TANDOĞAN UYSAL
Özgür Özel’in Erken Seçim Israrı Ve Türkiye’nin Geldiği Nokta
Bu süreçten kimlerin kazançlı çıktığını, yapılacak seçimlerde elbette sandık gösterecek. Ancak siyaset dediğimiz alan, dünyanın her yerinde rakiplerin birbirinin zayıf noktalarını kolladığı sert bir rekabet zeminidir. Türkiye’de yaşananlar da bu gerçeğin dışında değildir.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimlerde elde edilen başarıyı, uzun vadeli ve dengeleyici bir siyaset hattına dönüştürmek yerine, erken seçim çağrılarıyla kısa vadeli bir baskı stratejisine yöneltti. Bu tercih, siyasetin doğal reflekslerini de beraberinde getirdi.
Yerel seçimlerde CHP’nin birinci parti çıkması, Türkiye açısından aslında önemli bir fırsattı. Toplum, uzun süredir ilk kez “normalleşme” ihtimalini konuşmaya başlamıştı. Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeler, tansiyonun düşeceği ve siyasetin daha rasyonel bir zemine oturacağı beklentisini doğurmuştu.
Ancak bu hava kalıcı olmadı.
Çünkü yerel seçim zaferi, bir denge kurma imkânı olarak değil, iktidarı hızla sıkıştırma aracı olarak okundu.
Erken Aday, Sert Tepki
Erken seçim çağrılarının ısrarla sürdürülmesi ve bu çağrıların erken aday açıklamasıyla desteklenmesi, siyasetteki kırılma anını oluşturdu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun aday olarak öne çıkarılmasıyla birlikte, rekabet yeni ve sert bir evreye girdi.
Bu noktadan sonra yaşananlar şaşırtıcı değildi:
• Diploma tartışmaları gündeme taşındı,
• CHP’li belediyelere ilişkin yolsuzluk dosyaları hız kazandı,
• Hukuki süreçler kamuoyunda yoğun bir algı savaşına dönüştü.
Bütün bunları yalnızca “iktidar baskısı” olarak okumak eksik olur. Bu tablo, siyasetin aşırı zorlanmasının ve zamanlaması tartışmalı hamlelerin doğal sonucudur.
Kazanılan Sandık, Kaybedilen Siyaset
Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlerin anayasal takvim gereği 2028’de yapılacağını defalarca dile getirdi. Bu, hem siyasi hem hukuki açıdan meşru bir pozisyondu. CHP ise bu çizgiyi yok sayarak ısrarcı bir tutum benimsedi.
Sonuçta siyaset, rasyonel rekabetten çıkıp sert bir bilek güreşine dönüştü.
Türkiye siyasetinde sıkça görülen bir durum bir kez daha kendini gösterdi:
Aşırı hırs, kazanılmış mevzileri bile riske atabiliyor.
Bugün ortaya çıkan tablo;
• Ne demokrasiye,
• Ne muhalefete,
• Ne de iktidara gerçek anlamda kazanç sağladı.
Ekonomik Bedel ve Belirsizlik
Sürekli erken seçim ihtimali, kriz dili ve sert siyasi atmosfer; yatırımcıyı ürkütür, piyasayı kilitler, toplumu tedirgin eder. Bugünkü ekonomik dalgalanmaların arkasında yalnızca teknik nedenler değil, bu siyasal belirsizlik ortamı da vardır.
Bu belirsizliğin bedelini ise siyasetçiler değil, doğrudan halk ödüyor.
Eğer AK Parti iktidarı 2028’e kadar ekonomide somut bir iyileşme sağlayabilir ve milli gelir artışını geniş kitlelerin cebine yansıtabilirse, siyasi avantajını yeniden güçlendirebilir. Bu da siyasetin değişken doğasının bir başka gerçeğidir.
Sonuç Yerine
Yerel seçim kazanmak başka bir şeydir, ülke yönetimine talip olmanın sorumluluğunu taşımak başka.
CHP, yerel seçimlerde yakaladığı avantajı, erken seçim hırsıyla doğru okuyamadı. Bu tercih, siyasi ibreyi kendi aleyhine çevirdi. Nitekim kamuoyu yoklamalarına da bu durum yansımaya başladı.
Son söz yine milletindir.
Türk milleti bu süreci nasıl değerlendirecek, cevabını sandıkta verecektir.
Kazanan sandık olabilir,
Ama bugün kaybeden siyaset,
En çok zarar gören ise Türkiye’dir.
Tandoğan Uysal
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.