Dr. Zekeriya BİNGÖL

Dr. Zekeriya BİNGÖL

MSKÜ’DE GERİ SAYIM: REKTÖRLÜK YARIŞINDA LİYAKAT MI, KULİS Mİ KAZANACAK?

Rektörlük bir makam kazanma yarışı değil; bir üniversitenin geleceğini omuzlama sorumluluğudur.

Kıymetli Okurlarım

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde rektörlük sürecinde artık geri sayım başladı. Üniversite camiasının, Muğla kamuoyunun ve doğal olarak adayların gözü Ankara’dan gelecek haberde.

Bilindiği üzere, 14 Ağustos 2026 tarihinde YÖK’te adaylarla mülakatlar gerçekleştirildi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde rektör adaylığı için belge alan akademisyen sayısının 27 olduğu ifade ediliyor. Muğla dışından ise yaklaşık 51 akademisyenin başvuruda bulunduğu belirtiliyor. Yani toplam 78 kişiden bahsediliyor. Ancak belge alan herkesin resmi başvurusunu tamamlamadığı, başvurusunu yapan bazı adayların da mülakata katılmadığı konuşuluyor. Sonuç olarak YÖK’teki mülakatlara yaklaşık 60 civarında adayın katıldığı yönünde bilgiler geliyor. Bu yaklaşık 60 adayın 22 veya 23’ünün Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde görev yapan akademisyenlerden oluştuğu ifade ediliyor.

Elbette bunların bir kısmı kulis bilgisi. Nihai ve resmi tabloyu ilgili makamların açıklaması ortaya koyacaktır.

Aldığım bilgilere göre mevcut Rektör Prof. Dr. Kaçar ile daha önce MSKÜ’de rektörlük görevinde bulunan Prof. Dr. Hüseyin Çiçek de adaylar arasında.

Fakat mesele yalnızca bu iki isimden ibaret değil.

MSKÜ içerisinden aday olan akademisyenlere baktığımızda, birkaç isim dışında önemli bir bölümünün ciddi idari tecrübeye sahip olduğunu görüyoruz. Geçmişte rektör yardımcılığı, dekanlık, enstitü müdürlüğü, yüksekokul müdürlüğü ve meslek yüksekokulu müdürlüğü yapmış çok sayıda akademisyen adaylık yarışında bulunuyor.

Bu, üniversite adına aslında sevindirici bir durumdur.

Çünkü bir üniversitenin kendi içerisinden yönetim tecrübesi kazanmış bu kadar akademisyenin çıkabilmesi, MSKÜ’nün insan kaynağının gücünü de gösterir.

Adaylardan biri geçmişte Araştırma Hastanesi Başhekimliği yapmış bir akademisyenimiz. Binlerce çalışanı, hastası ve akademisyeni bulunan böylesine büyük ve karmaşık bir sağlık kuruluşunu yönetmenin ne kadar zor olduğunu bilenlerdenim. Başhekimlik; yalnızca idari bir görev değil, aynı zamanda kriz yönetimi, insan ilişkileri, koordinasyon, hızlı karar alma ve büyük bir sorumluluk gerektiren son derece önemli bir yöneticilik makamıdır. Benim gözlemime göre kendisi bu görevi başarıyla yürütmüş, hem akademik hem de idari anlamda önemli bir tecrübe kazanmıştır. Böylesine büyük bir yapıyı yönetmiş olmasının, rektörlük gibi çok yönlü bir makam için ciddi bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle sahip olduğu yönetim tecrübesinin rektörlük yarışında mutlaka dikkate alınması gerektiği kanaatindeyim.

Yine geçmişte Enstitü Müdürlüğü yapmış, akademik yönünü ve idari tecrübesini önemsediğim kıymetli bir akademisyen arkadaşımız adaylar arasında.

Fen Fakültesinde geçmiş dönemlerde dekanlık ve dekan yardımcılığı görevlerinde bulunmuş akademisyenlerimiz var.

Üç civarında adayın geçmişinde MYO Müdürlüğü, iki adayın geçmişinde ise Yüksekokul Müdürlüğü tecrübesi bulunuyor.

MYO müdürlüğü deyip geçmemek gerekir. Özellikle ilçelerde bulunan meslek yüksekokullarını yönetmek, hem akademik ve idari sorumluluğu üstlenmek hem de bulunduğu ilçeyle sağlıklı ilişkiler yürütmek hiç de kolay değildir. Bunu en iyi bilenlerdenim; çünkü geçmişte üç meslek yüksekokulunun kuruluşunda görev aldım, ikisinin de kurucu müdürlüğünü yaptım. Bu nedenle MYO yöneticiliğinin ne kadar ciddi bir sorumluluk ve emek gerektirdiğini yakından biliyorum.

Meslek Yüksekokul müdürlüğü yapmış iki akademisyen arkadaşımız da hem kendi alanlarında oldukça başarılı hem de idari tecrübeleriyle öne çıkan isimler. Akademik birikimlerinin yanında yöneticilik kabiliyetlerinin iyi olduğunu bilenlerdenim.

Bir başka adayımız geçmişte Edebiyat Fakültesi Dekanlığı yaptı. Akademik kimliği, üslubu ve beyefendi kişiliğiyle bilinen bir hocamız.

Rektör adayları arasında, Muğla dışındaki bir üniversitede rektör yardımcılığı yapmış, daha sonra Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde de çeşitli idari görevler üstlenmiş, dolayısıyla üniversite yönetiminin farklı kademelerinde önemli tecrübeler edinmiş değerli bir akademisyenimiz de bulunuyor. Hem başka bir üniversitedeki yöneticilik deneyimi hem de MSKÜ’nün kurumsal yapısını, işleyişini ve sorunlarını yakından tanıyor olması kendisi açısından önemli bir avantaj. Farklı üniversite kültürlerini görmüş, yönetimin üst kademesinde sorumluluk almış ve ardından MSKÜ bünyesinde de idari görevlerde bulunmuş olması, rektörlük gibi geniş bir perspektif ve güçlü bir yönetim tecrübesi gerektiren bir makam açısından göz ardı edilmemesi gereken bir birikimdir. Kanaatimce kendisi, idari tecrübesi ve üniversite yönetimine hâkimiyeti bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken adaylardan biri.

Bunun yanında MSKÜ’de geçmiş dönemlerde rektör yardımcılığı görevinde bulunmuş iki isim dikkat çekiyor. Bu isimlerden biriyle ilgili üniversite çevrelerinde geçmiş yönetimlerle ciddi görüş ayrılıkları yaşadığı, kendisine önemli görev ve sorumluluklar verilmesine rağmen zamanla yönetime muhalif bir pozisyon aldığı ve sonrasında görevden alındığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Aynı ismin, siyasetle yakın ilişkileri bulunan bir kişiyle güçlü bir dostluk bağı olduğu da biliniyor. Söz konusu siyasi ismin geçmişte farklı siyasi partilerde yer aldığı, bugün ise iktidara yönelik oldukça sert bir muhalefet çizgisi izlediği görülüyor. Bunların bir rektör adayının akademik yeterliliğini tek başına belirlemesi elbette mümkün değildir. Ancak böylesine önemli bir makama talip olan kişilerin geçmişteki idari tutumları, ilişkileri ve yönetim anlayışları da kamuoyu tarafından doğal olarak sorgulanacaktır.

Bir insanın geçmişte rektör yardımcısı, dekan ya da müdür olması elbette önemlidir; fakat tek başına rektör olmaya yeterli bir ölçü değildir.

Nasıl yönettiği, birlikte çalıştığı insanlara nasıl davrandığı, kriz dönemlerinde nasıl bir tavır ortaya koyduğu, liyakate ne kadar önem verdiği, farklı görüşlere tahammül edip edemediği ve üniversiteyi kişisel çevrelerin etkisinden koruyup koruyamayacağı da en az unvanları kadar önemlidir.

Bazı adayların geçmiş görev dönemleriyle ilgili üniversite içerisinde farklı değerlendirmeler yapıldığını da biliyorum. Kimi isimlerin eski yönetimlerle yaşadığı sorunlar, kimi isimlerin siyasi çevrelerle yakınlığı, kimi isimlerin ise belirli grupların desteğini aldığı yönünde kulisler var.

Özellikle bir adayın Karadeniz kökenli güçlü bir çevrenin ve siyasi bazı isimlerin desteğini aldığı yönünde üniversite kulislerinde ciddi şekilde konuşulduğunu duyuyorum. Ayrıca Muğla AK Parti Vekillerinde birinin desteğini aldığı da iddia ediliyor. Bunun doğru olup olmadığını elbette bilemem. Fakat eğer doğruysa, bu adayın yarışın etkili isimlerinden biri olduğunu kabul etmek gerekir.

Ben kendisini küçümsenecek bir aday olarak görmüyorum. Tam tersine, rektörlük yarışının dişli isimlerinden biri olduğu kanaatindeyim.

Muğla dışından gelen adayları ise aynı ölçüde tanımıyorum. Bu nedenle tanımadığım insanlar hakkında peşin hüküm vermeyi doğru bulmam.

Ancak Ankara kulislerinde, Gazi Üniversitesinden bir akademisyenin ve Muğla dışından başka bir Öğretim Üyesini de güçlü adaylar arasında değerlendirildiği yönünde bilgiler geliyor.

Şimdi herkesin merak ettiği soru şu: Kim rektör olacak?

Benim kişisel değerlendirmeme göre yarışta birkaç isim diğerlerinden bir adım öne çıkıyor. Bugünkü bilgiler ve üniversite içerisindeki dengeler dikkate alındığında, yaklaşık dört adayın isminin ciddi şekilde öne çıkabileceğini düşünüyorum.

Fakat rektörlük yarışları bazen matematik hesabıyla sonuçlanmaz.

Çok güçlü görünen bir isim liste dışında kalabilir, hiç konuşulmayan bir isim son anda öne çıkabilir. Ankara’nın değerlendirmesi, YÖK’ün kanaati ve nihayetinde Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı tercih bütün hesapları değiştirebilir.

Bu nedenle bugün bir kişiyi kesin rektör ilan etmek doğru olmaz.

Burada asıl üzerinde durmamız gereken konu isimlerden çok MSKÜ’nün geleceğidir.

Yeni rektör kim olursa olsun önünde ciddi bir sorumluluk bulunuyor.

Üniversitedeki akademik huzurun güçlendirilmesi, liyakat sisteminin yeniden tartışmasız hale getirilmesi, akademisyenlerin üretimlerinin desteklenmesi, öğrencilerin üniversiteye aidiyetinin artırılması, şehir-üniversite ilişkisinin geliştirilmesi ve MSKÜ’nün ulusal ve uluslararası akademik görünürlüğünün yükseltilmesi gerekiyor.

Rektörlük bir ödül makamı değildir.

Bir siyasi grubun, bir cemaatin, akademik çevrenin, bir hemşehri grubunun ya da birkaç kişinin kazanacağı bir koltuk hiç değildir.

Rektörlük, yaklaşık kırk bin öğrencisiyle, binlerce çalışanıyla ve Muğla’nın geleceğiyle doğrudan ilişkili büyük bir sorumluluktur.

Bu nedenle adaylara da haksızlık etmeyelim.

İçlerinde gerçekten kıymetli akademisyenler, başarılı yöneticiler ve üniversiteye katkı sağlayabilecek insanlar var.

Benim için adayın nereli olduğu, hangi grupla yakınlık kurduğu, kimin dostu olduğu ya da arkasında hangi çevrenin bulunduğu ikinci plandadır.

Asıl sorulması gereken şudur:

MSKÜ’yü önümüzdeki dört yıl içerisinde kim daha ileriye taşıyabilir?

Kim üniversiteyi ayrıştırmadan yönetebilir?

Kim liyakati esas alabilir?

Kim akademisyenin önünü açabilir?

Kim öğrenciyi merkeze koyabilir?

Kim üniversitenin kaynaklarını doğru kullanabilir?

Ve en önemlisi;

Kim göreve geldiğinde yalnızca kendisini destekleyenlerin değil, bütün MSKÜ ailesinin rektörü olabilir?

İşte Ankara’nın araması gereken soruların cevaplardır.

Yakında sonucu hep birlikte göreceğiz.

Umarım kazanan bir kişi veya bir grup değil, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi olur.

Bu yazı toplam 114 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Zekeriya BİNGÖL Arşivi

ALEVLERDEN DERS ALMAK ZORUNDAYIZ

23 Temmuz 2026 Perşembe 14:56