Dr. Zekeriya BİNGÖL

Dr. Zekeriya BİNGÖL

DUMAN ALTI OLMADAN BİR TOPLUM MÜMKÜN

Sevgili okurlar, bu haftaki konum son günlerde kafe ve restoranlarda hararetli tartışmalara yol açan, açılır-kapanır tentelerle çevrili, üstü kapalı, yanları açık alanlarda sigara içilmesinin yasaklanması meselesi. Bir taraf bunu bireysel tercihlere müdahale olarak görürken, diğer taraf toplum sağlığı açısından geç kalınmış bir adım olarak değerlendiriyor. Ben ise bu tartışmaya ne sloganlarla ne de ezberlerle bakıyorum. Meseleyi; insan sağlığı, esnafın ayakta kalma mücadelesi ve kent kültürümüzün geleceği üzerinden, sahadan gelen görüşlerle birlikte ele almak gerektiğine inanıyorum.

Son günlerde kafe ve restoranlarda açılır-kapanır tentelerle çevrili, üstü kapalı, yanları açık alanlarda sigara içilmesinin yasaklanması kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Kimileri bunu “fazla bir müdahale” olarak görürken, kimileri de geç kalınmış ama yerinde bir karar olarak değerlendiriyor. Ancak meselenin özü çok net: Bu bir özgürlük değil, halk sağlığı meselesidir.

Kapalı alanlarda sigara yasağı yıllar önce hayatımıza girdi. İlk başta itirazlar oldu, alışkanlıklar değişmek zorunda kaldı. Bugün dönüp baktığımızda, bu kararın ne kadar doğru olduğunu herkes kabul ediyor. Şimdi benzer bir süreç, yarı açık olarak tanımlanan ancak fiilen kapalı olan alanlar için yaşanıyor.

Bu konuda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakan Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun kararlılığı son derece açık. Devletin en tepesinde bu mesele bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görülüyor. Çünkü pasif içiciliğin bedelini ödeyenler sigara içenler değil; çocuklar, çalışanlar, aileler ve toplumun tamamı.

Geçtiğimiz günlerde bu konuyu Muğla Sanayi ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı kıymetli dostum Bülent Karakuş ile de değerlendirdik. İş dünyasının temsilcileri, ilk anda ekonomik kaygıları dile getirse de uzun vadede sağlıklı yaşam alanlarının turizme ve kent kültürüne katkı sağlayacağını kabul ediyor. Özellikle Muğla gibi turizmle nefes alan bir şehirde, temiz hava artık bir lüks değil, bir beklenti.

Bu vesileyle Bülent Karakuş hakkında da birkaç söz söylemek isterim. Kendisi, kentin ekonomik dinamiklerini yakından takip eden, sorunları görmezden gelmeyen ve çözüm üretme refleksi güçlü bir yönetici profili çiziyor. Muğla’nın turizmden ticarete, esnaftan sanayiye uzanan hassas dengelerini gözeten yaklaşımını her fırsatta önemsiyorum. Özellikle böylesine toplumu ilgilendiren konularda, popülizme kaçmadan, sağduyulu ve yapıcı bir duruş sergilemesi Muğla adına kıymetlidir. Kentin ortak akılla yönetilmesi gerektiğine inanan biri olarak, bu yaklaşımı son derece değerli bulduğumu ifade etmek isterim.

Muğla’da Nazar Cafe ve Restoranları Yönetim Kurulu Üyesi kıymetli dostum Mehmet Çahan’ın daha eleştirel bir yaklaşım sergilediğini de özellikle belirtmek isterim. Çahan, düzenlemenin niyet olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, uygulama sürecinde işletmelerin ciddi sıkıntılar yaşayabileceğine dikkat çekiyor. “Sigara içen müşterilerle ne yapacağız?” sorusunu açıkça dile getiren Çahan, özellikle yoğun saatlerde işletme çalışanlarının müşterilerle karşı karşıya kalacağını, uyarı yapan garsonun ya da işletme sahibinin müşteriyle gerilim yaşama riski taşıdığını ifade ediyor. Bu durumun işletmeler açısından hem psikolojik hem de ticari bir baskı oluşturabileceğini vurguluyor. Çahan’a göre, eğer bu yasak kararlılıkla uygulanacaksa, denetimin yükü yalnızca işletmelerin omzuna bırakılmamalı; kamusal otorite sahada daha görünür olmalı ve bu kural Türkiye’nin her yerinde kararlıkla uygulanmalı diyor.

Bu noktada sektörün en yetkin isimlerinden birinin görüşü de son derece önemliydi. Tüm Restorancılar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Tarım Politikaları Kurulu Üyesi olan kıymetli amcaoğlum Ramazan Bingöl ile yaptığımız görüşmede, hem işletmeleri hem de toplumu gözeten, sağlığı merkeze alan bir yaklaşımın artık kaçınılmaz olduğu vurgulandı. Bingöl’ün “Sağlıklı müşteri, sürdürülebilir işletme demektir” sözü ise meselenin özünü tek cümlede özetliyor.

Bu süreçte görüşlerine başvurduğumuz amcaoğlum Ramazan Bingöl için ayrıca bir parantez açmak isterim. Kendisi yalnızca sektörün içinden gelen bir isim değil; aynı zamanda meselelere geniş bir perspektiften bakabilen, dengeyi ve toplumsal faydayı önceleyen bir duruşa sahip. Hem TÜRES Genel Başkanı olarak esnafın nabzını tutabilen hem de Cumhurbaşkanlığı Tarım Politikaları Kurulu Üyesi kimliğiyle kamunun hassasiyetlerini doğru okuyan bir isim. Ramazan Bingöl’ün yaklaşımında ne popülizm vardır ne de günü kurtarma çabası; aksine uzun vadeli, sağduyulu ve sürdürülebilir bir bakış açısı öne çıkıyor. Bu ülkenin hem üretenine hem tüketenine aynı anda sahip çıkabilen böyle isimlere her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Bu uygulamanın özellikle ilk etapta kafe ve restoranlar açısından ciddi maddi kayıplara yol açabileceği gerçeğini de görmezden gelmemek gerekir. Günlük cirosu büyük ölçüde dış mekân kullanımına ve uzun süreli oturuma dayanan işletmelerde, sigara yasağı nedeniyle müşteri sayısında geçici de olsa bir düşüş yaşanacağı açıktır. Özellikle küçük ve orta ölçekli kafeler için bu durum, artan maliyetler ve azalan gelirler karşısında önemli bir baskı oluşturacaktır. Kira, personel ve enerji giderleriyle zaten zorlanan işletmelerin, bu geçiş sürecinde desteklenmesi ve yalnız bırakılmaması büyük önem taşımaktadır. Aksi hâlde iyi niyetli bir halk sağlığı uygulaması, kısa vadede esnaf açısından ciddi ekonomik yaralara dönüşebilir.

Şunu da açık yüreklilikle ifade etmek isterim: Ben sigara ve alkol kullanmayan biriyim. Bu konudaki duruşum nettir; yıllardır Yeşilay çizgisinde durur, bağımlılıklarla mücadelenin toplum sağlığı açısından hayati olduğuna inanırım. Bu yönüyle sigaraya da alkole de karşıyım. Ancak bu karşı duruşum, kullanan insanlara saygısızlık anlamına gelmez. Kimsenin yaşam tarzına karışmayı doğru bulmam. Mesele, bir taraf kazanırken diğer tarafın kaybetmesi değildir. Ne sigara içmeyenler dumana mahkûm edilsin, ne de işletmeler müşteriyle karşı karşıya bırakılarak zor durumda kalsın. Tam da bu nedenle, herkesin hakkını gözeten, makul, uygulanabilir ve denetlenebilir bir yol bulunmasının en doğru yaklaşım olduğuna inanıyorum.

Örneğin bugün bazı restoranlarda yıllardır uygulanan “aile bölümü” benzeri bir model neden hayata geçirilmesin? Açılır-kapanır tentelerin altında, mekânın fiziki yapısına uygun şekilde sigara içilen ve sigara içilmeyen alanlar net biçimde ayrılabilir. Bu ayrım yalnızca tabelayla değil, mesafe, yönlendirme ve hava akışı dikkate alınarak yapılırsa hem sigara içmeyenlerin hakkı korunur hem de sigara içen müşteriler tamamen dışlanmış olmaz. En azından geçiş sürecinde böyle bir uygulama, kafe ve restoranlara bir nebze nefes aldırabilir. Bu sayede hem toplum sağlığı hedefinden vazgeçilmemiş olur hem de işletmeler ani müşteri kayıplarıyla karşı karşıya bırakılmaz.

Unutmayalım, Sigara içmeyenlerin temiz hava soluma hakkı, sigara içenlerin alışkanlıklarından daha değersiz değildir. Ancak bu hakkı korurken, geçimini bu mekânlardan sağlayan işletmeleri ve çalışanları da yok sayamayız. Hiç kimse bir kahve içmek ya da yemek yemek için duman altında kalmak zorunda olmadığı gibi, hiçbir işletme de bir gecede müşteri kaybıyla baş başa bırakılmamalıdır.

Bu düzenleme doğru anlatılır, makul bir geçiş süreciyle hayata geçirilir, adil ve istisnasız uygulanırsa; ne işletmeler kalıcı zarar görür ne de toplum kutuplaşır. Aksine, hem halk sağlığını önceleyen hem de esnafı koruyan daha dengeli, daha yaşanabilir ve daha çağdaş bir kent kültürü inşa edilebilir.

Eksikler olabilir, uygulamada aksaklıklar yaşanabilir. Bunları konuşmak, eleştirmek ve düzeltmek mümkündür. Ama yön bellidir: Sağlıklı bir toplum hedefinden vazgeçmeden, kimseyi mağdur etmeden ilerlemek zorundayız. Duman altı olmadan bir toplum mümkündür.

Bu yazı toplam 101 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Zekeriya BİNGÖL Arşivi

Sözün Kıyısında

12 Şubat 2026 Perşembe 16:18