Nurhan Keleş
TÜRKİYE’DE İSLAMİ DUYARLI ESNAF SANAYİCİ VE İŞADAMI DERNEKLERİ, NEDEN ADİL BİR İKTİSADİ MODEL GELİŞTİREMEDİLER?
Türkiye’de İslami duyarlılıktaki esnaf ve SİAD’lar (Esnaf, sanayici ve İşadamları dernekleri) maalesef bugüne kadar İslami Ekonomi Modeli gelişmesinde tam bir irade göstererek, bir model geliştirilmesinde, örnek teşkil edemediler. Bu konuda maalesef sınıfta kaldılar.
Akademik eserim çıktığından itibaren sahada, esnaf ve SİAD’lar içinde çok yoğun bir mücadele vermeme rağmen, İslami ilkelerle uyuşmayan, acı tablolarla ve faizli liberal kapitalizme teslim olmuş bir iradenin olduğunu, yaşadığım acı tecrübeler ile gördüm.
İslami Ekonomi Modeli geliştirilmesinde, teknik sorunları zaten bildiğim bir gerçeklikte, benim bu mücadelemde, yaşadığım en acı tecrübe, beni fazla üzen, mevcut kapitalist sistem devam ederken, bir yandan İslami Ekonomi Model geliştirilmesi dahi bir iradeyi bile göremedim. Bu gayreti gösterenlere ilgi ve destek vermediklerini dahi acı tecrübe ile gördüm.
Kapitalizm sistemin elit ayrıcalıklarından o kadar güzel faydalanıyorlar ki, dillerinden hiç düşürmedikleri, Ahilik ve İslami İktisad çalışmalarına, sadece anmak ve günü kurtarma çalışmasından bir öteye gidemediklerini, kalıcı bir çalışmaya temel teşkil edecek bir irade, ortaya koyamadıkları görülmüştür.
İslami duyarlıkta bazı esnaf ve SİAD’lar (Sanayici ve İşadamları Derneği) gibi kurumların, kuruluş vizyonlarında "İslam iktisadı" ve "faizsiz sistem" vurgusu olmasına rağmen, tam teşekküllü bir model inşa edemedikleri görülmüştür.
Türk Milletinin yaşadığı, Kapitalizm ekonomi sistemin yozlaştırdığı bir ortamda, daha adil bir modele duyulan ihtiyaç yoğun bir şekilde ortada iken, SİAD’lar Kapitalizm elit ayrıcalıklarına kendilerine kaptırdılar. Yapılan onca yanlış uygulamalara göz yumdular. İnsanlar gözleri önünde sömürüldüğü halde, İnsanlara umut verecek bir girişim ve irade gösterecek, İşte adil bir İslami Ekonomi Modeli budur diyemediler.
Faizli Liberal Kapitalizm ekonomi modelin, teknik zorlukları elbette ortadadır. Ancak bu zorluklara rağmen, asıl sorgulamamız gereken, İslami Ekonomi Modelin geliştirilmesinde, neden irade göstermediler? Neden daha adil bir sistem geliştirilmesinde, ellerindeki büyük imkânlara rağmen ilgi ve destek vererek çalışma yapmadılar?
Bazı esnaf ve SİAD’lar bu mücadeleyi elbette yapmakta, bazı esnaf ve işadamları bu mücadeleye tüm zorlukları göze almayı cesaret ederek girmekte ancak sayıları çok çok az olduğu için sayıca yetersiz ve etkisiz kaldıkları görülmektedir.
Saha deneyim ve tecrübem yanında, alanda Akademik bir adil bir sistem model önerisi ortaya koyduğum halde, bu çalışmalarımda yaşayarak, tecrübe ederek gördüm ki SİAD’lar (Sanayici ve işadamları dernekleri) bu iradeyi göstermede karşılaştığı zorluklar karşısında, hep kaçındılar.
İslami Ekonomi Modeli geliştirilmesinde önündeki bazı engellere baktığımızda, kar zarar dengesiyle hareket eden işadamları kazanç refleksi ile hareket ettikleri, fikir üretmek ya da model geliştirmek gibi bir önceliklerin olmadığı görülmüştür.
Bir işadamı hammadde ithal ederken, ihracat yaparken veya kredi kullanırken küresel finans sistemine tabi olması ve küresel sistemin dışına çıkmak, ticari olarak, kendilerince sorun olarak görmeleri, İşlerin kötüye gideceği ya da işinin bozulması tehlikesi karşısında, batacak korkusu içinde kaldıkları görülmüştür.
İş dünyası rekabetçi refleksleri, ideolojik hedeflerden ziyade, iş hayatında ayakta kalma ve büyüme odaklıdır. Bu da kurumları, sistemi kökten değiştirmek yerine, mevcut sistemin içinde faizsiz işlem ve "helal hassasiyeti” olan yamalar yapmaya onları itmeye sebep olduğu için, bu iradeyi ortaya koyamamışlardır.
Türkiye'de ekonomi politikaları devlet tarafından belirlenir. Esnaf ve SİAD gibi kurumlar ne kadar güçlü olursa olsun, devletin vergi sistemi, merkez bankası politikaları ve borçlanma yöntemleri faizli kapitalist esaslara dayalıdır. Bu yapı zorunluluğu ile adil bir sistem geliştirme zorluğu nedeniyle hep devletten beklediler.
İslami bir modelin uygulanabilmesi için ticaret hukukunun, vergi kanunlarının ve bankacılık yasalarının tamamen bu modele göre yeniden yapılanması gerekir. Sivil toplum kuruluşlarının tek başına hukuki sistemi değiştirme ya da geliştirme gücünü kendilerinde, güçlü bir şekilde göremediler. Birlikte çalışarak, zorlukları aşma iradesini gösteremediler.
Esnaf ve SİAD’lar uzun yıllar boyunca "iş dünyasında etik" ve "faizsiz finans" üzerine raporlar yayımladı. Ancak bu raporlar genellikle temenni düzeyinde kaldı. Kendilerinin organizasyonunda, Devlet ile işbirliği yaparak ve sahada uygulayacakları, reel sektör için sektör ve piyasa derinlikte, Akademi ile işbirliği temelde çalışarak, test ettikleri, bir model önerisi ortaya koyamadılar.
İslam ekonomisi üzerine çalışan akademisyenler ile sahada ticaret yapan iş insanları arasında bir köprü kurulamadı. Akademisyenler fıkhi detaylarda boğulurken, iş adamları rekabet karşısında "hızlı çözüm" peşinde koştu. Sonuçta ortaya çıkan yapı, kapitalist finans ürünlerinin üzerine fıkhi kılıf, fıkhi hileler değil ancak formel uyarlamalara geçirilmiş bir modelden öteye gidemedi.
90’lı yıllarda yükselen İslami duyarlı sermaye, sisteme muhalif ve alternatif arayışındaydı. Ancak 2000'li yıllardan itibaren bu sermaye grubu ana akım haline geldi, büyüdü ve zenginleşti. Elit ayrıcalıkların rahatına ve rehavetine kapılarak, adil bir sistemin geliştirilmesine gayret ve çabayı maalesef gösteremediler.
Sermaye güçlendikçe, radikal bir sistem değişikliğinin getireceği riskleri göze almak yerine, mevcut sistemin sunduğu araçlarla (borsa, faizsiz fonlar, gayrimenkul rantı vb.) büyümeye devam etmeyi tercih etti. "Şuurlu" olma hali, sistem değişikliğinden ziyade bireysel ibadet ve hayırseverlik (infak/zekat) düzeyine indirgendi. Konfor alanlarından vazgeçemediler.
İslami bir model için sadece alternatif bir finans yapı yetmez, aynı zamanda alternatif sigortacılık, alternatif borsa ve alternatif para birimi veya değerleme ölçütü gerekir. SİAD gibi kurumlar, paranın değerini korumak için yine gayrimenkul veya dövize endeksli araçlara yönelmek zorunda kaldılar. Finansı ise üretim odaklı bir reel sektör altyapı derinliğine kazandıramadılar.
SİAD üyesi işletmelerin profesyonel yöneticileri, Batı tarzı işletme ve finans eğitimi almış kişilerden oluşuyor. Bu yöneticiler, bir şirketi modern yönetim tekniklerini yani kapitalist rekabet esası ile yönetiyorlar. Kapitalist zihin kodu yapısı, okulda ve piyasada kapitalist zihin kodlarla şekilleniyor. İslami bir İşletme yönetim esasına, eğitim ile geliştirme noktasına girmediler ve geliştirmek için dahi çaba göstermediler.
İslami duyarlılıktaki esnaf ve SİAD benzeri kurumlar, Kapitalist sistemin ortasında, İslami bir gemi yüzdürmeye çalıştılar. Ancak geminin dümeni, motoru, haritası ve yakıtı küresel sisteme bağlı, Kapitalist zihin kodu ile şekillendiği sürece, sadece geminin bir odasını değiştirebilirler. Rotayı değiştirecek yapısal bir modeli, ciddi bir gayret, emek ve çile sonucunda ancak ciddi bir şekilde sağlanabilir.
Adil bir sistem olan bir İslami Ekonomi Modeli maalesef bugüne kadar demir kafeslerine hapsolmuş konfor alanlarından ve zenginliğin getirdiği elit ayrıcalıklarından çıkamadıkları için maalesef bu güne kadar gerçekleşememiştir. Çok büyük bir vebal altına girmişlerdir.
Dijital Kapitalizm ile yeni kölelik sisteme girileceği yakın tarihte, adil bir sistem modeli geliştirilememesi acısını İnsanlık olarak hep birlikte yaşayarak göreceğiz. Ümit ve dua ederim ki inşallah bu acılar gerçekleşmez.
Sevgi, Muhabbet ve Dua ile kalın İnşallah
NurHan Keleş
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.