Bülent Önge
Sidyma Antik Kenti
Muğla'nın Seydikemer ilçesine bağlı Dodurga Mahallesi'nde, kalabalıklardan uzak, doğanın içinde saklanmış bir antik kent var: Sidyma. Bugün sessizliğe bürünmüş olsa da yüzyıllar boyunca Likya'nın önemli yerleşimlerinden biri olarak yaşamış bu kent, ziyaretçilerine tarih ile doğayı aynı anda sunuyor.
Günümüze ulaşan kalıntıların büyük bölümü Roma Dönemi'ne ait olsa da bulunan yazıtlar ve sikkeler Sidyma'nın geçmişinin çok daha eskilere, MÖ 1. yüzyılın öncesine uzandığını gösteriyor. Hatta kentin adı, MÖ 2. yüzyılda Likya Birliği'nin kentleri arasında da geçiyor. Roma döneminde hızla gelişen Sidyma, önemini Bizans döneminde de korumayı başarmış. Sidyma'nın en dikkat çekici bölümü, Dodurga Mahallesi'nin kuzeyindeki iki bölümlü akropolü. Yaklaşık 365 metre uzunluğundaki surlarla çevrili bu tepe, bir zamanlar kentin güvenliğini sağlıyordu. Doğu bölümündeki polygonal kapı ve gözetleme kulesi hâlâ ayakta kalmayı başaran önemli yapılardandır.
Akropolün hemen yakınında bulunan tiyatronun büyük bölümü toprak altında olsa da altı oturma sırası günümüze ulaşabilmiş durumdadır. Kuzey yamaçlarında yer alan kalıntıların ise büyük olasılıkla Likya tipi mezar anıtları olduğu düşünülmektedir.
Kentin merkezinde yer alan ve sütunları hâlâ ayakta duran Stoa, İmparator Claudius döneminde (MS 41-54) inşa edilmiş. Hemen yanında bulunan yaklaşık dokuz metre uzunluğundaki Artemis Tapınağı da aynı dönemin eserlerindendir. Mahallenin girişinde ise yalnızca kemerleri ayakta kalabilmiş hamam ve kilise kalıntıları ziyaretçileri karşılıyor.
Sidyma denildiğinde akla gelen en önemli yapılardan biri de mezar anıtları. Kaya mezarları, lahitler ve ev tipi mezarlar, Likya uygarlığının ölü gömme geleneğini günümüze taşıyor. Özellikle güvercin yuvasını andıran kaya mezarları, Pınara Antik Kenti'ndekilere benzer özellikler taşıyor. Ancak Sidyma'yı ilginç kılan yalnızca taş yapıları değil. Kentin tarihine karışmış etkileyici bir efsane de var.
Rivayete göre, henüz sıradan bir asker olan ve Pers seferi sırasında hastalanan İmparator Marcian, Sidyma'da iki kardeş tarafından misafir edilir. Hastalığı sırasında ona büyük bir özenle bakılır. Bir gün av dönüşünde dinlenirken uykuya dalan Marcian'ın üzerine güneş gelmesin diye büyük bir kartal kanatlarını açarak gölge yapar. Bu olayı gören kardeşler bunun ilahi bir işaret olduğunu, bir gün imparator olacağını söylerler. Marcian ise bunun imkânsız olduğunu düşünse de "Eğer bir gün gerçekten imparator olursam sizi ödüllendireceğim." diye söz verir.
Yıllar sonra gerçekten tahta çıkan Marcian, verdiği sözü unutmamış ve iki kardeşi Likya'nın en yüksek görevlerine getirmiştir. Gerçekliği kesin olarak bilinmese de bu hikâye, Sidyma'nın yüzyıllardır anlatılan en güzel efsanelerinden biri olmayı sürdürüyor.
Bugün Sidyma'nın büyük bölümü hâlâ toprak altında bulunuyor. Bölgede yeterli arkeolojik kazı yapılmadığı için antik kentin birçok sırrı henüz gün yüzüne çıkarılabilmiş değildir. Belki de bu yüzden Sidyma, keşfedilmeyi bekleyen en gizemli Likya kentlerinden biri olma özelliğini koruyor.
Fethiye-Kaş karayolundan Eşen sapağına ayrıldıktan sonra yaklaşık 17 kilometre ileride ulaşılan bu sessiz antik kent, gösterişli turistik kalabalıklardan uzak kalmayı başarmıştır. Buraya geldiğinizde yalnızca antik taşları değil, aynı zamanda tarihin sessizliğini de dinliyor olacaksınız.
Bazen bir antik kenti değerli yapan şey görkemi değildir. Sidyma'nın değeri de tam burada saklı. Gösterişten uzak, doğanın içinde, binlerce yıldır ayakta duran birkaç sütun, birkaç mezar ve anlatılmaya devam eden bir efsane... Belki de gerçek tarih, en çok sessiz kalan yerlerde yaşamaya devam ediyordur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.