KENAN GÜRBÜZ
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi bugün sadece bir hastane değil; bu kentin vicdan testidir
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, kağıt üzerinde 150–200 bin kişilik bir nüfusa hizmet verebilecek altyapıyla kurulmuş bir hastane. Oysa Muğla, Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir yapıya sahip. Bodrum, Fethiye, Marmaris gibi her biri adeta birer il büyüklüğünde olan ilçelerimiz var. Yaz aylarında bu ilçelerin nüfusu bir milyonu aşıyor. Turizmle birlikte artan trafik, kazalar, kalp krizleri, acil vakalar ve ağır hastalıklar da cabası…
Bu yük, dönüp dolaşıp Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin omuzlarına biniyor.
Ve bu hastanenin hekim kadrosu, bir milyonluk fiili nüfusa hizmet vermeye çalışıyor.
Normal şartlarda üniversite hastanelerinin asli görevi yalnızca hasta bakmak değildir. Bilim üretmek, araştırma yapmak, asistan yetiştirmek, tıbbın geleceğini inşa etmektir. Ancak Muğla’da üniversite hocaları, yeni mezun bir uzman gibi sabahtan akşama poliklinik yapıyor, ameliyata giriyor, gece gündüz acil vakalara koşuyor. Bilimsel çalışma yapmaya, akademik üretime ayıracak zamanları neredeyse yok. Üstelik bütün bunları büyük bir özveriyle yapmalarına rağmen, her geçen gün daha fazla yoruluyorlar. Tükeniyorlar.
Ve ne yazık ki bu ağır yükün üzerine bir de başka bir yük ekleniyor:
Sözlü saldırılar, fiili tacizler, sosyal medya linçleri, yerel basında çıkan asılsız haberler, iftiralar…
Bir hasta kaybedildiğinde, sanki bütün dünyanın suçu o hekimin omuzlarına yıkılıyor. Oysa tıp, yüzde yüz garanti veren bir meslek değildir. Hele açık kalp ameliyatı, aort diseksiyonu, doğumsal kalp hastalıkları gibi hayati riski son derece yüksek operasyonlar, dünyanın her yerinde ölüm riski barındırır.
Ama bizde, bu ameliyatları yapan hekimler el üstünde tutulacağına, en küçük olumsuzlukta sosyal linçe maruz kalıyor. Hakaret, tehdit, baskı, itibarsızlaştırma…
Beyaz kod gibi koruyucu mekanizmaların yetersizliği de saldırganları cesaretlendiriyor.
İşin en acı tarafı ise şu:
Yıllar sonra yapılan bilirkişi incelemelerinde hekimlerin kusursuz olduğu ortaya çıksa bile, bu gerçekler ne sosyal medyada ne de basında yer buluyor. Atılan çamur, iz bırakıyor. Hekimin itibarı zedelenmiş, ruhu yıpranmış oluyor.
Sonuç ne oluyor?
Genç hekimler kalp cerrahisi, beyin cerrahisi gibi hayati risk taşıyan branşlardan kaçıyor. Daha az riskli, daha az baskıya maruz kalan branşlara yöneliyor. Bugün Muğla’da ücretsiz ve yüksek başarıyla yapılan bypasslar, kapak ameliyatları, aort ameliyatları, çocuk kalp cerrahisi yarın yapılamaz hale gelirse şaşırmayalım.
O zaman ne olacak?
Hastalar başka illere gidecek. Özel hastanelerde SGK dışında cepten 400–500 bin liradan başlayıp 2–3 milyon liraya kadar çıkan ücretleri ödemek zorunda kalacak. Ödeyebilen yaşayacak, ödeyemeyen kaderine razı olacak.
Bir hekimin bu noktaya gelmesi için en az 20–25 yılını eğitime ve mesleğine adadığını unutuyoruz.
Gece uykusunu, ailesini, sağlığını feda ettiğini görmezden geliyoruz.
Ama klavye başında birkaç satırla insan hayatı kurtaran hekimleri yerden yere vurmakta hiç tereddüt etmiyoruz.
Unutmayalım:
Hekim giderse, sağlık gider.
Sağlık giderse, geriye sadece çaresizlik kalır.
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi bugün sadece bir hastane değil; bu kentin vicdan testidir. Ve bu sınavı ne yazık ki her geçen gün daha kötü veriyoruz.
Saygılarımla…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.