İnsan, hayatını paylaştığı kişiyle aynı evde yaşarken bile kendini yalnız hissedebilir. Çünkü bir ilişkiyi sürdürmek, yalnızca aynı hayatı paylaşmak değil, birbirini anlamaya da gönüllü olmaktır.
İlişkilerde yaşanan sorunlar çoğu zaman büyük olaylarla başlamaz. Gün içinde önemsenmediğini hissettiren küçük bir davranış, karşılık bulmayan bir ihtiyaç ya da zamanla biriken kırgınlıklar, çiftler arasında görünmez mesafeler oluşturabilir. Bir taraf anlaşılmak için konuşurken diğeri kendini savunmaya geçebilir. Böylece asıl mesele, birbirini anlamaktan çıkar ve kimin haklı olduğu üzerine bir mücadeleye dönüşür.
Oysa bir ilişkide haklı olmak ile birbirine iyi gelmek her zaman aynı şey değildir.
Çift terapisi, eşlerin iletişim biçimlerini, duygusal ihtiyaçlarını ve çatışmaların altında yatan nedenleri keşfetmelerine yardımcı olan bir süreçtir. Terapide amaç, kimin haklı ya da haksız olduğunu belirlemek değil; ilişkinin içinde tekrar eden iletişim biçimlerini, karşılanmamış duygusal ihtiyaçları ve çatışmaların altında yatan anlamları birlikte keşfetmektir.
Sağlıklı bir ilişkide hiç tartışmamak değil, anlaşmazlıkları nasıl ele aldığımız önemlidir. Bazen içten bir özür, bazen yargılamadan dinlemek, bazen de “Seni anlıyorum.” diyebilmek yeniden yakınlık kurmanın ilk adımı olabilir.
Unutulmamalıdır ki bir ilişkiyi ayakta tutan şey hiç kırılmamak değil, kırıldığında birbirine yeniden ulaşabilmektir.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Ben bu tartışmada haklı çıkmaya mı çalışıyorum, yoksa sevdiğim insanla yeniden anlaşabilmenin bir yolunu mu arıyorum?”
Çünkü bazen bir ilişkinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, birbirini gerçekten duyabilmektir.
Uzman Klinik Psikolog Neslihan Evkuran
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.