Elvan Göçer
Bir Polis Şehit Oldu, Ardında Güçlü Bir Eş, Güçlü Bir Anne, Güçlü Dimdik Bir Kadın Kaldı…
O gece Muğla’da bir polis memuru sadece görevini yapıyordu.
KADES uygulaması üzerinden gelen yardım çağrısına cevap vermek için olay yerine giden Polis Memuru Tayfun Baş, görevinin gereğini yerine getirirken silahlı saldırıya uğradı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Dakikalar ilerledikçe hastane bahçesindeki endişeli bekleyiş ve kalabalık büyüdü. Meslektaşları, yakınları ve onu hiç tanımayan vatandaşlar dahi aynı duygu içinde toplanmışlardı;
güzel bir haber almak…
Herkesin duası ortaktı.
Ancak bazen hiç istemediğimiz halde umutlarımız acı bir haberin gölgesinde kalabiliyor, o gece de o anlardan biriydi işte.
Doktorların tüm çabasına rağmen Tayfun Baş kurtarılamadı ve görev uğruna verdiği mücadeleyi şehadetle taçlandırdı, şehitlik makamına erdi.
Henüz 17 gün önce ikinci kez baba olmuştu. Yeni doğan evladını kucağına almanın heyecanını yaşayan bir baba, ailesiyle kuracağı yeni hayallerin başındaydı. Doğum izninin ardından yeniden üniformasını giymiş, görevine dönmüştü. Ne yazık ki bu dönüş, ailesiyle yaşayacağı uzun yılların yerine, şehadete uzanan son yolculuğun başlangıcı oldu.
O gece hastane bahçesinde yürekleri dağlayan bir başka hikâye daha vardı dikkatlerden kaçmayan.
Şehidin eşi, aynı zamanda meslektaşı Özlem Baş…
Hem polis memuru, hem anne, hem de hayat arkadaşından gelecek haberi bekleyen bir eşti.
Henüz lohusalık dönemindeydi. Kırkı çıkmamış bebeğini komşusuna emanet ederek hastaneye koşmuştu. Bir yanda mesleğinin getirdiği gerçekler, diğer yanda eşini kaybetme korkusunu yaşadığı ilk bakışta anlaşılıyordu yüz ifadesinden. Bekleyiş uzadıkça acı da büyüdü, endişe arttı.
Sonunda hiç duymak istemediğimiz o acı haber geldi…

Bir eşin, bir annenin ve bir meslektaşın yüreğine aynı anda düşen kor ateşi taşımak kolay değildi, Özlem Baş da o acının ağırlığına daha fazla dayanamadı.
Ertesi gün Muğla İl Emniyet Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen tören ise yalnızca bir veda değil, aynı zamanda metanetin ve gururun sembolüydü.

Özlem Baş, bir eliyle küçük kızının elini tutarken, diğer eliyle hayata tutunmaya çalışıyordu. Kızına dönerek söylediği;
“Sen artık bir şehit kızısın. Baban bizi hep koruyacak.”
sözleri, tören alanındaki herkesin yüreğine dokundu, bir tarafta gurur bir tarafta buruk acı bıraktı.
Bu sözlerde bir annenin şefkati, bir eşin gururu ve bir Türk kadınının sarsılmaz dimdik duruşu vardı. Bir gece önceki hastane bahçesindeki bir eş, bir kadın rolü gitmiş; cesur, korkusuz, bir Türk Polisi, Türk Kadını sıfatında , eğilmeyen, bükülmeyen her şartta her koşulda dimdik ayakta kalabilen bir kişi olmuştu Özlem Bacım.
Bir gece önce hastane bahçesinde dünyası yıkılmıştı belki ama o, acısının altında ezilmek yerine evlatlarına güç olmayı, mesleği gereği vatanına, milletine hizmetin devam edeceğinin bilinci ile dimdik durmayı seçmişti ve başardıda.
Törende şehadet mertebesine eren eşine yaklaşarak;
“Aslan kocam… Sen şehit oldun be, korkma …”diye seslendi. Çünkü kendisi de korkmuyordu.
Bu cümle, yalnızca bir vedanın değil; sevginin, sadakatin aynı zamanda en çok da gururun ifadesiydi.
O gün Muğla’da yalnızca bir polis memuru şehit olmadı.
Bir kez daha gördük ki bu ülkenin kahramanları sadece üniforma giyenleri değil; onların ardından dimdik durmayı başaran eşleri, evlatları, ana ve babalarıdır

Tayfun Baş, görev uğruna üniforması üstündeyken canını verdi.
Ardında ise evlatlarına babalarının adını onurla taşıyacak değerli bir miras bıraktı. Evlatları şehit çocuğu, eşi şehit eşi, anası şehit anası, babası ise her daim bundan sonra şehit babası olarak anılacak.
Ve geride, acısına rağmen dimdik ayakta duran güçlü bir anne, güçlü bir kadın, güçlü bir polis meslektaşı kaldı…
Ruhun şâd, mekanın cennet olsun şehidim…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.