TANDOĞAN UYSAL
“Zam Daha Cebe Girmeden Eriyor”
O nedenle Türkiye’nin en gerçekçi sorunu zam yapmak değil. Enflasyonu yenmesidir.
Evet kime zam yapılsa yoksulluk sınırının altında deniyor, sefalet ücreti deniyor…
Örneğin emekli aylıklarına gelen her zam için herkes kafasına ne gelirse söylüyor. Kimi “yetmez” diyor, kimi “ayıp” diyor, kimi “enflasyona ezdirmeyin” diye haykırıyor. Ama nedense kimse dönüp de şunu sormuyor:
Daha önce yapılan zamlar ne oldu da buharlaştı?
Bizi bu noktaya getiren asıl sebep neydi?
Herkes zam istiyor. Haklı.
Ama kimse enflasyonu gerçekten tanıyor mu?
Mücadele reçetesi ne, neden bu hastalığı bir türlü yenemiyoruz diye soran yok.
Ortada bir ceset var.
Ama kaldırmaya cesaret eden yok.
İşte Türkiye bu noktada bir kördüğüm hâline gelmiş durumda. Herkes birbirine vuruyor, bağırıyor, çağırıyor; ama çözüm üretmiyor. Çözüm mü? “Bir başka bahara…”
Maalesef bu ülkede işler böyle yürüyor.
Bu yüzden ileri gitmiyoruz; geri gidiyoruz.
Manşetlik Zam, Mutfakta Yok
Türkiye’nin temel meselesi zam yapmak değildir.
Asıl mesele, enflasyonu nasıl indireceğimiz sorusuna hâlâ doğru bir yanıt verememiş olmamızdır.
Çünkü bugün emekli maaşını ister 10 bin lira yapın, ister 50 bin lira, hatta 100 bin lira yapın; enflasyon aynı kaldıktan sonra sonuç değişmez. Üç ay sonra yine aynı manşeti atarız:
“Maaş zammını enflasyon aldı götürdü.”
Bugün yapılan her zam, ne kadar yüksek olursa olsun, en fazla birkaç gün manşet olur. Bir ay sonra ise aynı gazeteler bu kez şu başlığı atar:
“Zam bir ayda eridi.”
Bu tablo artık kimseyi şaşırtmıyor.
Emekliye, memura, işçiye yapılan maaş artışları daha cebe girmeden buharlaşıyor. Market rafları, akaryakıt tabelaları, kiralar zamları beklemeden fiyat güncelliyor. Alım gücü yerinde saymıyor; doğrudan geriye gidiyor.
Vatandaşın cebine giren parayla, mutfağa giren ürün arasındaki makas her geçen gün biraz daha açılıyor.
“Canavar”la Yaşamak Zorunda Kalan Bir Ülke
Ben 64 yaşındayım.
Bu ülkede enflasyona bir zamanlar “canavar” demiştik. Hatırlayın…
Gazeteler manşet atar, siyasetçiler kürsülerden “enflasyon canavarını ezeceğiz” diye haykırırdı.
Ama aradan on yıllar geçti;
o canavarı ne ezebildik ne de yok edebildik.
Bugün geldiğimiz noktada acı gerçek şudur:
Türk milletinin kaderi, maalesef enflasyonla birlikte yaşamaya alıştırılmıştır.
Enflasyon artık geçici bir hastalık değil, kronik bir düzen hâline gelmiştir.
TBMM’de Nöbet, Sokakta Hayat Pahalı
Bu nedenle TBMM’de emekli maaşları için sabaha kadar nöbet tutulsa da, sonuç çoğu zaman nafile kalıyor. Çünkü mesele maaşa kaç lira eklendiği değil; o paranın kaç gün yettiği meselesidir.
Meclis’te siyasi tartışmalar sürerken, hayat pahalılığı sokakta hız kesmeden devam ediyor.
Zam Sonuçtur, Çözüm Değil
Artık şu gerçeği kabul etmek gerekiyor:
Zam bir sonuçtur, çözüm değildir.
Enflasyon düşmeden yapılan her artış sadece geçici bir rahatlama sağlar; ardından daha sert bir fiyat artışıyla geri alınır. Bu da toplumda umutsuzluk ve güvensizlik yaratır.
İktidarda ciddi bir özeleştiri yoktur.
Muhalefet ise çoğu zaman sadece rakam yükseltme yarışındadır.
Oysa sorun rakam değil, sistem sorunudur.
Asıl Soru: Fiyatlar Neden Durmuyor?
Cevaplanması gereken sorular ortadadır:
• Üretim maliyetleri neden sürekli artıyor?
• Gıda fiyatları neden kontrol altına alınamıyor?
• Enerji, kira ve lojistik giderleri neden zincirleme zam üretiyor?
• Para politikası ile piyasa gerçekleri neden örtüşmüyor?
Bu sorulara samimi ve kalıcı yanıtlar verilmeden, yapılan her zam kâğıt üzerinde kalır.
Toplum Rakam Değil, İstikrar İstiyor
Vatandaş artık büyük rakamlar istemiyor.
Manşetlik zamlar istemiyor.
Vatandaş istikrar istiyor.
Mutfakta hissedilen bir rahatlama istiyor.
Bir ay sonra erimeyen bir alım gücü istiyor.
Enflasyonu Yenmeden Refah Gelmez
Kısacası Türkiye’nin sorunu zam yapmak değil;
enflasyonu dizginleyecek aklı, iradeyi ve tutarlı politikaları hayata geçirememektir.
Enflasyon yenilmeden yapılan her zam sadece bir tesellidir.
Oysa bu toplumun teselliye değil, gerçek çözüme ihtiyacı vardır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.