Dr. Zekeriya BİNGÖL
KURMAK ZOR, KAYBETMEK KOLAY: MARMARİS UYGULAMA OTELİ
Emaneti devralmak kolaydır; asıl mesele onu büyüterek teslim edebilmektir.
Kıymetli okurlarım,
Bir yöneticinin başarısı, yalnızca yeni bir şey yapmakla değil; kendisine emanet edileni yaşatmakla da ölçülür.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi benim için uzaktan baktığım sıradan bir kurum değildir. Yaklaşık 20 yılımı verdiğim, kuruluşundan gelişimine kadar birçok aşamasında emek harcadığım bir üniversitedir.
2012 yılında Marmaris Turizm Meslek Yüksekokulunun kurucu müdürlüğünü üstlendim. O yıllarda yüksekokulumuzun hemen yanında, arazisi Milli Parklara ait, yaklaşık 75 odalı, yarı olimpik havuzu bulunan önemli bir otel tesisi vardı.
Bu otelin üniversiteye kazandırılması kolay olmadı.
Yaklaşık üç yıl boyunca Ankara yollarını aşındırdım. Bir tarafta Milli Parklar Genel Müdürlüğü, diğer tarafta Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu…TESK Başkanı Sayın Bendevi Palandöken ile defalarca görüştük. Bir tarafı ikna ediyoruz, diğer taraf tereddüt ediyor; onu ikna ediyoruz, bu kez başka bir sorun çıkıyordu.
Tam üç yıl…
Bu süreçte kıymetli ağabeylerim Ali Doğan Tugay, Zeki Eren, Şükrü Ayyıldız ve dönemin Rektörü Prof. Dr. Mansur Harmandar’ın desteklerini unutamam.
Sonunda başardık.
Otel üniversitenin oldu.
Ama bir tesisi üniversiteye kazandırmakla iş bitmiyordu. Yıllarca boş kalmış bir binayı yeniden ayağa kaldırmak gerekiyordu.
Kolları sıvadık. Başımıza gelmeyen kalmadı; tadilat sırasında asansör kazası bile atlattık.
Bir hayırsever büyüğümüzü ikna ettik. Dr. Zahirretin Yılmaz. Kendisi uzun yıllar Almanya’da yaşayan bir doktor. Anne ve babasının isimlerinin yaşatılması şartıyla dönemin parasıyla yaklaşık 800 bin lira bağışta bulundu. Bağıştan vazgeçmesin diye günlerce kendisiyle ilgilendiğimizi bugün tebessüm ederek hatırlıyorum. Zahirettin Amca Ahirete göçtü. Yüksekokulumuzda da ona tören düzenledik. Mekanı Cennet olsun.
Çünkü o yıllarda mesele makam değildi. Mesele, üniversiteye kalıcı bir eser bırakabilmekti.
Sonunda oteli açtık.
Üç yıl boyunca alnımızın akıyla işlettik. Kış aylarında öğrencilerimize barınma imkânı sağladık, yaz aylarında Türkiye’nin dört bir yanından gelen akademisyenleri ağırladık.
Oteli yalnızca bir konaklama tesisi olarak değil, öğrencilerimizin mesleği yaşayarak öğrendiği gerçek bir uygulama merkezi hâline getirdik.
Dönemin Rektörü Prof. Dr. Mansur Harmandar’ın görev süresi sona erdiğinde benim de idari görevimin biteceğini biliyordum.
Buna hiç üzülmedim.
Üç meslek yüksekokulunun kuruluşunda görev almış, bir araştırma merkezi kurmuş, üniversiteye uygulama oteli kazandırmış, öğrencilerimizle ve çalışma arkadaşlarımızla önemli başarılara imza atmıştık.
Makam dediğiniz nedir ki?
Dünya Sultan Süleyman’a kalmamış, bize mi kalacak?
Önemli olan görevden ayrılırken arkanızda hoş bir seda, çalışan bir sistem ve üniversiteye kazandırılmış eserler bırakabilmektir.
PEKİ O SİSTEME NE OLDU?
Yıllar geçti, yönetimler iki kez değişti. Benden sonra yüksekokula üç ayrı müdür atandı. “Oteli bu mu yönetsin, şu mu yönetsin; şöyle mi yapalım, böyle mi yapalım?” tartışmaları arasında, kurulmuş ve çalışan sistemin dengesi bozuldu. Geliştirilmesi gereken yapı, sürekli müdahalelerle adeta bir yönetim karmaşasına dönüştürüldü.
Bugün Marmaris Uygulama Oteliyle ilgili sahadan bana ulaşan bilgiler maalesef iç açıcı değil. Tesisin kış döneminde kapalı kaldığı, yaz sezonunda dahi eski işlevselliğinden uzak olduğu ve kapalı olduğu yönünde ciddi şikâyetler bulunmakta. Bizzat kendimde buna şahidim. Çünkü Yüksekokul olsun Uygulama oteli olsun benim çocuğum gibiler. Marmaris’e her gittiğimde uğramadan edemiyorum.
Üniversitenin elinde böylesine kıymetli bir uygulama tesisi bulunurken, Muğla kamuoyu adına şu soruların açık ve somut verilerle cevaplandırılması gerektiğine inanıyorum:
Bu otel bugün açık mı, kapalı mı?
Açıksa hangi kapasiteyle hizmet veriyor?
Yılın kaç ayında faaliyette tutuluyor?
Kaç öğrenci burada uygulamalı eğitim görüyor?
Kaç öğrenci tesisin barınma imkânlarından yararlanıyor?
Tesisin üniversiteye yıllık ekonomik ve akademik katkısı nedir?
Kamu kaynaklarıyla oluşturulan ve öğrencilerin mesleki gelişimine hizmet etmesi gereken böyle bir tesisin hangi verimlilikle kullanıldığını bilmek, yalnızca üniversite mensuplarının değil, bütün Muğla kamuoyunun en doğal hakkıdır.
Bir kamu tesisini üniversiteye kazandırabilmek için üç yıl boyunca Ankara yollarını aşındırdıysanız, yıllar sonra o tesisin işlevini kaybettiğine ilişkin haberler almak insanın içini acıtıyor.
Ama burada mesele benim kurduğum sistemin devam edip etmemesi değildir. “Bizden önce yapılmış” diye çalışan bir sistemi bozmak yöneticilik değildir. Asıl yöneticilik, iyi olanı korumak, eksik olanı tamamlamak ve devraldığınız yapıyı daha ileriye taşımaktır.
Zekeriya Bingöl’ün kurduğu sistemi gitmiş, yerine başka bir sistem kurulmuş… Bunun hiçbir önemi yok.
Yeter ki daha iyisi yapılsın.
Önemli olan tesis çalışmasın.
Öğrenci faydalanmasın.
Üniversite kazanmasın.
Kamu malı değer üretmesin.
Bir sistemi beğenmiyorsanız değiştirirsiniz; fakat yerine daha iyisini koyarsınız.
Çalışan sistemi bozup yerine çalışmayan bir düzen bırakıyorsanız, orada artık değişimden değil, yönetim sorunundan söz edilir.
Unutmayın; Bir eseri yapmak zordur, kaybetmek kolaydır. Bir kurumu büyütmek yıllar alır; geriye götürmek ise bazen birkaç yanlış karara bakar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.