TANDOĞAN UYSAL
Amerikan Rüyasının Karanlık Yüzü
Acı ama gerçek: Amerikan seçmeni dünyayı makbul bir adama teslim etmedi
Gazeteci-Yazar Yılmaz Özdil, ABD Başkanı Donald Trump’ı anlatırken lafı dolandırmıyor.
Trump’ı bugünkü sözlerinden değil, ailesinin hikâyesinden okuyarak anlatıyor.
Çünkü bu hikâye, sadece bir biyografi değil.
Aynı zamanda bir karne.
Trump ailesine giden servetin nereden geldiğini açıkça ortaya koyuyor.
Masallarla değil.
Alın teri edebiyatıyla değil.
Dede ile başlıyor.
Altına hücum yılları…
Lokanta…
Bar…
Genelev…
Servet, ahlaklı bir ticaretle değil, yüz kızartıcı işlerle büyüyor.
Özdil bunu saklamıyor.
Üzerini örtmüyor.
Çünkü bugünü anlamanın başka yolu yok.
Sonra baba geliyor.
Alman kökenli bir baba.
Disiplinli, sert, otoriter…
Ve açıkça ırkçı.
Siyahlara ev satmıyor.
Para kazanabileceği halde, sırf siyah oldukları için insanları dışlıyor.
Bu yüzden defalarca mahkemelik oluyor.
Bu bir ayrıntı değil.
Bu, bir zihniyet.
Ve sonra oğul…
Bugün dünyayı yöneten adamın konuşmalarına bakıyorsunuz…
Davranışlarına bakıyorsunuz…
Diplomasiye, devlete, hukuka bakışına bakıyorsunuz…
Ortada çok net bir tablo var:
Bu adam, alışılagelmiş bir ABD devlet başkanı değil.
Ne üslup olarak…
Ne refleks olarak…
Ne de devlet aklı bakımından.
Yılmaz Özdil’in dededen babaya, babadan oğula kurduğu çizgi zaten bunu açıkça gösteriyor.
Ortaya çıkan karne ortada.
Notlar da gizli değil.
Barış söylemi, hoyrat icraat
“Dünyaya barış getireceğim” diyerek gelen Trump,
Halkın seçtiği bir devlet başkanını karısıyla birlikte yatağından aldıracak kadar pervasız davranabiliyor.
Bu bir sapma değil.
Bu bir kaza hiç değil.
Bu, geçmişiyle uyumlu bir sonuç.
Servetin nereden geldiği ortadaysa,
Zihniyetin nasıl şekillendiği de ortadadır.
Amerikan seçmeni ne yaptı?
Gerçeği eğip bükmeye gerek yok.
Amerikan seçmeni, dünyayı çok makbul bir adama teslim etmedi.
Acı ama gerçek.
Ailesinin zenginliği şaibeli…
Geçmişi yüz kızartıcı dosyalarla dolu…
Irkçılığın ev içi miras olarak aktarıldığı bir soyadı…
Ve bu soyadı, dünyanın direksiyonuna oturtuldu.
Sonra herkes şaşırdı.
Türkiye’den çıkan “kızı” iddiası neden yabancı durmuyor?
Türkiye’de bir kadın çıktı.
Adı Necla Özmen.
“Donald Trump’ın kızıyım” dedi.
Alay edildi.
Küçümsendi.
Ama iddia mahkemeye taşındı.
DNA testi istendi.
Yani konu dedikodu olmaktan çıktı.
Bugün için kanıtlanmış bir gerçek yok, evet.
Ama şunu da söyleyelim:
Trump ailesi söz konusu olduğunda, bu tür iddialar tablonun dışına taşmıyor.
Dede…
Baba…
Oğul…
Şimdi de bir yerlerden, “Ben de bu hikâyenin parçasıyım” diyen biri çıkıyor.
Doğru ya da yanlış…
Ama bu soyadında gariplik hiç bitmiyor.
Yılmaz Özdil Trump’ı Çok Güzel Anlattı
Yılmaz Özdil bu yazısıyla bir şeyi çok net yaptı:
Trump’ı karikatürleştirmedi.
Ama gerçeği de makyajlamadı.
Servetin nereden geldiğini gösterdi.
Zihniyetin nasıl oluştuğunu anlattı.
Ve ortaya bir karne koydu.
Bugün dünyayı yöneten adamın
ne söylediği kadar,
nereden geldiği de önemlidir.
O karneye bakınca,
olan bitene şaşırmak için hiçbir neden kalmıyor.
Amerikan seçmeni tercihini yaptı.
Dünya da bedelini ödüyor.
Acı…
Ama gerçek.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.