Dr. Zekeriya BİNGÖL

Dr. Zekeriya BİNGÖL

AŞURE VE KERBELA: TATLI BİR GELENEKTEN HÜZÜNLÜ BİR HATIRAYA

"Aşure paylaşmanın, Kerbela ise adalet uğruna verilen mücadelenin asırlardır yaşayan iki önemli hatırasıdır."

"Geçmişin acılarından ders çıkaran toplumlar, geleceği kardeşlikle inşa eder."

Kıymetli Okurlarım,

Muharrem ayı, İslam tarihinde derin anlamlar taşıyan mübarek aylardan biridir. Bu ay denildiğinde akla iki önemli kavram gelir: Aşure ve Kerbela.

İlk bakışta biri tatlıyı, diğeri acıyı çağrıştırır. Ancak her ikisi de yüzyıllardır hafızalarımızda önemli bir yer edinmiş, kültürümüzü ve inanç dünyamızı şekillendirmiştir.

Aşure, sadece farklı malzemelerin bir araya gelmesiyle yapılan geleneksel bir tatlı değildir. Aynı zamanda paylaşmanın, bereketin, birlikteliğin ve dayanışmanın simgesidir.

Rivayete göre Hz. Nuh'un Gemisi tufandan kurtulduktan sonra elde kalan son erzaklar bir araya getirilmiş ve ilk aşure pişirilmiştir. Bu nedenle aşure, bolluğun, bereketin ve şükrün sembolü olarak kabul edilmektedir.

Anadolu'nun birçok yöresinde Muharrem ayında komşulara aşure dağıtılması, paylaşma kültürünün en güzel örneklerinden biridir. Aynı kazan içerisinde birbirinden farklı malzemelerin uyum içinde bir araya gelmesi, aslında farklılıklarımızla birlikte huzur içerisinde yaşayabilmenin de en güzel ifadesidir.

Ancak Muharrem ayı, yalnızca paylaşmanın değil; aynı zamanda İslam tarihinin en hüzünlü hadiselerinden birini de bizlere hatırlatmaktadır.

Muharrem ayı ve Kerbela denildiğinde hiç kuşkusuz Hz. Ali'yi anmadan geçmek mümkün değildir.

Hz. Ali; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (sav) amcasının oğlu, aynı zamanda damadı ve İslam'ı çocuk yaşta kabul eden ilk Müslümanlardan biridir. Hayatı boyunca cesareti, ilmi, adaleti ve dürüstlüğüyle İslam tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olmuş, dört halifenin sonuncusu olarak Müslümanlara önderlik etmiştir. Aynı zamanda Peygamber Efendimizin en yakın sahabeleri arasında yer alan Hz. Ali, ilmi ve hikmetiyle bütün İslam âleminde saygıyla anılmaktadır.

Hz. Ali'nin temsil ettiği adalet anlayışı, doğruluk ve hakka bağlılık, yalnızca kendi dönemine değil, sonraki nesillere de örnek olmuştur. Bu miras, oğlu Hz. Hüseyin'in Kerbela'da sergilediği onurlu duruşla adeta tarihe kazınmıştır.

Çocukluk yıllarıma döndüğümde, Hz. Ali'nin kahramanlığını ve örnek kişiliğini anlatan kartpostalları büyük bir heyecanla topladığımı bugün bile dün gibi hatırlıyorum. O yaşlarda bile Hz. Ali'nin cesareti, mertliği ve adalet anlayışı bizler üzerinde derin izler bırakmıştı. Bizim neslimiz için Hz. Ali, sadece tarihi bir şahsiyet değil; doğruluğun, cesaretin ve güzel ahlakın sembolü olmuştur.

İşte Kerbela hadisesi de, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'in hak, adalet ve doğruluk uğruna verdiği mücadelenin en acı fakat en anlamlı sayfalarından biri olarak tarihe geçmiştir.

Hicri 61 yılında, bugünkü Irak sınırları içerisinde bulunan Kerbela'da, Hz. Peygamber'in sevgili torunu Hz. Hüseyin ve beraberindeki yakınları kuşatılmış, günlerce susuz bırakılmış ve 10 Muharrem günü şehit edilmiştir.

Kerbela hadisesi yalnızca bir savaş ya da siyasi mücadele olarak değerlendirilemez. Olay; adaletin, vicdanın, hakikatin ve zulüm karşısında dimdik durabilmenin sembolü hâline gelmiştir.

Bu nedenle Hz. Hüseyin, sadece belirli bir mezhebin değil, bütün İslam âleminin ortak değeri olarak kabul edilmektedir.

Aradan yaklaşık on dört asır geçmiş olmasına rağmen Kerbela'nın hüznü hâlâ gönüllerde yaşamaktadır. Ancak Kerbela'yı anarken asıl üzerinde durmamız gereken nokta, geçmişte yaşanan ayrılıkları günümüze taşımak değil; o acılardan ders çıkararak birlik ve beraberliğimizi güçlendirmektir.

Bugün İslam dünyasının en fazla ihtiyaç duyduğu şey; kardeşlik, hoşgörü, dayanışma ve ortak değerlerde buluşabilmektir.

Aşure kazanında birbirinden farklı tatların uyum içerisinde bir araya gelmesi gibi, farklı düşüncelere sahip insanlar da ortak bir gelecek için aynı sofrada buluşabilmelidir.

Çünkü bizi güçlü kılan farklılıklarımız değil; o farklılıkları zenginlik olarak görebilme kültürümüzdür.

Muharrem ayı bizlere hem paylaşmanın bereketini hem de ayrışmanın ne büyük acılar doğurabileceğini hatırlatmaktadır.

Aşure paylaşmayı öğretirken, Kerbela adaletin, vicdanın ve insanlığın her zaman korunması gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır.

Dileğimiz odur ki; ne Kerbela'nın acıları bir daha yaşansın ne de insanlar inançları, düşünceleri veya kimlikleri nedeniyle birbirlerinden uzaklaşsın.

Çünkü sevgi çoğaldıkça kin azalır; paylaşma arttıkça kardeşlik güçlenir.

Hz. Ali'yi sevmek, Hz. Hüseyin'i rahmetle anmak; mezheplerin değil, ortak tarihimizin ve ortak inancımızın bir gereğidir. Çünkü onlar, bütün İslam âleminin ortak değerleridir.

Muharrem ayının ülkemize, milletimize ve tüm İslam âlemine barış, huzur ve bereket getirmesini temenni ediyor; başta Hz. Hüseyin olmak üzere Kerbela şehitlerini rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Bu yazı toplam 14 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Zekeriya BİNGÖL Arşivi

DEVLET ADAMLIĞI SESSİZ AMA DERİN OLUR

04 Mart 2026 Çarşamba 15:01