Şadi Ada Telli
Akıl Çağı Değil, Uyum Çağı
Bizden sürekli uyumlu olmamız bekleniyor. Soru sormayan, rahatsız etmeyen, sınırları aşmayan bir uyum. Kimse gerçekten ne düşündüğümüzle ilgilenmiyor; daha çok nerede durduğumuz, hangi cümleleri tekrar ettiğimiz önemli. Düşünmek değil, pozisyon almak değer görüyor.
Akıl çağında yaşadığımız söyleniyor ama etrafa baktığımda gördüğüm şey başka. Bu bir akıl çağı değil, bir uyum çağı. Fazla sorgulayan yorucu bulunuyor. Fazla düşünen riskli. Merak eden ise “fazla karıştıran” biri oluyor. Oysa ilerleme tam da bu karıştırma anlarından çıkıyor.
Bilim ilerliyor deniyor. Evet, teknoloji gelişiyor, veriler artıyor, her şey ölçülüyor. Ama bilim, soru sormadan ilerlemez. Biz ise sorudan kaçıyoruz. Çünkü bazı sorular huzur bozuyor. Evrenin nasıl oluştuğunu konuşmak serbest; ama “neden böyle yaşamamız bekleniyor?” sorusu hâlâ rahatsız edici.
İnançla bilimin kavga etmesi gerekmiyor. Sorun, biri diğerinin yerine geçtiğinde başlıyor. İnanç düşünmenin alternatifi haline geldiğinde akıl geri çekiliyor. Bilim de bazen aynı yanılgıya düşüyor; her şeyi formüllere indirgediğinde insanı gözden kaçırıyor. Biz de ikisinin arasında sıkışıp kalıyoruz. Ne tam inanabiliyoruz ne de özgürce sorgulayabiliyoruz.
Eğitimde doğru cevaplar var ama doğru sorular yok. Yanlış yapmamız istenmiyor, o yüzden denemiyoruz. Denemediğimiz için üretmiyoruz. Sonra da neden yaratıcı olmadığımız soruluyor. Aslında cevap basit ama kimse açıkça söylemiyor: Hata yapma hakkı olmayan bir yerde düşünce de gelişmiyor.
Sosyal medya sürekli konuşuyor ama düşünmeye alan bırakmıyor. Her şey hızlı, yüzeysel ve tepkisel. Bir şeye kızıyoruz, sonra başka bir şeye. Kendi fikrimizi oluşturmadan başkasının fikrini savunur hale geliyoruz. Zihinler dolu ama derinlik yok.
Ben bu düzenin dışında değilim. Ben de bazen susuyorum. Ben de bazen uyuyorum. Ama sorun tam olarak burada başlıyor: Alışıyoruz. Düşünmemeye alışıyoruz. Sorgulamamayı normal kabul ediyoruz. Rahatsızlık zamanla yerini kabullenişe bırakıyor.
Oysa düşünmek kutsal bir şey değil, tehlikeli de değil. Sadece zahmetli, yoruyor, konforu bozuyor. Ama başka türlü de bir yere varılmıyor. Uyum sağlamak kolay, düşünmek zor. Kolayı seçtikçe aklı arka plana itiyoruz.
Belki de sorun fazla düşünmemiz değil; yeterince düşünmememiz. Fazla soru sormamız değil; yanlış sorularla yetinmemiz. Belki de asıl cesaret, uyum sağlamak değil; uyumsuz kalmayı göze almaktır. Çünkü akıl, rahat ettiği yerde değil, rahatsız edildiği yerde çalışır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.