
Ne vakittir uzanmıyor kaleme elim.
Gönlüm yorgun, sözcükler yorgun.
Hayatın anlamını bulduğumu sandığım gözlerde,
Kendi değersizliğimi gördüğümden beri,
Sevmeye çalışıyorum yalnızlığımı.
Aldırma diyorum, aldırma!
İlk kalışın değil ki bu zorda.
Ha bir acı eksik, ha fazla...
Yol, eninde sonunda buraya varacaktı nasıl olsa.
İçimdeki küskün çocuğu,
Avutmaya çalışıyorum gece olunca.
Sen değil misin ki bu yalnız yolların müdavimi,
Yokuşların ustası,
Çıkmaz sokakların sürgünü...
Güneşe dön yüzünü, karartma umudunu,
Diyorum.
Ah, dile kolay...
Kimseler bilmez, su alıyor bu gemi.
Ardımda kalan bir tek gölgem var.
Hep aynı yerden vursa da hayat,
Vardır elbet diyorum;
Bu dünyanın da bir terazisi.
Dermanın yalnızca kendinde olduğunu,
Elekte yaralarını saracak kimse kalmayınca anlıyor insan.
An geliyor,
Hüzzam makamında gelip geçiyor gözümün önünden;
Gelenler, gidenler...
Kimbilir şimdi neredeler?
Yarım kalan tüm hikayelerdeki gibi,
Acı bir tebessümle hatırlıyorum
İçimde kalan silüetlerini,
Sanki hiç yaşanmamış gibi,
Yüzüme vurur gibi kimsesizliğimi.
Durduk yere, kan ağlar mı satırlar?
Meğer, ölmeden de gömülürmüş insanlar?
Bilmezler, yüreğimde peş peşe kaç mezar var?
Ve içimde sönmeyen bir ateş,
Yanar ha yanar...
Şimdi meçhule giden bir yolun başında;
Biraz ürkek, biraz kırgın,
Çokça umutsuz yüreğim...
Ama en azından farkında:
Yol yokuşa çıkınca;
Herkesin dağılan tesbih taneleri gibi
Ortadan kaybolacağı gerçeğinin.
Gülhan Gürbüz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.