“Bodrum’un En Güzel Yılları” Derken Neden İçimiz Çekiliyor?
Bunu ilk kez ben mi fark ettim bilmiyorum ama şu “Bodrum’un en güzel yılları” cümlesi var ya…
İnsan söylerken bile farkında olmadan duraksıyor.
Bir iç çekme geliyor ardından.
Sanki bir kaybın ardından konuşur gibi.
Sanki adı konulmamış bir yas hali.
Ben de 1970’lerde Bodrum’u görenlerdenim.
O yüzden bu iç çekişin nereden geldiğini az çok biliyorum.
Hatta biliyorum değil, içimde taşıyorum.
Bodrum Küçüktü, İnsan Büyük
1970’lerin Bodrum’u küçük bir yerdi.
Ama insanın içini büyüten bir yerdi.
Herkes birbirini tanırdı.
Tanımasa da selam verirdi.
Selam vermese ayıp sayılırdı.
Kapılar kilitlenmezdi.
Deniz, herkesindi.
Gökyüzü bile daha alçaktan dururdu sanki;
insana daha yakındı.
Akşamüstleri güneş batarken
kimse “manzara kapandı” demezdi.
Çünkü manzara satılık değildi.
Zaman Yavaş, Hayat Sessizdi
Saatin acele ettiği bir yer değildi Bodrum.
Kimse bir yere yetişmezdi.
Yetişse de bir şey kaçırmazdı.
Geceler sessizdi.
Sessizlikten korkulmazdı.
Sessizlik, huzurun ta kendisiydi.
Denizin sesi yeterdi insana.
Bir de rüzgârın.
Sonra Ne Oldu?
Sonra bir gün
Bodrum’u sevmek yetmedi.
“Değerlendirelim” dediler.
“Büyütelim” dediler.
“Marka yapalım” dediler.
Ve Bodrum’u yaşanacak bir yer olmaktan çıkarıp
tüketilecek bir şeye çevirdiler.
Toprak rakam oldu.
Deniz cephe oldu.
Güneş, broşür fotoğrafı.
Eskiden gelen misafirdi,
şimdi müşteri.
İçimizi Çekişimiz Bu Yüzden
Biz 1970’leri görenler
aslında bir yeri değil,
bir duyguyu özlüyoruz.
İnsanın insana değdiği,
paranın her şeye değmediği yılları…
O yüzden “Bodrum’un en güzel yılları” derken
boğazımız düğümleniyor.
Çünkü biliyoruz:
O yıllar sadece geçti gitmedi.
Bir daha gelmemek üzere alındı elimizden.
Ve insan
elinden alınanı hatırlarken
hep iç çeker.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.