Prof Dr. Vural Hoşgörür
İnsan Davranışında Akıl ve İstek
vuralhosgorur@gmail.com
Akıl, insanın davranışlarından sorumlu tutulmasını sağlayan bilişsel bir yeti olarak; felsefe, psikoloji ve teoloji gibi birçok alanda farklı açılardan ele alınmaktadır. Akıl insanın anlama, düşünme, doğruyu yanlıştan ayırma ve kavrama kapasitesidir. Aklın, öğrenebildiği kadarını bildiği söylenebilir. Doğal olarak onu kullanan da bir özne vardır. Aristoteles; aklı, duyulur dünyadaki formları kavrayan ve insanı diğer varlıklardan üstün kılan aktif bir güç olarak görür. Descartes, Spinoza, Leibniz gibi düşünürler, bilginin temel kaynağının duyular değil, doğuştan gelen akıl olduğunu savunur. Locke'a göre akıl doğuştan boş bir levhadır; Hume ise bütün düşüncelerin deneyimden kaynaklandığını ileri sürmüştür. Onlara göre akıl, dış dünyadan gelen verileri işleyen ve düzenleyen bir araçtır. Kant ise aklı, hem sınırları olan hem de bilgi üretirken aktif bir şekilde kuralları koyan bir mekanizma olarak ele almıştır.
İnsanın istekleri sonsuzdur. İsteklerimiz bazen hayatımıza anlamsız ve acınacak şekiller de verebilir. İnsanın çıkarlarına ters düşen şeyler istemeyeceği düşüncesi her zaman doğru değildir. Bu davranışı kesin bir matematiğe bağlamak zordur. İnsan, aklın ve mantığın kabul etmediği istekler de geliştirebilir. Dışarıdan bakıldığında anlamsız görünen bir istek, kişi için bütün güzelliklerin ve dünya nimetlerinin üzerinde bir değer taşıyor olabilir. Kişinin istekleri akla uygun düşüncelere aykırı olsa, hatta kendisine zarar verse bile bazen bu isteğine dört elle sarılabilir ve onu gerçekleştirmek için bütün gücüyle çaba gösterebilir. Çünkü insan, en değerli varlığı olan şahsiyetini ve bireyselliğini korumak ister. İstek akılla birleştiğinde ve kötüye kullanılmadığında çok yararlı sonuçlar da ortaya çıkarabilir. İnsanın aklının isteklerine üstün gelmesi sağlanabilir mi? İstekler eylemlerin itici gücüdür. Akıl ise yönlendirici bir işleve sahiptir. Aklın rehberliğinden yoksun istekler insanı kaosa sürüklerken, isteklerden yoksun bir akıl da donuktur ve motivasyon üretemez. İdeal olan, aklın istekleri analiz ederekonları mantık süzgecinden geçirmesi ve doğru hedeflere yönlendirmesidir.
Akıl-İstek ilişkisi bakımından Aristoteles'e göre erdemli davranış, aklın arzuları eğitmesiyle mümkündür. İslam düşünürlerinden Fârâbî ve İbn Sînâ da aklın, insanı doğruya yönlendiren temel güç olduğunu; isteklerin ise aklın rehberliğinde dengelenmesi gerektiğini savunmuşlardır. Buna göre, insan davranışı bakımından değerlendirildiğinde aklın arzuları eğitmesi mümkündür. Ancak bu süreç ne otomatik ne de mutlak bir başarıyla gerçekleşir. İnsan davranışı, akıl ile isteklerin sürekli etkileşiminin ürünüdür. Aristoteles insanın yalnızca akıl sahibi olmasının yeterli olmadığını; aklın alışkanlıklar yoluyla karakteri şekillendirmesi gerektiğini söyler. Ona göre erdem, doğru davranışı bilmekten çok, onu sürekli uygulayarak ikinci doğa hâline getirmektir. Benzer şekilde Fârâbî ve İbn Sînâ da insanın isteklerinin aklın rehberliğinde dengelenmesiyle olgunlaşacağını ileri sürmüşlerdir.
Öz denetim, öz düzenleme ve yürütücü işlevler üzerine yapılan çalışmalar, insanların isteklerini kontrol edebildiklerini, uzun vadeli hedefleri kısa vadeli hazların önüne koyabildiklerini göstermektedir. Ancak bu kapasite sınırsız değildir. Stres, yorgunluk,bağımlılık, yoğun duygular ve çevresel koşullar, aklın düzenleyici etkisini önemli ölçüde azaltabilir. Sonuç olarak, akıl arzuları eğitebilir; ancak bu eğitim bir defalık bir karardan ziyade yaşam boyu süren bir öz düzenleme ve alışkanlık geliştirme sürecidir. İnsan olgunluğu da büyük ölçüde, isteklerini bastırabilme yeteneğinden çok, onları aklın rehberliğinde dengeli ve amaçlı biçimde yönetebilme becerisiyle ilişkilendirilebilir. Peki, istekleri akıl tarafından denetim altına alınmış bir insan özgür müdür? İnsan akla uygun olmayan bir isteğinigerçekleştirmek için akılına karşı durabilir mi?
Bir anlayışa göre özgürlük, canının istediğini yapmak değil; kişinin kendi aklıyla benimsediği doğrultuda hareket edebilmesidir. Eğer insan her an isteklerinin peşinden gidiyorsa, aslında onların kölesi olmuştur. Bu bakış açısında akıl, özgürlüğü sınırlayan değil, onu mümkün kılan güçtür. Öfkesine yenilip saldıran biri, o anda istediğini yapmış olabilir; fakat bu davranış özgürlük değil, öfkenin egemenliğidir. Buna karşılık öfkelendiği hâlde kendini kontrol edebilen kişi, kendi üzerinde egemenlik kurmuştur. Bu nedenle daha özgür kabul edilir. Başka bir anlayışa göre ise özgürlük; istekleri gerçekleştirebilme imkânıdır. Bu yaklaşımda aklın koyduğu sınırlamalar, özgürlüğü daraltabilir. Ancak isteklerin sınırsız bir şekilde tatmini,uzun vadede bağımlılık, pişmanlık ve dış etkenlere bağımlılık doğurabilir.
Esasen özgürlük, ne yalnızca akla ne de yalnızca isteklere indirgenmemelidir. İnsan özgürlüğü; akıl, duygu ve istekler arasında bilinçli bir denge kurabilme kapasitesidir. Bununla birlikte David Hume, aklın tek başına eyleme yöneltmediğini, amaçları belirleyenin isteklerolduğunu, Nietzsche ise bazı akıl merkezli ahlak anlayışlarının yaşamı bastırdığını ileri sürmüştür. Bu çerçevede, özgürlüğün, insanın aklıyla benimsediği değerler doğrultusunda davranabilme kapasitesi olarak anlaşılması mümkündür. Özgürlük, istediğini yapabilme değil; gerçekten kendi belirlediği iyiye göre yaşayabilme özgürlüğüdür.
Kaynaklar
Duckworth, A. L., Gendler, T. S., & Gross, J. J. (2016). Situational strategies for self-control. Perspectives on Psychological Science, 11(1), 35–55.
Kant, I. (2015). Ahlak metafiziğinin temellendirilmesi (İ. Kuçuradi, Çev.). Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.