Dr. Zekeriya BİNGÖL

Dr. Zekeriya BİNGÖL

ÜNİVERSİTELERDE VİZYON KRİZİ VE DEĞİŞİM ZORUNLULUĞU

Üniversite özgür düşüncenin yuvası değilse, sadece bir bina olmaktan öteye geçemez.

Kıymetli okurlarım, son günlerde üniversiteler üzerine yapılan tartışmalar yeniden gündeme geldi. Özellikle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi ziyaretinde yaptığı açıklamalar, Türkiye’de üniversitelerin nasıl yönetildiği ve akademik yapının ne kadar yenilenebildiği konusunu tekrar düşünmemize neden oldu.

Diyeceksiniz ki, “Kültür ve Turizm alanında uzman birisi neden üniversiteleri ele alıyor?” Bunun çok doğal bir nedeni var. 80’li yıllarda turizm sektöründe başlayan iş hayatım, daha sonra 7 yıl Sakarya Üniversitesi’nde ve 20 yıl Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde akademisyen olarak devam etti.

Sakarya Üniversitesi’nde bir meslek yüksekokulunun kurucu öğretim elemanı ve uygulama otelinin kurucu müdürü olarak görev yaptım. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde ise bir yüksekokulun kurucu öğretim elemanı olmanın yanı sıra iki meslek yüksekokulu, bir uygulama oteli ve bir araştırma merkezinin kurucu müdürlüğünü üstlendim. Bu süreçte gençlerimizin yetişmesi, mesleğe hazırlanması ve sektörle buluşması benim için her zaman önemli bir sorumluluk oldu.

Akademik hayatımın ardından, son yıllarımda turizmin en yoğun ve yönetimi en zor destinasyonlarından biri olan Muğla’da Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü görevini yürüttüm. Böylece turizmin yalnızca akademik yönünü değil; sektör, eğitim ve bürokrasi boyutlarını da yakından görme fırsatı buldum. Yani masanın hem sektör hem eğitim hem de bürokratik tarafını görmüş birisi olarak eksikleri ve yapılması gerekenleri iyi biliyorum.

İşte tam da bu birikim ve tecrübeler ışığında, üniversiteler üzerine yapılan son tartışmaları dikkatle takip ediyorum. Cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan’ın konuşmasında üniversitelerin kendilerini güncellemesi gerektiğini vurgulaması ve bazı yapılarda “derebeylik düzeni” oluştuğunu ifade etmesi, aslında sadece bir siyasi eleştiri değil; uzun süredir akademi dünyasında konuşulan bir gerçeğin de açık bir ifadesidir.

Çünkü Türkiye’de bazı üniversitelerde akademik yönetim anlayışı gerçekten de yeniliğe kapalı, dar kadroların kontrolünde ve çoğu zaman liyakat tartışmalarının gölgesinde yürümektedir.

Bugün dünyanın önde gelen üniversitelerine baktığımızda çok net bir tablo görüyoruz. Üniversiteler sadece eğitim veren kurumlar değil; aynı zamanda inovasyon üreten, bilimsel rekabet içinde olan, uluslararası iş birlikleri kuran ve topluma yön veren merkezlerdir. Ancak Türkiye’de birçok üniversite ne yazık ki bu vizyonu yakalamakta zorlanmaktadır.

Bunun en önemli nedenlerinden biri de yönetsel vizyon eksikliğidir. Rektörlük makamı yalnızca idari bir görev değildir; aynı zamanda bilimsel liderlik gerektiren bir pozisyondur. Ancak bazı üniversitelerde rektörlük makamının akademik üretimi teşvik eden bir liderlikten ziyade, bürokratik bir yönetim alanına dönüştüğü görülmektedir.

Vizyonu olmayan yönetimler üniversiteleri büyütemez.

Bilimsel rekabetten korkan akademik yapılar gelişemez.

Eleştiriyi tehdit olarak gören kurumlar ise zamanla içine kapanır.

Oysa üniversite dediğimiz yapı tartışmanın, eleştirinin ve farklı fikirlerin özgürce konuşulabildiği bir ortam olmalıdır. Çünkü bilim, ancak özgür düşünce ortamında gelişir.

Bugün dünyada üniversiteler yapay zekâdan biyoteknolojiye, uzay araştırmalarından sürdürülebilir kalkınmaya kadar birçok alanda küresel rekabet içindedir. Türkiye’nin de bu yarışın dışında kalmaması için üniversitelerin yalnızca fiziki olarak değil; zihinsel ve yönetsel olarak da yenilenmesi gerekir.

Burada asıl mesele sadece bir üniversite ya da bir yönetim tartışması değildir. Mesele, Türkiye’nin bilim üretme kapasitesidir. Üniversiteler güçlü değilse, bilim zayıflar. Bilim zayıflarsa kalkınma yavaşlar.

Bu nedenle üniversitelerde gerçek bir dönüşüme ihtiyaç vardır. Bu dönüşüm sadece binalarla, kampüslerle ya da törenlerle olmaz. Asıl dönüşüm zihniyet değişimiyle gerçekleşir.

Akademide liyakatin güçlendirilmesi, genç akademisyenlerin önünün açılması, uluslararası bilimsel üretimin artırılması ve üniversitelerin toplumla daha güçlü bağ kurması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Unutmayın, Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir. Onlar bir ülkenin aklıdır, vicdanıdır ve geleceğidir. Bir ülkenin üniversiteleri ne kadar özgür, üretken ve vizyoner ise o ülkenin geleceği de o kadar güçlü olur. Üniversiteler susarsa bilim susar; bilim susarsa toplum ilerleyemez.

Bu yazı toplam 25 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Zekeriya BİNGÖL Arşivi

DEVLET ADAMLIĞI SESSİZ AMA DERİN OLUR

04 Mart 2026 Çarşamba 15:01

Sözün Kıyısında

12 Şubat 2026 Perşembe 16:18