Dr. Zekeriya BİNGÖL

Dr. Zekeriya BİNGÖL

YANGIN GÜVENLİĞİ: YÖNETMELİK Mİ, AKIL MI?

Yangın güvenliği bir tercih değil, ama akılsızca uygulanan yönetmelikler de çözüm değildir.

Kıymetli okurlarım, bu hafta sizlerle ülkemizin son dönemde en hayati meselelerinden biri hâline gelen yangın güvenliği konusunu ve Ankara’da düzenlenen Yangın Zirvesi’nde dile getirilen önemli başlıkları paylaşmak istiyorum.

Çünkü artık yangın meselesi, sadece belli dönemlerde hatırlanan geçici bir gündem olmaktan çıkmış; doğrudan can güvenliğimizi, kentlerimizi, turizmimizi ve geleceğimizi ilgilendiren yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Türkiye’nin son yıllarda en can yakıcı meselelerinden biri hiç kuşkusuz yangınlardır. Orman yangınlarından turizm tesislerine, sanayi alanlarından yerleşim bölgelerine kadar geniş bir alanda bu tehditle yüz yüzeyiz. İşte tam da bu nedenle, Tüm Bürokratlar ve İş İnsanları Federasyonu (TÜMBİFED) tarafından düzenlenen Yangın Zirvesi, sadece bir sektör toplantısı değil; insan hayatını merkeze alan çok önemli bir ortak akıl zemini oldu.

Bu zirvede bölgemizi temsilen Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz Turizm Otelciler ve Turistik İşletmeciler Derneği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur’un konuşmacı olarak yer alması ise Muğla turizmi adına son derece kıymetliydi.

Sayın Okutur konuşmasında, Türkiye gündeminden düşmeyen yeni yangın yönetmeliğinin sahada nasıl sorunlar doğurduğunu son derece net bir dille ortaya koydu. Özellikle yüksek katlı olmayan, ahşap ağırlıklı, kaplamalı ve butik turizm tesislerinde uygulamada ciddi sıkıntılar yaşandığını vurguladı. Aslında söylediği şey çok netti: Yangın güvenliği olmazsa olmazdır; ancak bu güvenliği sağlarken bölgenin tarihi, mimarisi ve kimliği de yok edilmemelidir.

“Bizler için en büyük öncelik misafirlerimizin ve çalışanlarımızın can güvenliğidir” derken, işin sadece maliyet boyutuna indirgenmesine de haklı bir itiraz getirdi. Çünkü Muğla gibi tarihi ve kültürel dokusu güçlü bir bölgede, betonlaştırarak güvenlik sağlamak çözüm değildir. Güvenlik ile estetik, yönetmelik ile akıl aynı anda yürütülebilir.

Zirvede dikkat çeken bir başka önemli başlık ise uluslararası uygulamalar oldu. Yücel Okutur’un özellikle altını çizdiği konu şuydu: Japonya’da ve birçok Avrupa ülkesinde, TUI ve Jet2 gibi uluslararası tur operatörleri tarafından kabul edilen yangına dayanıklı sertifikalı boya ve vernikler, turistik tesislerde aktif olarak kullanılıyor.

Ancak Türkiye’de bu ürünlerin yaygınlaşabilmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanması gerekiyor. Yani mesele teknoloji yokluğu değil; mevzuatın güncellenmesi meselesi.

Toplantı sırasında bakanlık yetkilileriyle, Muğla ve benzeri turizm bölgelerinde itfaiye denetimleri sırasında karşılaşılan pratik sorunlar da açık yüreklilikle paylaşıldı. Sahada yaşanan gerçekler masaya yatırıldı. Bu, çözüm üretmenin ilk şartıdır.

Bu noktada bir parantez açıp kıymetli dostum ağabeyim Yücel Okutur’dan özellikle bahsetmek istiyorum. Yücel abi, turizmi sadece bir sektör olarak görenlerden değil; hayatını bu alana adamış, sahayı bilen, masa başından değil işletmenin içinden konuşan bir isim. Yıllardır Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz ve Dalyan hattında turizmin gelişmesi, korunması ve sürdürülebilir hâle gelmesi için mücadele ediyor. Onun yaklaşımı hep net oldu: Önce insan, sonra tesis, sonra turizm.

Yangın güvenliği konusundaki hassasiyeti de tam olarak buradan geliyor. Misafirin can güvenliğini önceleyen, çalışanı koruyan ama bunu yaparken Muğla’nın ruhunu, ahşap mimarisini ve butik turizm anlayışını yok saymayan bir çizgiyi savunuyor. Üstelik Okutur’un turizme bakışı yalnızca konaklama tesisleriyle sınırlı değil; kendisi aynı zamanda organik tarımla da bizzat ilgilenen, üretimin içinde olan bir turizmci. Dalyan’da faaliyette bulunan turizm tesisinin yanı sıra, Çandır’da yürüttüğü organik tarım çalışmalarıyla turizm–tarım entegrasyonunun sahadaki en somut örneklerinden birini ortaya koyuyor. Yerel üretimi destekleyen, misafirin tabağına gelen ürünün nereden geldiğini bilen ve buna değer veren bu yaklaşım; sürdürülebilir turizmin yalnızca çevreyle değil, toprakla, üreticiyle ve yerel yaşamla birlikte düşünülmesi gerektiğini gösteriyor. Bugün dünyada “iyi turizm” diye tarif edilen model tam da budur.

Yangın zirvesinden çıkan en net sonuç şudur: Yangın güvenliği, sadece bir yönetmelik maddesi değildir. Yangın güvenliği; teknoloji, yerel mimari, turizm gerçekleri ve insan hayatını birlikte ele alan bütüncül bir akıl gerektirir.

Aslında bu zirvede dile getirilen başlıkların hiçbiri bizim için yabancı değil. Biz Manşet gazetesinde, aylar öncesinden yangın güvenliği yönetmeliğinin sahadaki yansımalarını, özellikle Muğla gibi tarihi dokusu güçlü turizm bölgelerinde yaratabileceği sorunları defalarca yazdık. Yangın güvenliğinin tartışmasız bir zorunluluk olduğunu; ancak çözümün, turizmi kilitleyen, tesisleri işlevsiz hâle getiren uygulamalarla değil, bilimsel, teknolojik ve bölgeye özgü yöntemlerle sağlanması gerektiğini vurguladık. Bugün Yangın Zirvesi’nde konuşulan pek çok başlığın, daha önce bu köşede kaleme aldığımız uyarılarla örtüşmesi, konunun ne kadar doğru bir zeminde ele alındığını bir kez daha gösteriyor.

Unutmayalım, Yangın güvenliği yalnızca kâğıt üzerindeki maddelerle sağlanmaz.
Her tesis aynı değildir, her bölgenin mimarisi ve tarihi dokusu farklıdır.
Muğla’yı Muğla yapan ahşap yapılar, butik tesisler ve kültürel kimliktir.
Yönetmelikler insan hayatı için vardır, ama aklı dışlayan uygulamalar güvenlik üretmez.
Yangını söndürmek değil, yangını hiç çıkmadan önlemek gerçek başarıdır.

Ve en önemlisi; İnsanı yaşatmadan, turizmi yaşatamazsınız.

Bu yazı toplam 32 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Zekeriya BİNGÖL Arşivi

Sözün Kıyısında

12 Şubat 2026 Perşembe 16:18