TANDOĞAN UYSAL
Gazeteciler Günü mü? Önce Gerçeklerle Yüzleşelim
Gazeteci ya gazetecidir ya da değildir.
“Çalışan”, “emekli”, “işsiz” gazeteci diye bir ayrım yoktur. Çünkü gerçek gazetecilik bir meslekten çok bir ruh hâlidir. Gazeteci doğulur, gazeteci yaşanır, gazeteci ölünür. Damardan hissedilir bu iş; mesai saatine, bordroya, patrona göre ayarlanmaz.
Gazetecilik, hayatın her anında kamuoyu adına sormak, itiraz etmek, yazmak ve bedel ödemeyi göze almaktır. Bu nedenle gazeteci, kartını cebinde değil, vicdanını kaleminin ucunda taşır.
Türkiye’de Özgür Gazeteci Parmakla Sayılıyor
Bugün Türkiye’de gerçekten özgür gazeteci sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Çünkü sistem özgür gazeteci üretmiyor. Sistem, itaatkâr gazeteci istiyor. Kamuoyu adına görev yapan değil, görünürde gazetecilik yapan; aslında bağlı olduğu yapının, grubun, sermayenin veya siyasi hattın sözcülüğünü üstlenen bir basın düzeni var.
Elbette istisnalar vardır. Ama istisnalar kaideyi bozmaz.
Gazetecilik Artık “Kime Aitsin?” Sorusuna İndirgenmiştir
Bugünün gazeteciliği, “hangi basın kuruluşu, hangi gruba, hangi siyasi görüşe ait?” sorusuyla tarif ediliyor.
Aynı ülkede yaşayan gazeteciler, aynı olaya, aynı habere, aynı dünyaya bambaşka pencerelerden bakabiliyor. Gerçek değil, çıkar konuşuyor. Hakikat değil, pozisyon belirleyici oluyor.
Sermaye gazeteciliği teslim almış durumda. Ve bu sadece iktidara yakın basın için geçerli değil; muhalefet cephesindeki basın kuruluşlarında da tablo farklı değil. Orada da sermaye var, orada da siyaset var, orada da sınırlar var.
Masum Gazeteciler Bu Kısır Döngünün En Büyük Kurbanı
Bu kirli düzenin ortasında, gerçekten gazetecilik yapmak isteyen masum kalemler var.
Ama hayata tutunmak için, yazabilmek için, var olabilmek için çoğu zaman bu çarkın dişlileri arasında ezilmemek adına boyun eğmek zorunda kalıyorlar.
Bu bir tercih değil, bir mecburiyet hâline getirildi. İşte asıl dram burada.
Gazetecilik Tehlikeli Bir Meslek Haline Getirildi
Bugün gazetecilik sadece zor değil, tehlikeli bir meslek.
Yazdığınız her cümle, savcılığa taşınabilecek bir “dosya”ya dönüşebiliyor. Gazeteciler, yazılarından dolayı Cumhuriyet Başsavcılıklarına en çok suç duyurusunda bulunulan meslek gruplarının başında geliyor.
Bu ülkede artık haber yazmak, köşe yazmak, yorum yapmak cesaret istiyor.
Bu bir basın özgürlüğü sorunu değilse nedir?
45 Yıllık Tanıklığın Ardından Söylenen Söz
Yaklaşık 45 yıllık bir gazeteci olarak bunu teoriden değil, bizzat yaşayarak yazıyorum.
Basının hangi dönemlerden geçtiğini, bugün hangi noktaya savrulduğunu yaşayarak gördüm. Düne göre daha mı özgürüz? Yoksa sadece susturulmanın yöntemleri mi değişti?
Bugün basın ne kadar özgür?
Düşünce özgürlüğü nereye kadar var?
Bunu kimse net olarak söyleyemiyor.
Kimse Başını Kuma Sokmasın
Bugün böyle bir günde kimse romantik nutuklar atmasın.
Kimse başını kuma sokmasın. Türk basınının ve gazetecilerin durumu, istisnalar dışında budur.
Gerçeklerle yüzleşmeden, sorunları adını koymadan, özgürlükten söz etmek sadece süslü bir temennidir.
Dileğim Net ve Tavizsizdir
Bu olumsuzlukların ortadan kalkmasının ilk şartı şudur:
Basın kuruluşlarının sermaye ve siyaset bağından arındığı bir Türkiye.
Patronun değil, iktidarın değil, muhalefetin değil; hakikatin yanında duran bir basın düzeni.
Korkmadan yazabilen, bedel ödemeyi göze alabilen, kalemini kiraya vermeyen gazetecilerin çoğaldığı günleri görmek dileğiyle…
İşte o zaman gazeteciler günü gerçekten kutlanır.
Diğer her şey sadece törendir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.