NEDEN KUZEY IRAK ?
Ortadoğu yüzyıllardan beri büyük medeniyetlerin beşiği, dinlerin, dillerin kültür ve medeniyetlerin ortak bir buluşma noktasına sahne olmuştur. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik bu coğrafyada doğmuş, ilerleme kaydederek yayılmıştır.
Tunus’ta alevlenen, Mısır, Yemen, Libya, Bahreyn ve Cezayir’i saran Arap baharı Suriye ile devam etmiş son olarak Katar nasibini alarak Kuzey Irak’ta değişim ve dönüşümden etkilenmeye başlamıştır.
1990 yıllarda başlayan ve istikrarı yakalayamayan batılı güçler ABD başkanı Trump un gelmesi ile birlikte Büyük Ortadoğu projesini hızlandırarak ülkeyi yöneten yönetime aleni bir şekilde kapalı kapılar arkasında baskı ve tehditler uygulayarak kontrollü bir şekilde ilerlemesini hızlandırmıştır.
Obama döneminde Ortadoğu coğrafyasında ılımlı İslam modelini benimsemiş ve rol model olarak Türkiye’yi gösterilmişti. Türkiye popüleriz mi, Ortadoğu başta olmak üzere tüm İslam coğrafyasını etkilemiş ve bir rüzgâr arkasına alarak aheste aheste esiyordu.
Osmanlı imparatorluğundan bugüne kadar geçen 96 yıllık süre zarfında devleti yöneten hükümetler ilk defa bu kadar, emin bir şekilde kendini güçlü hissetmeye başlamıştı.
Türkiye bulunduğu konum ve eldeki mevcut güce aldırmaksızın, küresel güçleri hafif görüp, dizginleri eline almadan, ipleri koparmaya ve zıtlaşmaya yöntemini seçerek bölgede bende buradayım demeye başladı. Bunu dedikten sonra vesayetçi düzen Erdoğan’ın çıkışından rahatsız olmaya başladılar.
Siyasette geleceği okumak çok önemlidir. Türkiye’de siyaseti şekillendiren yönetici ve danışmanlar dan oluşan niyet okuyucular ABD’nin Ortadoğu’da Suudilere bölgenin yeni hamisi olma teklifini okuyamamış ve gelişmeleri yakinen takip edememişlerdir.
Hülasa güç politikası, kendini tehdit altında hisseden her ülke küresel güç olan ABD ’en şartların nihayetine göre ekonomik ve askeri kaynaklı yardım talep etmektedir.
Dile getirdiğimiz gibi Suudi Arabistan Kralı Selman, Trump ve Mısır darbeci lideri Sisi ile kapalı kapılar arasında beynelmilel münasebetler ile bölgede artan bir Türkiye karşıtlığı için Katar üzerinden düğmeye bastılar.
Katar’ın dışında Barzani’nindi müdahil olduğu kuzey Irak ve kuzey Suriye’de YPG/PYD için Kürdistan’ın kurulmasını alevlendirip, kolunu güçlendirdiler.
Jeopolitik nedenlerden dolayı Ortadoğu’da Türkiye ile olan dostluğunu çıkarları için kontrol altında tutan ABD Suriye’deki en büyük hava üstünü inşa etmesi ile birlikte kendine bölgede farklı stratejik ortaklık ve çıkar ilişkisi sağlayacak bir yöne yönelecektir.
Durum böyle olunca hadım bir Türkiye için 25 Eylül 2017 tarihinde Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetimi başkanı molla Mesut Barzani, Kürdistan coğrafyası dışında kalan; Kerkük, Diyala, Musul, Tuzhurmatu, Şengal gibi tartışmalı bölgelerde “bağımsızlık” referandumu yapılmasını kararlaştırdı.
Yeni Türkiye’nin yeni Ortadoğu’sunda Atlantik’ten, Avrasya ya yönelen Ak Parti hükümeti Proaktif bir dış politika ile oyun kurucular arasında yer alma adına yıllardan beri asimetrik tehdit olarak algıladığımız Kürtleri hesaba katmadan, yoluna devam edeceği fikrini hesaplayamamış olması gerekir.
NEDEN KUZEY IRAK
Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimini ekonomik bir yelpaze içerisinde enerji politikası olarak görmemek gerekir ki tüccar zihniyeti ile hareket edilirse sosyal, siyasal, ekonomik kültürel olarak entegrasyon yaşayan bu coğrafyadaki insanları kaybeder.
Suriye’de yaptığımız operatif hamlelerin dışında derin bir koridor ve geniş coğrafyaya yayılmamız gerekmektedir.
Rusya-ABD arasında gerçekleşen ve pazarlıklara konu olan Musul ve Kerkük topraklarını Atatürk’ün vasiyeti olan bu toprakları hiç kimseyi dinlemeden sahiplenmemiz kaçınılmaz bir hal almıştır.
Gerekçe olarak Musul ve Kerkük'te Osmanlı dönemine ait 1847-1917 yıllarını kapsayan 77 bin 63 tapu kaydını gösterebilirsin.
Burada karşımıza tabii olarak soru işaretleri gelmektedir. Barzani Türkiye’nin güdümünde hareket etmekte midir? Bölgede devreye sokulan askeri hamleler ve risklerin boyutları düşünülerek hesaplanmış mıdır?
Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Misak-i Milli sınırlarımıza kadar dayanan küresel güçlerin askeri birliklerini iyi etüt ederek durum değerlendirmesi ivedilik arz etmektedir. Durum böyle olunca devreye siyasiler değil Genelkurmay başkanlığının girmesi gerekmektedir. İstihbarat ağlarının kurulması ve istihbarata karşı koyma gibi aktif ve pasif tedbirlerinin acilen uygulanabilirliği değerlendirilmelidir.
Genelkurmay başkanlığı siyasi bir oluşum olmamakla birlikte, vatanını ve milletini korumakla görevlidir. Küresel planlar karşısında yapması gerekenler konusunda insiyatifi ele alıp Bin düşünüp bir karar vermelidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.