Muğla denince akla ilk olarak deniz, koylar ve yaz kalabalığı gelir. Oysa bu şehrin, güneşten çok gölgenin konuştuğu yerleri de vardır. İnbükü Kanyonu bunlardan biri olup yine bu sessiz güzelliklerin başında gelir. Haritalarda çok kolay bulunmayan, tabelalarda adı pek geçmeyen bu kanyon, doğanın kendi içine kapanarak oluşturduğu saklı bir defter gibidir.
İnbükü Kanyonu, Seydikemer’in dağlık dokusu içinde, yeşilin en koyu tonuna ev sahipliği yapar. Yüksek kayalıklar arasından süzülen su, burada yalnızca bir akarsu değil; zamanı yavaşlatan bir çizgidir. Yürüyüş yolunda ilerledikçe insan, modern hayatın sesini geride bırakır. Telefon çekmez belki, ama düşünceler daha net çekmeye başlar. Kanyonun en dikkat çekici yanı, doğallığını korumuş olmasıdır. Ne kalabalık büfeler ne de beton yollar vardır. Sizi karşılayan şey, serinlik, kuş sesleri ve taşların bin yıllık suskunluğudur. Bu yüzden burası bir “gezi yeri” olmaktan çok, bir durma noktasıdır. Aceleyle değil, ağır ağır gezilmesi gerekir.
Yerel halkın bildiği, ama çoğu zaman turist haritalarında yer almayan bu vadi,
Muğla’nın sadece denizle anılmasına itiraz eden bir manzaradır. İnbükü, insana şunu hatırlatır: Bir şehir yalnızca vitrininden ibaret değildir. Asıl hikâye, arka sokaklarda saklıdır.
Bugün hâlâ büyük turizm rotalarının dışında kalan İnbükü Kanyonu, keşfedilmemiş olmanın verdiği masumiyeti taşır. Ancak bu masumiyet, aynı zamanda kırılgandır. Belki de bu yüzden, buraya gelen herkesin ilk sorumluluğu sessizliği bozmamak ve doğaya yük olmamaktır.
İnbükü Kanyonu, Muğla’nın gizli cümlelerinden biridir. Yüksek sesle söylenmez; fısıltıyla anlatılır. Ve bazen bir köşe yazısının görevi, yüksek sesle tanıtmak değil, doğru yere işaret etmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.