Cumhuriyet Bayramı

Cumhuriyet Bayramı

İyisiyle kötüsüyle bir Cumhuriyet Bayram’ını daha geride bıraktık. Hepinizin bildiği ulusal gündemi meşgul eden; biber gazlarından, barikat kurup,...

A+A-

İyisiyle kötüsüyle bir Cumhuriyet Bayram’ını daha geride bıraktık. Hepinizin bildiği ulusal gündemi meşgul eden; biber gazlarından, barikat kurup, barikatı kaldırmaktan veya Ankara’ya gitmek isteyen grup otobüslerinin engellenmesinden, Ulus meydan savaşından vs. vs. bahsetmeyeceğim.

Muğla’da nasıldı ortam? Cumhuriyetin İzmir ile “son kalelerinden” bir tanesi olarak görünen ve dillendirilen Muğla’da nasıl kutlandı bu bayram?

Öncelikle halk için düzenlenen fener alayının müthiş bir katılım ve coşkuyla gerçekleştiğini, hiçbir tatsızlık olmadan kutlamaların yapıldığını rahatlıkla ifade edebilirim.

Peki, Muğla protokolünde durumlar nasıldı?

Muğla Valisi Fatih Şahin ve zarif eşi Ayşe Şahin’in davetiyle düzenlenen Cumhuriyet Resepsiyonuna katılma fırsatım oldu. Muğla Ticaret Odası’nın konferans salonu olarak da kullanılan bölümünde gerçekleşen kokteyl oldukça başarılı organize edilmişti.

Gece için seçilen müzisyenler ise müthiş seçim olmuş.  Yan flüt ve piyano ile çalınan marşlar ve Atatürk’ün sevdiği türküler… Misafirlerin kulağını okşayan cinstendi. Tabi orada bulunan misafirlerin lobi yapmaktan veya sohbet etmekten fırsat bulup “anı yaşamayı” tercih edebildilerse müziğin tadını çıkarabilirlerdi. Neyse organizasyonda emeği geçen herkesi kutlarım. Nazar catering’in sunduğu yiyecek ve içecekleri de es geçmemek lazım.  İçecek seçenekleri için alkolün olması da Muğla’nın vizyonunu çok güzel ifade ediyor diyebilirim, bunun için de ayrıca gururluyum.

Resepsiyona dışarıdan biriymiş gibi gözlemlemeye gitmiştim. Salonun yarısından çoğunun, kim olduğuma dair bir fikri yoktu eminim.

Geceye katılan davetliler üçe ayrıldı gözümde.

  • Alkolsüz kutlama yapmayı seçenler
  • Alkollü kutlama yapmayı seçenler
  • Şehit ve Gazi aileleri

İki grubun (alkollü/ alkolsüz) arasındaki soğukluk dışarıdan hissedilebiliyordu açıkça. En azından bir araya gelmekten kaçınıyor gibiydiler. Kendi çemberlerini oluşturmuş gruplar ve bu gruplar arasında dolaşan gazeteciler. Sizle iki grup hakkındaki izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Alkolü tercih edenler biraz tedirgin ve içine kapanık gibiydiler. Gece başlarken seçtikleri masayı bir an olsun bırakmadılar (biz kendimize yeteriz edaları içerisindeydiler bir nevi). Aslında ülkenin her yerinde böyle gerçekleşmiş kutlamalar (basından takip ettiğimiz kadarıyla). Alkol sadece içecek diye tercih edilmemişti bazıları tarafından bir duruşu temsil etmek adına, "alkol içmek bahane duruş şahane” misali. Hatta bir kadeh kaldıran ağabeyler nasıl da gururla kaldırıyordu. Kendince mesaj veriyordu sanırım, kim bilir.

Geceye alkolsüz devam eden grubun biraz daha rahat tavırlar içerisinde olduğunu söylememiz mümkün. Günlük hayatlarında alkol alan fakat o gece alkol almaktan kaçınanların, günlük hayatında ağzına bir gram alkol almayanlarla olan diyalogları ve birbirlerine olan saygınlığı (yüzeysel mi yoksa dipten mi bilemem gördüğüm kadarıyla) ve grup içi dinamikliğiyle doğru yolda oldukları kanısına sokuyordu insanı. Tabi güçlüyken işler daha iyi görünebilir normal olarak.

Gecede alkolle takılan ağabeylerime naçizane bir tavsiye vermek istiyorum. Beğenip alırlarsa ne mutlu almazlarsa canları sağ olsun. Kabuklarını kırmaları, örülü duvarlarını biraz olsun çözmelerine yönelik benim tavsiyem. Gecede alkolü simge olarak kullanan gruplar aslında sosyalleşme özellikleriyle tanınmaz mı? Kadın erkek eşitliğini önemseyen ve her bir bireye eşit davranılması gerektiğini savunan kesim bu kesim değil midir? Öyleyse neden bu görünmez duvar? Özellikle bizim şehrimizde! Benim görmek istediğim karşı tarafla iletişim kurmak isteyen yönetici tarzı, elinde kadehiyle birlikte rahat tavır takınan, karşı grubun masasına geçip iletişim kuracak incelikte insanları görmeyi dilerdim muhalefet temsilcilerinden. Madem burası sizin eviniz veya kaleniz neden bu rahatsızlık? Evinde değil de misafirlikteymiş gibi hisseden bu temsilcilerle fazla sürmez kalenin düşmesi.

Ankara’daki büyüklere

Bir araya ancak böyle günlerde gelebiliyorken neden bu kopukluk ve iletişimsizlik? Bu ülke senin olduğu kadar benim de değil mi? Benim olduğu kadar da senin ülken. Ayrıca onun da ülkesi. Böyle günleri beraber kutlamak daha anlamlı değil mi? Milyon dolarlık işler hatta dünyaca önemli konular yemek masasında alınmıyor mu? Bu kokteylin yemekten farkı ne? Artık gruplaşma evresini geçmiş olmamız lazım değil mi? Gruplaşma süreci uzarsa ayrışma evresi başlar ve ayrışma bir başlarsa o zaman iş işten geçmiş olmaz mı?

ŞEHİT VE GAZİ YAKINLARI

Onlara değinmeden bitiremem bu yazıyı hatta sayfalarca onlardan bahsedebilirdim o geceyle alakalı. Onların davet edilmesi çok ince bir davranış fakat geri planda kaldıklarını düşünüyorum. Gece boyunca bir köşede oturmuş TV izliyor gibiydiler. Şık giyinmiş insanlar, protokol işleri vs. Onların sayesinde bu cumhuriyetin kurulduğunun bilincinde, onların programa daha iyi adapte edilmelerini beklerdim bu organizasyon ekibinden. Benim fikrime gecenin açılışında onura edilmeleri sağlanmalıydı ki o insanlar ortama daha da ısınabilsinler.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.