Özel gereksinimli bir çocuğun dünyayı farklı algılaması, öğrenmesi ya da kendini ifade etmesi yalnızca çocuğun değil, ailesinin de hayatını etkiler. Bu süreç; sevginin yanında kaygıyı, belirsizliği, yorulmayı ve zaman zaman çaresizlik hissini de beraberinde getirebilir.
Toplum olarak çoğu zaman çocuğun davranışına bakıp onu değerlendirmeye çalışıyoruz. Oysa bir davranışın arkasında çoğu zaman anlatılamayan bir ihtiyaç vardır. Kalabalık bir ortamda kulaklarını kapatan bir çocuk duyusal olarak zorlanıyor, öfke nöbeti yaşayan bir çocuk duygusunu düzenlemekte güçlük çekiyor ya da konuşmayan bir çocuk kendini ifade etmekte zorlanıyor olabilir.
Bu nedenle özel gereksinimli çocukları anlamanın ilk adımı, davranışı yargılamadan önce “Bu çocuk bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye düşünebilmektir.
Aileler de çoğu zaman görünmeyen bir mücadele verir. Terapi ve eğitim süreçleri, uzman görüşmeleri, günlük sorumluluklar ve çevreden gelen eleştiriler ebeveynlerin yükünü artırabilir. “Neden böyle davranıyor?” demek yerine “Size nasıl destek olabilirim?” diyebilmek, bir aile için düşündüğümüzden çok daha kıymetlidir.
Her çocuğun gelişim hızı, iletişim biçimi ve ihtiyaçları farklıdır. Amacımız çocuğu yalnızca yaşıtlarına benzetmek değil; onun dünyayı daha güvenli, anlaşılır ve kabul edici bir yer olarak deneyimlemesine yardımcı olmaktır.
Çünkü farklılık, eksiklik değildir.
Bir çocuğu gerçekten desteklemek, onu değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmakla başlar.
Uzman Klinik Psikolog Neslihan Evkuran
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.