TANDOĞAN UYSAL
Gazi Meclis’te Yumruk: Bir İtibar Çöküşü


1923’ün Meclisi ile 2026’nın Meclisi Arasında Kaybolan Haysiyet
Türk halkının artık TBMM çatısı altında yaşanan büyük bir seviyesizliğe tahammülü kalmamıştır. Toplum, ekonomik sıkıntılar, adaletsizlik duygusu ve sosyal gerilimler nedeniyle zaten sokakta patlamaya hazır bir ruh hâline sürüklenmişken, bir de milletin kendisini yönetmesi için seçtiği kişilerin Meclis kürsüsünde yumruklaşmasını izlemek zorunda bırakılmaktadır.
Nedeni ne olursa olsun, TBMM çatısı altında yaşanan bu linç edercesine şiddet görüntüleri yalnızca kişisel bir ayıp değildir; Gazi Meclis’e karşı işlenmiş açık bir ihanettir. Meclis, öfkenin boşaltıldığı bir alan değil, aklın ve sorumluluğun üretildiği yerdir. Eğer milletvekilleri yasa yapma yetkisine sahipse, her şeyden önce Meclis’te fiziksel şiddeti kesin biçimde yasaklayan, caydırıcı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu bilmeleri gerekir.
Bir Fantezi: Aynı Salonda İki Meclis
Bir anlığına hayal kuruyorum.
Aynı salonda, yan yana iki kürsü var.
Birinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 1923 Türkiye’sinin Türkiye Büyük Millet Meclisi konuşuyor.
Diğerinde ise 2026 Türkiye’sinin Meclisi…
Birinci kürsüden yükselen sesler sakin ama kararlı:
Vatan, millet, bağımsızlık, sorumluluk, gelecek…
İkinci kürsüde ise bağırışlar, hakaretler, parmak sallamalar:
Şerefsizsin, haysiyetsizsin, namertsin…
Aynı çatı.
Aynı Meclis adı.
Ama ruhu bambaşka iki dünya.
Yoksulluk İçinde Asalet
1923 Türkiye’si yoksuldu.
Savaştan çıkmıştı; yaralıydı, açtı ama başı diktir.
Milletvekilleri kürsüye çıkarken ceplerinin dolu olması gerekmiyordu;
çünkü vicdanları doluydu.
O Meclis’te herkes, söylediği sözün yalnızca bugünü değil, yarını da bağladığını bilirdi.
Kavga edilirdi elbette;
ama yumrukla değil, fikirle.
Hakaretle değil, sorumlulukla.
Bolluk İçinde Çöküş
2026 Türkiye’si ise teknolojiyle, imkânla ve konforla çevrili.
Ama Meclis’te izlediğimiz manzara içler acısı.
Yumruklar havada, kürsüler işgal altında, mikrofonlar susturuluyor.
Ve bu görüntüler yalnızca bizim ekranlarımızda kalmıyor;
dünya basınına düşüyor, arşivleniyor, hafızalara kazınıyor.
İnsanın içinden şu soru geçiyor:
Bu Meclis, milletin mi kürsüsü, yoksa öfkenin mi?
Asıl Erozyon: Meclis Kültürü
Sorun tek tek kişiler değildir.
Sorun, Meclis’in taşıması gereken ağırlığın kaybolmuş olmasıdır.
1923’te Meclis, savaş meydanlarından çıkmış bir ulusun aklıydı.
Bugün ise zaman zaman bir sokak kavgasının devamı gibi duruyor.
Oysa Meclis;
bağıranın değil,
düşünenin,
dinleyenin,
hesap verenin yeri olmalıydı.
Yüz Yıl Sonra Geriye Düşmek
1923’ün Meclisi yokluktan bir devlet yarattı.
2026’nın Meclisi ise bolluk içinde itibar aşındırıyor.
Aradaki fark;
ne teknoloji,
ne para,
ne de zamandır.
Aradaki fark seviyedir.
Ve ne yazık ki, yüz yılı aşkın bir süre sonra geldiğimiz nokta,
başladığımız yerin gerisinde durmaktadır.
Tandoğan Uysal
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.