Müzakereler Sürecinde Bu Olur mu?
Geçtiğimiz hafta ana haberlerde ekrana gelen ve KKTC’de yaşanan rezilliğe ve benim bizzat yaşadığım tecrübelere de değinmek istedim bu yazıda. Kıbrıs Rum tarafından adanın Türk tarafına tur gezisi düzenleyen otobüsün önünde Almanca olarak “Türklerin işgal ettiği yerleri dolaşıyoruz” yazısı hem burada hem de Kuzey Kıbrıs’ta tepkilere neden oldu.
Tabi bu Rum kesiminin yaptığı ilk mahlukatlık değil. Daha önceden bir hayvanat bahçesinde bulunan yılan kafesinin önünde tabelayı hatırlayacak olursak “bu yılanın zehri en az Türk kanı kadar zehirlidir”. Bu ifade Rum halkının bize ne kadar nefretle baktığını göstermekte açıkça.
Zaten Turist olarak Rum tarafına geçenleriniz var mıdır bilmiyorum ancak benim bizzat yaşadığım ırkçılığa da değinmek istiyorum. Ayia Napa Rum tarafının Çeşme’si, Bodrum’u gibidir. Ünlü sanatçılar ve DJ’ler orada konserler ve aktiviteler düzenler. Benim Kıbrıs’ta olduğum tarihte AyiaNapa’da dünyaca ünlü rap sanatçısıJay-Z’ninCastle isimli mekanda konserine gitmiştim. Her yerde olduğu gibi konserlerdeki keşmekeşlik ve çilekeşlik diz boyuydu. Hava almak ve dinlenmek için mekanın avlusunda bulunan sandalyelere oturmuştum. Sanırım fiziksel yapımdan benim Türk olabileceğimi anlayan mekanın güvenlik görevlileri yanıma sokulup nereli olduğumu sordular. Ben de kendilerine Kıbrıslı olduğumu söyledim (yalan da değil zaten Kıbrıslı olmasam o memlekete giriş yapamam KKTC’den). Kıbrıslı olduğumu söyler söylemez benimle Rumca konuşmaya başladılar. Ben de İngilizceyle bu taraftan değil karşı taraftan olduğumu söyledim. Hızlıca koluma girip beni mekandan yaka paça attılar. Bir gık desem öldüreceklerinden şüpheniz olmasın. Nefret, hem dillerinde hem de gözlerindeydi ve bunu anlamamak tam bir ahmaklık olurdu. Ben de kuyruğunu sıkıştırıp uzaklaşan köpek misali arabama doğru yola koyuldum. Arabaya doğru yürürken takip edilip edilmediğimden emin olmak adına sürekli arkama bakarak ilerledim. Arabamın yanına geldiğimde asıl problemin kovulmak olmadığını anladım. Araba KKTC plakalı olduğu için lastikleri bıçaklanmıştı.
Bu sadece benim yaşadığım tecrübe, bir de ekmek parası için karşıya geçen Türk vatandaşlarına kulak versek ne hikayeler çıkacaktır kim bilir. Fakat bizim KKTC halkı o dönemlerde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın kampanyası olan “YES Be Annem” propagandasıyla referandumda evet oylarının çıkmasına vesile olmuştu (%65 oranında evet oyu). Bütün bu yapılanlara ve ırkçılıklara rağmen alınan evet kararı KKTC halkının aslında ne kadar bilinçsiz bir toplum olduğunugöstermişti bize. Neyse ki bizi o referandum oylamasında Rumlar kurtardı ve birleşmeye hayır dediler.
Şimdilerde ise KKTC ile Kıbrıs Rum tarafı arasında müzakereler başladı. Bütün dert orada çıkan yeraltı zenginliklerini ağrısız, sızısız çıkarabilmek ve faydalanabilmek. En azında Rumların bakış açısı bu yönde. Yani kardeşçe yaşam, beraber aynı kandan olma gibi safsatalara bilinçli vatandaşlar inanmıyordur ama dejenere olmuş gençliğimiz bunlardan bir haber Rumlarla beraber yaşanabileceğine inanıyor.
Polyanacılık oynamaya gerek yok! Türk ve Rumlar belki 1963 öncesi kardeşti ama savaştan ve o kadar zulümden sonra tekrar bir arada yaşayabileceğinizi düşünüyorsanız hala, avucunuzu yalarsınız. Birleşme demek sömürülme demek Türk tarafı için. O sebeple haklarımızın 100% korunduğu anlaşmadan başkaherhangi bir anlaşma bizi her anlamda zarara uğratır.
Bu anlaşmayı yapmadan önce iki tarafın Milli Eğitim bakanlıkları eğitim müfredatında bazı değişiklikleri yapmalıdır. Eğer kökten bir çözüm isteniyorsa yeni jenerasyonlara Türk düşmanlığı ve Rum düşmanlığını aşılayan konular çıkarılmalı. En az 15 – 20 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Ancak bu şekilde iki toplum arasındaki düşmanlık ortadan bir nebze de olsa kalkar. Bununla birlikte Rum hükümeti yukarda bahsedilen ırkçı söylemlere karşı ağır cezalar ve yaptırımlar uygularsa karşı tarafınniyetinin olumlu yönde olduğunu anlar ve ona göre pozitif bir ortamda uzlaşmaya çalışırız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.