Avrupa şehirlerinde hayat, ilk bakışta her zamanki gibi akıyor. Kafelerde kahve içiliyor, insanlar işe yetişiyor, çocuklar okula gidiyor. Ancak bu sıradanlığın arka planında giderek büyüyen bir huzursuzluk hissi var.
Rusya kaynaklı savaş söylemi, Avrupa için artık uzak bir ihtimal değil; günlük hayatın ruh hâlini etkileyen bir psikolojik baskıya dönüşmüş durumda.
Bu endişe, somut bir savaş ilanından değil, sürekli diri tutulan belirsizlikten besleniyor.
Sıradan Hayat, Olağanüstü Kaygı
Avrupalılar bugün savaşı cephede değil, manşetlerde yaşıyor. Gazetelerin ilk sayfaları, televizyon alt yazıları ve uzman yorumları aynı soruyu tekrar ediyor:
“Gerçekten bir savaş ihtimali var mı?”
Bu soru, yalnızca siyasetle ilgilenenlerin değil; ev kirasını düşünenin, enerji faturasını ödeyenin, çocuğunun geleceğini planlayan ebeveynin de gündeminde. Savaş ihtimali konuşuldukça, gelecek duygusu bulanıklaşıyor.
Belirsizlik Bir Silah Olarak Kullanılıyor
Vladimir Putin yönetiminin dili, net bir çatışma ilanından çok, “her an olabilir” hissi yaratmaya dayanıyor.
Bu yaklaşım, askeri bir hamleden ziyade zihinsel bir kuşatma etkisi oluşturuyor.
Avrupa toplumlarında asıl yıpratıcı olan da bu:
Savaşın başlayıp başlamayacağı değil, başlayıp başlamayacağını kimsenin bilmemesi.
Savaş Olmadan Savaş Yaşamak
Bugün Avrupa’da tanklar sokaklarda değil; ama korku, tereddüt ve güvensizlik gündelik hayatın içinde.
Savunma harcamaları artıyor, zorunlu askerlik tartışmaları geri dönüyor, “barış dönemi” kavramı sorgulanıyor.
Bu tablo, fiilî bir çatışma olmadan da savaşın toplumsal etkilerinin hissedilebileceğini gösteriyor.
Tehdidin Kendisi Gerçek
Rusya’nın Avrupa’ya karşı fiilen savaşa girip girmeyeceği hâlâ belirsiz.
Ancak şu açık: Tehdidin psikolojik etkisi çoktan gerçeklik kazanmış durumda.
Avrupa bugün bombaların değil, belirsizliğin gölgesinde yaşıyor.
Ve bazen, modern çağda en etkili silah tam da budur:
Sürekli canlı tutulan korku.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.