DİJİTAL PRANGALARA GÖNÜLLÜ KÖLE OLAN İNSANLIĞIN, KALBEN “ALLAH” DİYEREK, ESARET ZİNCİRLERİNİ KIRMASI

Geçtiğimiz yüzyılın başında, kölelik dendiğinde zihnimizde canlanan pranga ve kırbaç görüntüleri, bugün yerini parlayan ekranlara, temassız ödemelere ve algoritma destekli sahte özgürlüklere bıraktı.

İnsanlık, tarihinin en büyük iletişim devrimini yaşarken, ironik bir şekilde en büyük hakikat körlüğüne de maalesef sürükleniyor. Peki, her saniye binlerce veriyle yıkanan modern zihin, neden İslami hakikati ve varoluşun yalın gerçeğini görmemekte bu kadar ısrarcı? Neden sistemin gönüllü kölesi olmayı, hakikatin hürriyetine tercih ediyoruz?

Bu trajedi, tesadüfi bir savruluş değil, aksine, insanın fıtratındaki boşlukları hedef alan kusursuz bir sistem mühendisliğinin sonucudur.

Günümüz Seküler Kapitalizm sistemin en büyük başarısı, köleliği bir tercih olarak pazarlayabilmesidir. İslam, insanı kula kul olmaktan çıkarıp, sadece yaratıcıya muhatap kılarak gerçek hürriyeti vaat ederken, mevcut sistem, insanı bitmek bilmeyen arzuların, markaların ve sosyal statü kaygılarının kölesi haline getiriyor. Özgürlüğü cilalı ambalaj içinde gönüllü köle olarak sunuyor.

Üstelik bunu yaparken istediğini sınırsız özgürlük dediği maskesini kullanıyor. Oysa sadece nefsinin arzularını tatmin eden bir birey, özgür değil, kendi dürtülerinin nefsinin tutsağıdır. İslami hakikat, bu illüzyonu bozduğu için modern konfor alanını tehdit eden bir risk olarak algılanıyor. İnsanlar, sahte bir cennetin içinde uyuşmuş haldeyken, uyanmanın getireceği sorumluluktan korkuyorlar.

İslami hakikat, derin bir sükunet ve tefekkür derin düşünme ikliminde yeşerir. Ancak dijital dünya, bu iklimi kasten kurutmaktadır. Sosyal medya platformları, insanın merak ve haz duygularını saniyeler içinde sömüren algoritmik hipnoza, tefekkürü iptal eden bir döngüyü kurmuştur.

Sürekli bir akışın içine hapsedilen zihin, yaratılışta “Ben kimim?" veya "Bu gidiş nereye?" gibi dikey soruları soracak takati ve fırsatı bile hiç bulamıyor. Algoritmalar bize sadece aynamızı gösteriyor, bizi kendi ön yargılarımıza, kendi küçük dünyamıza hapsediyor.

Hakikat ise dışarıda, o gürültünün ötesinde ve sessizliktedir. Modern insan, bu dijital gürültüyü kısmaktan korkuyor, çünkü sessiz kaldığında içindeki o devasa boşlukla yüzleşeceğini biliyor.

Sistemin insanı gönüllü köle tutmak için kullandığı en güçlü silah elbette “korku” dur. Gelecek kaygısı, geçim derdi ve toplumsal dışlanma korkusu, birer pranga gibi ruhları zincirlere takılıyor.

İslami hakikat "Rızkın teminatı Allah’tır" diyerek insanı bu prangalardan azat etmeye, zincirleri kırmaya çalışırken, Seküler Kapitalist sistem "Daha çok çalışmazsan, daha çok tüketmezsen yok olursun" tehdidini, algı olarak zihinlere pompalayarak her alanda savuruyor.

İnsanlar, sisteme itaat etmediklerinde, hayatta kalamayacaklarına basında ve sosyal medyada yalanlar ile inandırılmış durumdalar. Bu, modern zamanın en yaygın şirki haline gelmiş durumdadır. Seküler sömürü Kapitalist sistemini, kendine rızık veren, kendini koruyan ve yaşatan sanki mutlak güç olarak, yalanlar ile inandırıldığı için öyle sanmaktadır.

İslami hakikati görememek bir bilgi eksikliği elbette değil, İnsanın bir irade sorunudur. İslami Hakikat tekdir ve gerçektir. İslami Hakikati basın yayın ve sosyal medya aracılıyla, üstünün sürekli örtülmeye, yalanlar ile gizlenmeye çalışıldığı, görülmekte ve bilinmektedir.

Hakikati görmek, Seküler Kapitalizm sistemin sunduğu yalan ve sahte konforu, elinin tersiyle itmeyi, nefsinin alışkanlık putlarından ayrılmayı ve ben yüksek ego putunu kırmayı gerektirir. Sistem bir yandan konfor alanı ile insanları yalanlar ile hapsederken, bir yandan halktan kopararak yüksek ego bataklığına biryandan sürüklemektedir.

Seküler Kapitalizm gönüllü köleliği, sorumluluk gerektirmez, sadece itaat ve tüketim ister. Ancak unutulmamalıdır ki, Dijital illüzyonun parıltısı söndüğünde, geriye sadece o görmezden gelinen yalın gerçekler ve aldatılmış halin kalacaktır.

Günümüzde dayatılan teknoloji karşısında, insanın kurtuluşu, elindeki ekranı bir süreliğine karartıp, kalbinin o tozlanmış aynasına bakma cesaretini göstermesinde saklıdır. Bize dayatılan gönüllü kölelik zincirlerimiz, sandığımız kadar ağır değil, sadece çok parlak oldukları için onları bizler vazgeçilmez birer mücevher sanıyoruz.

Kalbinizin Hakikatleri ve gerçekleri görmede, her alanda emin adımlarla yılmadan gayretli olmalısınız. Bizlere dayatılan gönüllü kölelik zincirlerini kırmalısınız, bizleri yok yere oyalayan, nefsinizin sizleri modern putların teslim almasını, nefsinizin sizleri esir etmesine asla izin vermemelisiniz.

Daha önceki köşe yazımda size belirttiğim, “Hakikati ve gerçeği görmede, İslam İnancımızın temeli olan, Kelime-i Tevhidi, kalben içten “La İlahe İllallah Muhammedün Resurullah” diyerek ve Edebli olarak, Allah (c.c) ve peygamber efendimizin sünnetine sımsıkı sarılarak teslim olunuz” demiştim.

Her Müslümanın inancı ve imanı gereği söylediği, Kelime-i Tevhid de “La” demek, yok, terket ve bırak demektir. Seni İslam Hakikati şuurundan uzaklaştıran her şeyi terket ve bırak demektir.

İşte bize dayatılan Seküler Kapitalizm sömürü sistemini ve diğer her türlü nefsi putları, bize dayatılan yalanların, ahlaksızlıkların, İmanımız gereğince her türlüsünü, terket ve bırak demektir. Onları terk ettikten sonra “İlahe İllAllah” de Kalpten İhlas ile inanarak “Allah” diyerek, onun ipine “Edep” ile sımsıkı sarılarak, bağlan demektir.

Gelecek 21.yüzyıl İnsanlığın idrak şuurunun ve bilincin artacağı bir dönemdir. İnsanlık artık kendini sömüren ve nefsi yalanları ile kandırdıkları her türlü putları Kalben “Allah” diyerek kıracaktır. Gelecek mananın maddeye hükmedeceği bir zamandır. İnsan merkezli 21.Yüzyıl Adil Bir Sistem, Hakikatler gerçekler görülmeye başlandığında, elbet bir gün Allah’ın izniyle mutlaka galip gelecektir.

Sevgi, Muhabbet ve Dua ile Kalın İnşallah

NurHan Keleş

Bu yazı toplam 16 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurhan Keleş Arşivi