DÜNYA ATEŞ ÇEMBERİNDE, ORTADOĞU’DA İRAN SAVAŞI İLE ASIL HEDEF TÜRKİYE Mİ?

28 Şubat 2026 tarihi itibarıyla Dünya, gözlerini yeniden Ortadoğu'ya çevirmiş durumda. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı şiddetli saldırılar, sıradan bir askeri misillemenin çok ötesine geçerek tüm bölgeyi yeniden dizayn etme çabasına dönüşmüştür.

Yaşanan bölgemizdeki bu sıcak çatışmalar, sadece bölgesel sınırları değil, küresel ekonomiyi ve uluslararası güç dengelerini de sarsacak ve kökten değiştirecek bir potansiyel taşımaktadır. Peki, kapalı kapılar ardında, asıl hedeflenen başkamı ve İran’a saldırılar, bölgedeki bu savaş ve yangın Türkiye'ye sıçrar mı? Asıl sormamız gereken soru budur.

Bölgedeki bu savaşın perde arkasındaki asıl hedefleri, sahadaki savaşın ve patlama seslerinin ardında, derin bir bölgesel jeopolitik satranç oynanmaktadır. ABD'nin ajandasında enerji kaynaklarının mutlak kontrolü, Venezüella ile ilk etapta bunu sağladılar. Özellikle petrolün dolarla satılmaya (petro-dolar) devam etmesi ve en büyük ekonomik rakibi Çin'in şahdamarı olan enerji tedarik zincirinin kesilmesini özellikle hedeflemektedir.

Gazze İnsanlık vahşeti katliamını yapan küresel güçler, cephesinden bakıldığında ise tablo çok daha varoluş savaşına dönüşmüştür. Temel amaçları olarak bize anlattıkları, İran'ın nükleer kapasitesini tarihe gömmek ve Tahran'da bir rejim değişikliğinin önünü açmaktır.

Özellikle Petrol ve Doğalgaz kaynağın merkezi, Hürmüz Boğazı'nda küresel söz sahibi olmak ve kendileri için "vadedilmiş topraklar" canlandırmak, uzun vadeli projelerinin önündeki en büyük engeli ortadan kaldırmak istiyorlar.

Ortadoğu’da ABD bölgeye askeri yığınak yapmıştır. Bölgede orantısız güç ile hedeflediği kısa vadede İran'ın direnişini kırmaktır. Ancak sahadaki gerçeklik oldukça acımasızdır. ABD ve Gazze vahşetini yaşatan ülkeler, teknolojik üstünlüklerini kullanarak şu an ağır bir bombardıman yürütüyor.

Savaşın acımasız yüzünde suçsuz insanlar zarar görmektedir. Hedef gözetmeksizin yapılan bu saldırılarda hastaneler, okullar ve hatta tarihi Gülistan Sarayı bile nasibini almıştır. Buna karşılık İran, komuta kademesinde ağır darbeler almasına rağmen, elindeki mühimmatı sonuna kadar kullanarak direnmeye çalışmaktadır.

Tel Aviv ve ABD'nin bölgedeki üslerine füzeler fırlatarak, bu savaşın maliyetini karşı taraf için de dayanılmaz hale getirmeyi zaman içerisinde savaşın süresini uzatarak hedefliyor. Küresel Ekonomide yaşanan savaş özellikle "Hürmüz" boğazında, petrol ve doğalgaz sevkiyatında yaşanan sıkıntılar ile Dünya Ekonomisi temelinde çok ciddi ekonomi depremi meydana getirmiştir.

Bu savaşın faturasını sadece bölge halkları değil, stratejik önemi ile tüm Dünya ödeyecek gibi görünmektedir. Hürmüz Boğazı'nın tamamen kapanma ihtimali, petrol varil fiyatlarının 200 dolarlara kadar fırlaması riskini özellikle barındırmaktadır.

Ayrıca bölgeden sağlanan gübre tedarikinin kesilmesi ile kapıda bekleyen küresel bir gıda ve tarım krizinin de habercisi olarak görülmektedir. Dünya’yı kontrol etmek isteyen küresel güçler hem Doğal kaynaklara hem de gıdaya erişimi çok daha zor ulaşılır bir duruma sokmaktadır.

Küresel ülke aktörlerin tavrı ise elbette kendi ülke çıkarlarına göre şekillenmektedir. Çin özellikle İhtiyacı olan petrolün büyük kısmını İran'dan almaktadır. Pekin, bu artan maliyetlerden en çok zarar görecek ülke olarak görülmektedir. Arka planda taraf olmasına rağmen askeri bir müdahaleden özellikle özenle kaçınmaktadır.

Yine bölgenin önemli aktörlerinden Rusya ise Avrupa'nın alternatif enerji arayışında sıkışması ve petrol fiyatlarının artması ile Ukrayna savaşında yıpranan Moskova'ya adeta bir can simidi olarak petrol fiyatların artması ile ülke ekonomisi olumlu etki etmektedir.

Avrupa da özellikle kendi içinde yaşadığı sıkıntılara rağmen bu gelişen olaylar karşısında, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler savunma amaçlı destek üs kullanımı, hava savunma vb. gibi alternatifler sunsalar bile savaşı doğrudan tırmandıracak taarruz eylemlerine girmekten özellikle uzak durarak kaçınıyorlar.

Bu savaş ile İran'ı bekleyen en büyük karanlık senaryo, Washington'un temel stratejisi, haftalar sürecek bombardımanlarla, İran'ın devlet altyapısını çökertmek ve içeride bir halk ayaklanmasının fitilini ateşlemeyi hedeflemektedir. Ülke içindeki etnik fay hatları üzerinden, bölünme senaryoları yapmaktadırlar. Ancak ön görülemeyen İran nüfusunun ana omurgasını oluşturan Farslar ve Türklerin birlikteliği, ülkenin parçalanması önündeki en büyük engel olarak durmaktadır.

Gelelim en kritik soruya, Türkiye'nin güvenli liman olması ve beklentiler karşısında, bu savaş ve ateş Türkiye'ye sıçrar mı? Mevcut tabloda İran'ın doğrudan, Türkiye'yi hedef alması elbette beklenmiyor. Ancak savaşın yarattığı bu kaotik ve bulanık ortamında, Türkiye'yi çatışmanın ve savaşın içine çekmeye yönelik operasyonlar yapacaklardır. Türkiye bu durum karşısında, son derece dikkatli olması şarttır.

Hepimizin bildiği gibi Türkiye, geçmişte PKK ve FETÖ gibi yapılarla verdiği mücadeleler sayesinde iç bağışıklığını oldukça günümüzde güçlendirdi. Terörsüz Türkiye çıkışının ne kadar haklı bir siyaset olduğu özellikle bu savaş ile görülmüştür.

Küresel güçlerin, İnsanlığın ve mazlumların Adalet vicdanı olan, İnsanı merkeze alan Adalet, Hakikat ve Liyakate dayalı adil bir sistem kurma hedefinde olan bir Türkiye’yi elbette istemeyecektir. Onların ne istemesi bizler için hiç önemli değildir.

Türkiye adil bir sistemi kuracak güçtedir. Türk Milletinin kendi iradesi ve istemesi bizim için elbette önemlidir. Türkiye ecdadından ve tarihinden aldığı güçle, Dünya’da İnsanlığa ve mazluma sahip çıkacak, Adaletli adil bir sistemi mutlaka kurarak getirecektir.

Dış politikada ise Türk Devletleri Teşkilatı'nın kurumsallaşması ve Suudi Arabistan, Pakistan gibi ülkelerle kurulan savunma ittifakları, Türkiye’nin elini ciddi şekilde rahatlatmaktadır. Türkiye, bu kaotik fırtınada kendini koruyacak güce ve altyapıya sahip bir "güvenli liman" konumu olduğunu fazlası ile yürüttüğü dış ve iç siyaset ile göstermektedir.

ABD ve Tel Aviv bu savaşta yoğun askeri imkânlar ve yığınak ile kesin ve hızlı bir zafer beklentisine girmişlerdir. Ancak sahadaki dengeler, bu savaşın süresinin uzaması ile kendi içlerinde büyük bir maliyetle felaketle neticelenecek ve bu acı tablo ile yüzleşmek zorunda kalacaklardır.

Küresel ekonomik tepkiler ve ABD iç politikasındaki çalkantılar, evdeki hesabın çarşıya uymayacağı, şimdiden özellikle İran savaşı ile göstermektedir. Kurulmak istenen 21.Yüzyıl yeni Dünya düzeninde çok kutupluluk arayışının ve ekonomik paylaşım mücadelesinin, henüz bitmediği ve son sözünü söylemediğini, bu acı savaşlar sonucunda, Dünya dengesinin yeniden gerçekleşmekte olduğunu, acılar yaşayarak hep birlikte yaşayarak görmekteyiz.

Sevgi, Muhabbet ve Dua ile kalın İnşallah

Bu yazı toplam 25 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurhan Keleş Arşivi