Dr. Zekeriya BİNGÖL
ALEVLERDEN DERS ALMAK ZORUNDAYIZ
Ormanlar bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldığımız en değerli emanettir.
Kıymetli okurlarım,
Muğla yine yandı…
Geçtiğimiz günlerde farklı noktalarda meydana gelen orman yangınları, hepimize bir kez daha aynı acıyı yaşattı. Yükselen dumanlar sadece gökyüzünü değil, yüreğimizi de kapladı. Çünkü biz Muğlalılar, orman yangınının ne demek olduğunu en iyi bilen şehirlerden biriyiz.
Bodrumda çıkan yangında 850 hektar deniz kenarında orman yandı.
Her taraf geçmişte olduğu gibi kap kara oldu. Yine dünde fethiyede yangın çıktı. Yangın evlere kadar indi. Hatta birkaç evin yandığı haberleri bize kadar ulaştı. Yangının andız takmayla alakalı olduğu sanılıyor. Devlet tüm imkanları ile bölgede yangın söndürmekle meşgul. Yangın Helikopterleti, itfaye, aramzler ve yüzlerde itfayeberi ve jandarma canla başla yangını söndürmek için mücade ediyor...
Her yangında yalnızca ağaçlar yanmıyor…
Geçtiğimiz günlerde Muğla'nın farklı noktalarında meydana gelen orman yangınları, hepimize bir kez daha aynı acıyı yaşattı. Yükselen dumanlar yalnızca gökyüzünü değil, yüreğimizi de kapladı. Çünkü biz Muğlalılar, orman yangınının ne demek olduğunu en iyi bilen şehirlerden biriyiz.
Bodrum'da çıkan yangında, deniz kıyısındaki yaklaşık 850 hektarlık ormanlık alan alevlere teslim oldu. Yemyeşil yamaçların yerini, geçmişte yaşadığımız büyük yangınlarda olduğu gibi, simsiyah bir manzara aldı. Daha bu acının izleri silinmeden, dün de Fethiye'de çıkan yangın hepimizi endişelendirdi. Alevler yerleşim alanlarına kadar ulaştı; bazı evlerin yandığına dair haberler kamuoyuna yansıdı. İlk değerlendirmelere göre yangının, anız yakılmasından kaynaklanmış olabileceği üzerinde duruluyor.
Devletimiz, tüm kurum ve imkânlarıyla yangınlara müdahale ediyor. Yangın söndürme helikopterleri ve uçakları, itfaiye ekipleri, orman işçileri, arazözler, AFAD, jandarma ve gönüllüler, canlarını hiçe sayarak alevlerle mücadele ediyor. Bu fedakâr insanlar, sadece ağaçları değil; geleceğimizi, doğamızı ve umutlarımızı da korumak için gece gündüz büyük bir özveriyle çalışıyor.
Ancak her yangında yalnızca ağaçlar yanmıyor. İçinde binlerce canlının yaşam alanı yok oluyor; Binlerce kuş yuvasını kaybediyor, kaplumbağalar, sincaplar, kirpiler, sürüngenler ve sayısız canlı yaşamını yitiriyor. Yangından kurtulabilenler ise uzun süre yiyecek ve barınacak alan bulamıyor. Toprağın verimi azalıyor ve yıllarca emek verilerek oluşan doğal ekosistem birkaç saat içinde kül oluyor. Yanan her ağaçla birlikte, çocuklarımıza bırakacağımız mirastan da bir parça eksiliyor.
En büyük darbeyi alanlardan biri de arıcılık oluyor.
Muğla, Türkiye'nin çam balı üretiminde lider illerinden biridir. Çam balını oluşturan ekosistem, dünyada çok az bölgede bulunan eşsiz bir doğal zenginliktir. Çam ormanlarının yanması, sadece bugünümüzü değil, yıllarca sürecek ekonomik kayıpları da beraberinde getiriyor. Çünkü yanan bir çam ormanı birkaç yılda eski hâline gelmiyor. Doğanın kendisini toparlaması onlarca yılı bulabiliyor.
Bu satırları yazarken aklıma ister istemez o büyük felaket geliyor. 2021 yılında yaşanan büyük orman yangınları...
O dönemde Muğla Kültür ve Turizm İl Müdürü olarak görev yapıyordum. Yaklaşık on beş gün boyunca yangının tam ortasında kaldık. "Hiç uyumadık." desek, abartmış olmayız.
Görevimiz yalnızca makamda oturup gelişmeleri takip etmek değildi.
Yangın bölgelerine gelen itfaiye ekiplerinin konaklayacağı yerleri organize ettik. Alevlerin tehdit ettiği otelleri boşaltarak misafirleri daha güvenli tesislere yerleştirdik. Marmaris'ten Milas'a, Bodrum'dan farklı noktalara kadar sürekli sahadaydık.
Antik kentleri tek tek dolaşarak meydana gelen hasarları yerinde tespit ettik. Turizm tesislerinin durumu, tarihi ve kültürel mirasın gördüğü zarar ile ilgili Bakanlığımıza düzenli bilgi akışı sağladık.
Dönemin Muğla Valisi Sayın Orhan Tavlı'nın talimatları doğrultusunda devletin bütün kurumları büyük bir koordinasyon içerisinde çalışıyordu. Biz de üzerimize düşen görevi yerine getirmeye gayret ettik.
Bir beldeden diğerine geçmek bazen hiç kolay olmuyordu.
Jandarmanın güvenlik nedeniyle geçişe izin vermediği anlar oluyordu. Ancak ulaşmamız gereken yerlere, kimi zaman alevlerin oluşturduğu adeta bir yangın tünelinin içinden geçerek ulaşmaya çalıştık. Çünkü orada bekleyen insanlar vardı, oteller vardı, tarihi eserler vardı, koordinasyon gerekiyordu.
Bunları anlatırken bir kahramanlık hikâyesi yazmıyorum. Çünkü bunlar görevimizdi. Devletin verdiği sorumluluğu yerine getirmekten başka bir şey yapmadık. Ancak ne yazık ki her dönemde olduğu gibi, o günlerde de eleştirmek için fırsat kollayanlar vardı. "Kültür ve Turizm İl Müdürü'nün yangın bölgesinde ne işi var?" diyenleri bugün bile hayretle hatırlıyorum.
İnsan gerçekten gülmeli mi, yoksa üzülmeli mi bilemiyor.
Muğla, Türkiye turizminin vitrini olan bir il. Dünyanın dört bir yanından milyonlarca turist ağırlayan, yüzlerce turizm tesisine, onlarca antik kente ve çok önemli kültürel mirasa sahip bir şehirden bahsediyoruz.
Böylesine büyük bir afet yaşanırken Kültür ve Turizm İl Müdürü sahada olmayacak da kim olacaktı?
Afet zamanlarında devletin bütün kurumları aynı hedef doğrultusunda çalışır. Çünkü kriz yönetimi sadece yangını söndürmekten ibaret değildir. İnsanların güvenliğini sağlamak, turistleri korumak, turizm tesislerini korumak, kültürel mirası muhafaza etmek ve kamu hizmetlerini kesintisiz yürütmek de bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.
Bir başka yanlış inanış da her yangından sonra yeniden gündeme geliyor: "Ormanlar yakılıyor, yerine otel yapılacak."
Hayır…
Mevcut mevzuata göre yanan orman alanlarının başka amaçlarla kullanılması mümkün değildir. Bu alanlara otel yapmak da, başka bir yapı inşa etmek de yasal olarak yasaktır.
Nitekim Muğla Valimiz Sayın Dr. İdris Akbıyık da geçtiğimiz günlerde bu konuya çok net bir açıklık getirdi.
Milas Bozbük'teki yangının ardından yaptığı açıklamada, "Yanan orman alanları başka amaçla kullanılamaz." diyerek, yasal düzenlemelerin buna izin vermediğini ve geçmiş yıllarda Köyceğiz ile Marmaris'te olduğu gibi bütün yanan alanların yeniden ağaçlandırıldığını ifade etti.
Bu açıklamanın altına gönül rahatlığıyla imzamı atarım.
Elbette kanunlar gelecekte değişir mi, değişmez mi onu bugünden bilemeyiz. Ancak bugün yürürlükte olan hukuk düzeni açıktır ve yanan orman alanlarının yeniden orman olarak yaşatılmasını öngörmektedir.
Bugün bize düşen en büyük görev ise yangın çıktıktan sonra üzülmek değil, yangın çıkmadan önce gerekli tedbirleri almaktır.
Çünkü kaybettiğimiz her ağaç, sadece oksijenimizi değil; turizmimizi, arıcılığımızı, doğal hayatımızı ve geleceğimizi de eksiltiyor.
Muğla'nın gerçek zenginliği; deniziyle, ormanıyla, arısıyla, çam balıyla, antik kentleriyle ve bu eşsiz doğasıyla bir bütündür.
Bu bütünü korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Unutmayalım ki; orman yangınları sadece birkaç gün süren bir felaket değildir. Etkileri yıllarca, hatta onlarca yıl devam eder. Bir ağacın büyümesi yıllar alır; ama yanması birkaç dakika sürer.
Yanan her ormanda binlerce canlının yaşam alanı yok olur. Arılar yuvalarını kaybeder, çam balı üretimi büyük darbe alır, doğal denge bozulur. Turizm zarar görür, tarım etkilenir, gelecek nesiller nefes alacak daha az ormana sahip olur.
Ve unutmayalım…Bir sigara izmariti, söndürülmeyen bir ateş ya da küçük bir ihmal; milyonlarca ağacı, binlerce canlıyı ve yılların emeğini yok edebilir.
Ormanlar hepimizin ortak mirasıdır. Onları korumak sadece devletin değil, 86 milyon vatandaşın ortak görevidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.