AFRİKALILARIN İSTANBUL TEZGAHI
Beni tanıyanlar bilir ne işlerle uğraştığımı az çok. Gazeteciliğimin yanı sıra uluslararası ticaretle de uğraşmaktayım. Bu sebeple birçok ülkeden iş adamlarıyla veya iş adamı kılıklı kişilerle münasebetimiz oldu, oluyor haliyle. Hele benim gibi alaylı şekilde bu piyasada yer almaya çalışıyorsanız, öyle büyük amcalarınız, dayılarınız yoksa piyasada paradigmanın en dibinden en tepesine kadar değişik insan profilleriyle tanışıyorsunuz ister istemez. Sigarasını, altın külçeden yaptırdığı kül tablasına basanlardan tutun, cebinde tramvay parası olmayıp isteyen profilde insanlara kadar profil tanıdım.
İlgilendiğim ürünlerin menşei çok farklı ülkeler olduğu için oraları da ziyaret ettim. Hatta Tanzanya serüvenimi köşeme taşımıştım. Uluslararası kurumsal düzeyde de iş görüşmesinde bulundum, bildiğiniz mafya tarzı görüşmelere de girdim birçok ülkede.
Ancak İstanbul’da yaşadığım durum beni inanılmaz derecede hayrete düşürdü. Belki gerekli mercilere sesimizi duyurur ve yabancıların ülkemizde düzenledikleri bu tezgâha çomak sokmak için vesile olurum niyetiyle paylaşıyorum yaşadığım tecrübeyi.
İstanbul Tahtakale’de bir ağabeyim tarafından konuyla ilgili bilgilendirildim. “İstanbul Taksim bölgesinde yabancı birisinde yaklaşık 10 kilo altın var. Bu altını çok uygun bir ıskontoyla hemen burada Taksim’de satmak istiyor.”
“Tamam. Ürününü Kapalıçarşı’ya getirsin hemen bozalım parasını yarım saatte alsın.”
“Yok adam yabancı uyruklu olduğu için güvenemiyor.O sebeple Taksim’de halka açık bir yerde oturmak istiyor alıcı kişiyle.”
“Güzel, dolandırıcı olsa daha gizli, kapalı yerlerde buluşmak ister ama halka açık yerde buluşmak istemesi pozitif bir durum, değerlendirelim”
“Kafede otururken alıcı parayı satıcıya gösterecek. Satıcı tatmin olduktan sonra alıcının adamıyla, satıcının adamı beraber ürünü test ettirip çıkacak sonuca karşılık ödeme yapılacak.”
“İlginç ama güvenilir gözüküyor. Deneme için bir 500 gr. Yapalım, eğer uygunsa elindeki bütün ürünü alacak müşterimiz var nasıl olsa” dedik. Yanımızda 500 grama tekabül edecek para aldık ve buluşma yeri için bize verilen adreste bir kafede oturduk Tahtakale’deki ortağımla beraber.
Çok geçmeden iki adam geldi maksimum 40 yaşlarında. Afganistan uyruklu ikisi de.Oturduk kafede çay içiyoruz. Daha sonra anladık ki Afganlı ikili öncü birlikmiş. Ürünlerin sahibi meğerse daha sonra yanımıza katılan Fildişi Sahilli bir Afrikalı.
Masamıza oturdu ve bir espresso söyledi bizim Fildişili (kendini önemli göstermeye çalışıyordu belli ki hasbam). Neyse lafı çok uzatmadan işi konuşmaya geçtik. Söylendiği gibi yanında ürün falan yoktu, bizi ilk görmeye gelmiş ürün Taksim’de abisinin yanındaymış. Anlaştığımız gibi 500 gram altını getireceğini söyledi ve espressosunu bir çırpıda bitirip kalktı.
Biz yine kaldık Afganlarla baş başa… 15 dakika sonra Afganlının telefonu çaldı. Arayan Fildişili tabi. Ağabeyi 500 gram altın vermeye yanaşmıyormuş. Minimum 2 kilo verebilirim demiş. Biz de bunun üzerine adamlarda ürünün olmadığını bizi dolandırmaya çalıştıklarını iddia ederek Afganların yanından ayrıldık. Bu arada Tahtakaleli ortağım adamlardan güncel fotoğraf istemiş (isimlerimizin ve güncel tarihin yazdığı bir kağıtla birlikte). Tam istediğimiz şekilde hem fotoğraf hem de video gönderdiler çok vakit geçmeden.
Aklımız almıyordu aslında. İş yapmak isteyen adam 500 gram dahi olsa yapmaz mıydı? Az para da değildi hani. 2 kg’da diretmelerinin arkasında kesin bir şey vardı.
Yazının davamıhaftaya…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.