DİJİTAL BİLGİ ÇAĞINDA, SANAL GERÇEKLİK AĞINDA KAYBOLAN HAKİKAT GERÇEKLERİ

İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde, bilgiye ulaşmak bu kadar hiç kolay olmadı, hakikate gerçeğe erişmek ise bu kadar meşakkatli ve zor olmamıştı. Cebimizdeki cihazlar, bizi dünyanın en ücra köşesindeki bir kütüphaneye ya da bir düşünürün zihnine saniyeler içinde bağlayabiliyor.

Ancak tuhaf bir paradoksun, insanlık olarak tam ortasındayız. Teknolojik iletişim kanalları her alanda arttıkça, İslami hakikatin ve eşyanın tabiatına dair o yalın tek gerçeğin, üzerindeki sis perdesi daha da kalınlaşarak, ulaşılamaz hale geliyor.

Peki, her yerin iletişim ile donatıldığı, bu Dijital çağda, neden bir tür basiret körlüğünü sanal gerçeklik ile bizler yaşıyoruz?

Bu sorunun cevabı, teknolojinin sadece bir iletim hattı değil, aynı zamanda tek hakikate ulaşmada, çok katmanlı bir idrak filtresi haline gelmesinde yatıyor. Dijital bilgi teknolojileri, gerçek hakikati ulaşmada yoğun bir sis perdesi görevi de aynı zamanda görmektedir.

Günümüz Dijital teknolojileri, hızın katlettiği bir tefekkür gerçeği ile karşılaşıyoruz. Hakikat, doğası gereği ağırbaşlıdır. Durup bakmayı, derinleşmeyi ve her şeyden önemlisi gerçekler karşısında, hayret verici ilmi gerçeği bulmayı gerektirir.

Oysa bugün sosyal medya algoritmaları, bizi birer dijital veri öğütücüsüne dönüştürmüş durumdadır. On beş saniyelik videolar, hızla kaydırılan ekranlar ve anlık bildirimler arasında zihin, bir konuya odaklanma elbette yetisini her alanda kaybediyor.

Kur’an-ı Kerim’in defalarca vurguladığı “Akletmez misiniz?” ve "Hâlâ düşünmez misiniz?" çağrısı, hızın kutsandığı bu günümüz dijital panayırda, yankısını bulamadan kayboluyor. Derin bir tefekkürle idrak edilecek olan İslami hakikatler, saniyelik görsel şölenlerin ve magazinleşmiş dindarlık sunumlarının altında acımasızca eziliyor.

Günümüzde bize söylenen, teknoloji bize özgürlük vaat etmişti, ancak bizi algoritmaların ördüğü görünmez duvarların arkasına acımasızca hapsetti. Teknolojik odalar dediğimiz bu yapılar, gerçekleri her alanda gizleyerek, tam tersi sadece bize duymak istediklerimizi bize yansıtarak fısıldıyorlar.

Kendi ön yargılarımızı besleyen, nefsimizi onaylayan ve oyalayan, azdırıcı içeriklerle kuşatıldığımızda, öteki olanın taşıdığı hakikati ya da kendi eksikliğimizi görmemiz artık imkansızlaşıyor. Sosyal medya, maalesef bireyi kendi merkezine yerleştirerek, sanal gerçeklikle onu modern bir benlik putu inşa etmeye her alanda zorluyor.

Beğenilme arzusu, görünür olma tutkusu ve paylaşılan hayatların sahte ışıltısı, kalbin cevherini tozla kaplıyor. Hakikat, ancak o cevher temizlendiğinde tecelli eder. Oysa Dijital Dünya bizim kalbimizin cevherini sürekli örterek, sürekli bizi olumsuzluğa davet ediyor.

Bugün her türlü bilgiye bir tıkla ulaşabiliyoruz. Ancak bilgi enformasyon, tek başına insanı hakikate götürmez. Bilgi, hikmet ile birleşip eyleme dönüşmediğinde, sadece zihinsel bir yük haline gelir. Dijital mecralarda İslam, çoğu zaman bir estetik unsur veya polemik konusu olarak günümüzde tüketiliyor.

Günümüzde bilgi çok ancak hikmet kayıptır. Hakikat, yaşanarak anlaşılan bir cevher iken, sosyal medyada sadece hakkında konuşulan bir nesneye indirgeniyor. Bu durum, insanın gerçeği bildiğini sanıp aslında ondan fersah fersah her alanda uzaklaşmasına, yani bir tür Dijital aydınlanmış cehalete yol açıyor.

İslami hakikatin görülememesi elbette teknolojinin suçu değil, teknolojinin kurduğu bu yeni evrende insanın konumlanma hatasıdır. Bizler, ekranların arkasındaki gölgeleri gerçek sanan yığınlar haline döndük. Dijital gürültüyü kısmadan, zihni bu veri işgalinden arındırmadan ve hız yerine huzuru koymadan, o berrak hakikati görmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Belki de modern insanın en büyük cihadı, parmağının ucundaki o sonsuz kaydırma hareketini durdurup, başını kaldırarak göğe ve kendi iç dünyasına bakma cesaretini göstermesidir. Çünkü hakikat, ekranın piksel yoğunluğunda değil, kalbin sessiz ve samimi derinliğinde saklıdır.

İslam’ın tek gerçek Hakikatine ulaşacaksanız, teknolojinin bize dayattığı hız, haz ekseninden kendinizi çıkarak, kalbinizi karartan tüm kötülüklerden kendinizi kurtararak, öncelikli olarak samimi ve ihlas ile Allah’a (c.c) yönelmelisiniz. Onun İpine sımsıkı sarılmalısınız.

Hz Muhammed (s.a.v) peygamber efendimizin sünnetine riayet ederek, Kalben severek, iç dünyanıza kalbinize yolculuk etmelisiniz. Derin ilmi tefekkürler ederek, Allah’a samimi ve içten dua ederek, hakikate ancak ulaşabilirsiniz.

Kalbinizin Hakikatleri ve gerçekleri görmede, gayretli olmalısınız. Sizleri yok yere oyalayan, nefsinizin sizleri teslim almasını, nefsinizin sizleri hız ve haz ekseninde esir etmesine izin vermemelisiniz.

Hakikati ve gerçeği görmede, İslam İnancımızın temeli olan, Kelime-i Tevhidi, kalben içten “La İlahe İllallah Muhammedün Resurullah” diyerek ve Edebli olarak, Allah (c.c) ve onun ipine sımsıkı sarılarak teslim olunuz.

Allah’ın izniyle, mananın maddeye hükmedeceği, İnsan merkezli 21.Yüzyıl Adil Bir Sistem, elbet bir gün Hakikatler gerçekler görülmeye başlandığında, mutlaka galip gelecektir.

Sevgi, Muhabbet ve Dua ile Kalın İnşallah

NurHan Keleş

Bu yazı toplam 20 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurhan Keleş Arşivi