ÖYKÜ

ÖYKÜ
“Çok eski zamanlarda bir çiftçi varmış. Dağın başında yaşarmış. Şehirle pek işi olmazmış çiftçinin. Şehirden tüccarlar gelip adamın mahsullerini...

Çok eski zamanlarda bir çiftçi varmış. Dağın başında yaşarmış. Şehirle pek işi olmazmış çiftçinin. Şehirden tüccarlar gelip adamın mahsullerini ve sütünü satın alırlarmış. Gelirken yanlarında adamın neye ihtiyacı varsa getirirlermiş. Ekinlerin yeşermesinden ve hayvanlarının sağlıklı üremesinden başka bir düşüncesi yokmuş çiftçinin. Ama bir gün şehre inmeye karar vermiş. Dağdan aşağıya doğru yürümeye başlamış. Lakin yol uzun. Yolda karnı acıkmış tabii. Önünden geçtiği çitlerin üzerinden atlayarak bir meyve ağacının üzerine çıkmış. Elmalardan yemeye başlamış. İkinci elmayı yerken kafasına çarpan taşla birlikte düşmüş ağaçtan. Yanına bir adam gelmiş koşarak. ‘Niye benim arazime girdin?’ demiş. ‘Neden elmalarımı yedin!’ diye bağırmış. Çiftçi şaşırmış tabii. ‘Senin arazin mi?’ diye sormuş. ‘Ağaç kimseye ait değildir. Onu buraya kim diktiyse herkes için dikmiştir. O Ağaç bize emanettir’ diye devam etmiş çiftçi. Bunun üzerine adam sinirlenmiş. ‘Sen beni aptal yerine mi koyuyorsun?!’ diye çıkışmış. ‘Çitleri de mi görmedin?’ demiş. Çiftçi şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşıyormuş. ‘İyi de bu çitler hayvanlar için değil mi?’ diye sormuş. Çitin bir o tarafına bakmış bir bu tarafına, iki yan da aynı. Elma ağacının sahibi adamın yüzüne bakmış ve ‘Yerdeki bu otlar o tarafın sana ait olduğunu, bu tarafın başkasına ait olduğunu biliyorlar mı acaba? Buna göre mi yetişiyor yoksa otlar?’ demiş çiftçi. Adam iyice sinirlenip çiftçinin üzerine yürümeye kalkınca çiftçi de çaresiz uzaklaşmış oradan. Şehre yaklaşmış, şehrin girişinde bir pazaryeri görmüş. Pazarda sıcak ekmekler varmış. Satıcıdan bir tane ekmek istemiş. Satıcı bir ekmek uzatıp karşılığında para istemiş çiftçiden. Parasının olmadığını söylemiş çiftçi. ‘Eğer istersen sana meyve getirebilirim’ demiş. Satıcı kızmış. ‘Paran yoksa ekmek de yok’ demiş. ‘Açlıktan ölsen de vermem ekmeğimi’ demiş. Çiftçi ne yapacağını bilememiş yürümeye devam etmiş. İleride bir kalabalık görmüş. Gösterişli kıyafetler giymiş olan adamı fark etmiş kalabalığın arasında. Herkes önünde eğiliyormuş adamın. Çiftçi neler olup bittiğini anlamamış. Askerlerden biri yanına gelip kafasına vurmuş. Hemen eğilmesini istemiş çiftçiden. ‘Neden ama?’ diye sormuş çiftçi. Askerler kalabalığın arasındaki o gösterişli adamın bir kral olduğunu söylemiş. Kral eğer isterse bir emir verir ve çiftçiyi hemen öldürtebilirmiş. Çiftçi işlerin neden böyle olduğunu çözemiyormuş bir türlü. ‘iyi de…’demiş. ‘Bu adam benim kralım mı? Hem neden benim kralım olsun ki? Ben dağda kendi başıma yaşıyorum’ demiş. Asker çiftçinin suratına şiddetli bir tokat atarak uzaklaştırmış onu kalabalıktan. Çiftçinin burnu kanamış. Çaresizce dağa dönüp düşünmeye başlamış. ‘Ben bitkileri ve hayvanları yaşatarak sağlıyorum yiyeceğim yemekleri ama şehirdekiler yaşamı hapsederek, yok ederek var oluyorlar’ demiş. O günden sonra bir daha şehre hiç inmemiş.

Biliyorum bu basit hatta çok basit bir öykü ama aslında öyküdeki çiftçiden hiç farkımız yok. Yaşamın yok edildiğini anlamıyoruz. Neden mi?Yaşamı hak ettiği gibi yaşıyor muyuz acaba? Yoksa bize dayatılan şekilde yaşayabilmeye mi çalışıyoruz. Onun  için mi borca giriyoruz, kredi çekiyoruz gerekirse suç işliyor, can alıyoruz insanoğlu ırkı olarak?İnsanoğlu olarak sürekli gözümüz boyanmakta. Sistem içerisinde yaratılan makam, statü, şöhret, koltuk sevdası bazı kesimlerin gözünü bürümekte. Bazısının da gözünü para bürümekte sırf dünyevi varlıklara sahip olma isteğiyle.Ama hepimizin mutlaka şunu fark etmesi gerekir, bireysel ihtiyaçlarımızı giderebilmek için bankadan çektiğimiz her kredi bu sistemi yaratanlara yaramakta.

İnsanoğlu kandırıldığı kişilere hizmet ediyor maalesef. O yüzden dünya gittikçe daha kötü bir hal alıyor. Dünyada kölelik sistemi bitmiştir kim diyebilir ki? Hepimiz maaşlarımızı ödeyenlerin kölesiyiz aslında. Paran yoksa mevcut sistemli yaşamda yer edinemezsin bunun için amirine, patronuna, eşine, ebeveynine hizmet etmelisin (isteklerini yerine getirmelisin) zaten otomatikman sistemin parçası oluyorsun böylece.

Halbuki aldığımız maaşın boyanmış kağıt parçasından ibaret olduğunu ne zaman idrak edeceğiz? Bu dünyayı yönetenler elinizdeki kağıt parçalarının bir hükmü, değeri yoktur derlerse? Bizim gibi gariban insanlar ne yapabilir?

Bu haber toplam 1513 defa okunmuştur
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.