı düşünüyorum. Yerelin dışında ise bizim Türk kahvesini, nasıl onlar bize espressosunu diğer dünya kahvelerini tanıtmışsa bizimde Türk kahvesini geleneksel olarak onlara tattırmamız ve tanıtmamız lazım. Bizim için söylemiyorum genel anlamda bu mesleği yapanlar, Muğla’da yapanlar bu şekilde yönlenmemiz lazım. Çünkü gerçekten artık turizm potansiyeli açısından dışarıdan çok insan geliyor. Muğla’mızın hanesine artı olarak yazması lazım. Bu avantajı her zaman üstüne koyarak devam ettirmemiz gerekiyor.
-Günümüzde kahve kültürü artmış durumda. Bununla beraber kahve çeşitleri de arttı. Bu durum sizin satışlarınızda değişiklik yarattı mı? Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?
Kesinlikle pozitif yönde bir etkisi oldu. Müşterimiz kitle bazında daha önceleri otuz kırk yaş üzeri insanların tüketimi mevcuttu. Son on yıldan beri ev dışı tüketimi söz konusu oldu. Kafe, restoran, otel grubu. Artık insanlar üzüntülerini, sevinçlerini dışarda paylaşmayı istiyor arkadaşlarıyla. Özellikle gençlik kesim bu yönde. Yirmi ile otuz beş kırk yaş arasındaki tüketicimiz dışarıda tüketmeye yönlendi. Dışarda tüketim olunca bize de ister istemez kafeteryalara ürün temin etmek düştü. Bu konu da önceden sadece Türk kahvesi vardı. Şimdi bir sürü çeşidi var. Osmanlı kahvesi var, menengiç kahvesi var, damla sakızlı kahve var ve bir sürü aroma çeşitli kahveler var. Bize ve üreticilere pozitif etkisi oldu.
-Kurumsallaşmış diğer kahvecilere göre kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ürün yelpazesi genişlediği için tüketicilerinde istekleri direk artıyor. Daha önce bizde sadece Türk kahvesi varken bunun yanında baharatı diğer ürünleri de ekledik. Ve eklemeye devam ediyoruz. Artık üreticiyi, tüketici yönlendiriyor. O yüzden bizde ayak uydurmaya çalışıyoruz. En büyük avantajımız burada Muğla’nın ilk olmaması bu konuda. Oturmuş bir müşteri potansiyelimiz var. Biz bunun üzerine koymaya çalışıyoruz sadece. Daha da ileri gideceğimizi düşünüyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.