Dr. Zekeriya BİNGÖL

Dr. Zekeriya BİNGÖL

MSKÜ’YE REKTÖR DEĞİL, VİZYON ARANIYOR!

Makama talip çok olabilir; önemli olan üniversitenin geleceğine talip olmaktır.

Kıymetli okurlarım,

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde yeni rektörün belirlenmesine yönelik süreç başladı. Halk arasında “rektörlük seçimi” denilse de bunun teknik olarak bir seçim değil, rektör atama süreci olduğunu belirtmek gerekir.

Muğla’dan ve Türkiye’nin farklı üniversitelerinden çok sayıda profesörün bu önemli göreve başvurduğu ifade ediliyor. Mevcut Rektör Prof. Dr. Turhan Kaçar’ın da yeniden aday olduğu biliniyor.

Edinilen bilgilere göre başvuru sayısının 70’in üzerinde olduğu, adayların yaklaşık yarısının ise Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi dışından müracaat ettiği ifade ediliyor. Elbette bunlar henüz resmî olarak açıklanmış rakamlar değil. Ancak kulislerden gelen bilgiler bile MSKÜ rektörlüğüne yönelik oldukça geniş bir aday havuzu bulunduğunu gösteriyor.

Başvuru sayısının bu kadar fazla olması üniversitemizin önemini de ortaya koyuyor.

Ancak asıl sorulması gereken soru şu: Makama talip olan çok; peki üniversitenin geleceğine gerçek anlamda talip olan kaç kişi var?

Çünkü rektörlük; makam odasında oturmak, protokollere katılmak, törenlerde konuşmak ve kadro dağıtmak değildir. Rektörlük; binlerce öğrencinin geleceğini, akademisyenlerin çalışma huzurunu, üniversitenin bilimsel itibarını ve Muğla’nın gelişimini doğrudan etkileyen ağır bir sorumluluktur.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi benim için sıradan bir kurum değildir.

Bu üniversitede yaklaşık 20 yıl görev yaptım. Üç meslek yüksekokulunun, bir yüksekokulun, bir uygulama otelinin ve bir gençlik araştırma merkezinin kurulmasında; ayrıca birçok binanın yapım ve organizasyon süreçlerinde sorumluluk üstlendim. Çok sayıda öğrenci yetiştirdim. Üniversite bünyesinde hâlâ pek çok kıymetli meslektaşım ve arkadaşım bulunmakta.

Bu nedenle MSKÜ’de yaşanan gelişmeleri dışarıdan izleyen biri değilim. Üniversitenin hangi emeklerle büyüdüğünü, imkânlarını, güçlü yanlarını ve sorunlarını yakından bilenlerdenim.

Rektörlük için başvuranlar arasında, bildiğim kadarıyla, en az beş yakın arkadaşım da bulunuyor. Hepsiyle geçmişten gelen dostluğumuz ve hukukumuz var.

Benim ölçüm ise; liyakat, adalet, bilimsel yeterlilik ve yönetim kabiliyetidir. Elbette aday olan arkadaşlarımın her biri bu niteliklere sahip kıymetli akademisyenlerdir. Hepsine çıktıkları bu kutlu yolda başarılar diliyorum.

Temennim; Muğla’ya, üniversitemize, akademik ve idari personele, her şeyden önce de öğrencilerimize en iyi hizmeti sunacak kişinin atanmasıdır.

Bu makam kime nasip olursa olsun, kazanan bir kişi veya bir çevre değil, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi olmalıdır.

Bununla birlikte kulislerde, güçlü ve başarılı adayların yanı sıra yönetim yeterliliği konusunda soru işaretleri bulunan bazı isimlerin de aday olduğu konuşuluyor. Elbette doğruluğu kesinleşmemiş duyumlar üzerinden hiç kimseyi suçlamak doğru değildir. Ancak üniversitenin geleceği söz konusuyken bazı soruları sormak da kaçınılmazdır.

Adı geçen adaylardan biriyle ilgili olarak, üç farklı rektör döneminde idari görev üstlendiği; ancak her üç yönetimle de sorun yaşadığı ve görevlerinden ayrıldıktan sonra yönetime karşı muhalif bir tutum benimsediği bilinmektedir.

Her anlaşmazlıkta bütün sorumluluğu tek kişiye yüklemek elbette doğru olmayabilir. Ancak aynı durum üç farklı yönetim döneminde tekrarlanmışsa insan ister istemez şu soruyu soruyor: Sorun gerçekten üç ayrı rektörde mi, yoksa sürekli çatışma üreten bir yönetim anlayışında mı?

Üniversiteyi yönetmeye talip olan kişinin yalnızca akademik unvanına değil; geçmişte beraber çalıştığı yöneticilerle, akademisyenlerle ve personelle kurduğu ilişkilere de bakılmalıdır.

Çünkü rektörlük, kişisel hesaplaşmaların veya geçmişte yaşanan anlaşmazlıkların taşınacağı bir makam değildir. Tam tersine, farklı düşünceleri bir araya getirebilme, uzlaştırabilme ve üniversite içerisinde çalışma barışını sağlayabilme makamıdır.

Üç ayrı yönetimle sorun yaşadığı ileri sürülen bir kişinin, dördüncü dönemde bütün üniversiteye huzur getirip getiremeyeceğinin ciddi biçimde değerlendirilmesi gerekir.

Bir başka dikkat çekici konu da hâlen önemli idari görevlerde bulunan bazı isimlerle ilgili. Edindiğim duyumlara göre bugün dekan, enstitü müdürü veya yüksekokul müdürü olarak görev yapan bazı akademisyenlerin de rektörlüğe başvurduğu ifade edilmektedir. Bunun da resmî olarak teyide muhtaç bir bilgi olduğunu özellikle belirtmek isterim.

Ancak doğruysa, burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir yönetim etiği meselesi bulunduğu kanaatindeyim. Elbette her profesörün rektörlüğe aday olma hakkı vardır. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak hak başka, etik duruş başka şeydir.

Mevcut rektörün takdiriyle dekanlık, müdürlük veya benzeri önemli bir idari göreve getirilmiş ve hâlen o yönetimin bir parçası olarak görev yapan bir akademisyen, aynı zamanda o yönetimin en üst makamına talip oluyorsa bana göre daha açık ve tutarlı bir tavır sergilemelidir.

Eğer rektörlüğe aday olacak kadar farklı bir yönetim vizyonunuz varsa, yapılması gereken önce yürüttüğünüz idari görevi bırakmak, ardından adaylığınızı ortaya koymaktır.

Hem mevcut yönetimin verdiği makamı taşımak hem de aynı anda o yönetimin en üst makamına rakip olmak, en hafif ifadeyle etik açıdan izaha muhtaçtır.

İster istemez şu soru da ortaya çıkar: “Mevcut yönetime güvenmiyorsanız neden hâlâ onun verdiği idari görevi yürütüyorsunuz; güveniyorsanız neden aynı anda karşısına aday çıkıyorsunuz?”

Bence üniversite yönetimine talip olan bir akademisyenin ilk sınavı rektör olduktan sonra değil, aday olduğu gün gösterdiği etik ve tutarlı duruşla başlar.

MSKÜ’nün ihtiyacı; bir taraftan mevcut makamını koruyup diğer taraftan bir üst makamın hesabını yapan yöneticiler değil, gerektiğinde makamından vazgeçebilecek kadar açık, cesur ve tutarlı akademik liderlerdir.

Çünkü MSKÜ’nün yeni krizlere, yeni kamplaşmalara ve kişisel güç mücadelelerine ayıracak zamanı yoktur.

MSKÜ; kişisel ihtirasların, dar çevre hesaplarının ve makam mücadelelerinin deneme alanı değildir.

Üniversitenin bir dört yılı daha çalışma huzurunu bozacak, liyakati ikinci plana itecek veya bilimi kişisel hesaplara feda edecek bir yönetim anlayışına teslim edilmemelidir.

Çünkü yanlış bir rektör ataması, yalnızca bir kişinin yanlış makama gelmesi anlamına gelmez.

Binlerce öğrencinin, akademisyenin ve idari personelin dört yılının kaybedilmesi anlamına gelir.

Muğla’nın ve üniversitenin bir dört yılı daha heba edilmemelidir.

Bu nedenle adayların yalnızca öz geçmişlerine değil; geçmişteki yönetim anlayışlarına, insan ilişkilerine, bilimsel birikimlerine ve üniversite için ortaya koydukları projelere de bakılmalıdır.

Bu süreçte “Muğlalı aday mı olsun, dışarıdan biri mi gelsin?” tartışmasına da fazla takılıp kalmamak gerekir.

Muğlalı olmak tek başına liyakat belgesi değildir. Dışarıdan gelmek de Muğla’yı anlayamayacağı anlamına gelmez.

Önemli olan adayın nereden geldiği değil, üniversiteyi nereye götüreceğidir.

Muğla’yı tanıyan, şehrin değerlerine saygı duyan, üniversiteyi siyasi ve kişisel hesapların dışında tutan, akademik ve idari personele eşit mesafede duran, liyakati esas alan, öğrenciyi merkeze koyan ve uluslararası hedefler ortaya koyabilen kişi kimse rektörlük makamına o gelmelidir.

Mevcut rektör de diğer bütün adaylar da aynı ölçülerle değerlendirilmelidir. Yapılanlar kadar yapılamayanlar, başarılar kadar eksiklikler, verilen sözler kadar sonuçlandırılamayan projeler de konuşulmalıdır.

Kapalı kapılar ardındaki kulisler ve kişisel referanslar yerine; bilimsel başarı, yönetim tecrübesi, dürüstlük, liyakat, adalet ve vizyon öne çıkmalıdır.

Çünkü üniversiteler kimsenin şahsi mülkü değildir.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi de yalnızca Kötekli’deki kampüsten ibaret değildir. Bu üniversite Muğla’nın aklıdır, gençliğidir, bilimsel gücüdür ve dünyaya açılan kapısıdır. Dolayısıyla yapılacak atama yalnızca akademik camiayı değil, bütün Muğla’yı ilgilendirmektedir.

Temennimiz; sonunda hangi isim atanırsa atansın üniversite içerisinde yeni cepheler değil, yeni hedefler oluşmasıdır.

Unutmayın; rektörlük bir ödül değil, binlerce gencin geleceğine verilmiş dört yıllık bir emanettir.

Bu yazı toplam 43 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Zekeriya BİNGÖL Arşivi

ALEVLERDEN DERS ALMAK ZORUNDAYIZ

23 Temmuz 2026 Perşembe 14:56