Dr. Zekeriya BİNGÖL
REKTÖRÜ KONUŞUYORUZ, PEKİ ÖĞRENCİYİ KİM KONUŞUYOR?
Üniversitenin başarısı, makamların itibarında değil, öğrencinin hayatında karşılık bulmalıdır.
Kıymetli okurlarım,
Son yazılarımda Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinin yönetimini, rektörlük sürecini ve bu sorumluluğu üstlenebilecek isimlerin birikimlerini değerlendirdim. Üniversitemizin geleceği açısından yöneticilik tecrübesinin, liyakatin ve vizyonun önemini vurguladım.
Ancak bu tartışmanın içinde asıl üzerinde durmamız gereken bir soru var:
Rektörün kim olacağını konuşuyoruz; peki öğrencinin ne olacağını kim konuşuyor?
Hangi ismin atanacağı, kimin hangi göreve geleceği elbette önemlidir. Fakat bütün bu tartışmalar, öğrencinin aldığı eğitime ve kurmaya çalıştığı geleceğe dokunmuyorsa eksik kalır.
Üniversitenin geleceği konuşulurken öğrenciyi yalnızca sayılardan, kontenjanlardan ve mezuniyet fotoğraflarından ibaret göremeyiz.
ÖĞRENCİNİN GÜNDEMİ MAKAM DEĞİL, HAYAT
Bir öğrencinin güne hangi şartlarda başladığını düşünelim.
Barınacak güvenli bir yeri var mı? Düzenli ve yeterli beslenebiliyor mu? Dersine zamanında ulaşabiliyor mu? Ailesinden gelen parayı ay sonuna kadar yetiştirmek için eğitiminden fedakârlık etmek zorunda kalıyor mu?
Bunlar eğitimin dışında kalan meseleler değildir. Öğrencinin derste ne kadar dikkatli olacağını, kütüphanede ne kadar çalışabileceğini ve üniversite hayatına ne ölçüde katılabileceğini doğrudan etkiler.
Barınma ve geçim kaygısıyla mücadele eden bir gence yalnızca “Derslerine daha çok çalış” demek yeterli değildir.
Elbette üniversite yönetimi kira sorununu tek başına çözemez, bütün ekonomik sıkıntıları ortadan kaldıramaz. Ancak öğrencinin hangi şartlarda yaşadığını öğrenmek, ihtiyaçları belirlemek ve ilgili kurumlarla çözüm aramak zorundadır.
Bir sorunun tamamını çözememek, o sorun karşısında hiçbir sorumluluk taşımamak anlamına gelmez.
DERS PROGRAMI VAR, PEKİ NİTELİKLİ EĞİTİM VAR MI?
Öğrenci üniversiteye yalnızca diploma almak için gelmez. Bir meslek öğrenmek, düşünme becerisi kazanmak ve hayata hazırlanmak için gelir.
O hâlde yönetimden beklediğimiz hedefler de somut olmalıdır.
Öğrenci uygulama yapabiliyor mu? Laboratuvarından, atölyesinden ve kütüphanesinden yeterince yararlanabiliyor mu? Danışmanına ulaşabiliyor mu? Anlamadığı bir konuyu çekinmeden sorabiliyor mu?
Uzun yıllar akademisyenlik ve yöneticilik yapmış biri olarak şuna inanıyorum: Öğrencinin hayatında bazen tek bir hocanın ilgisi bile yön değiştirici olabilir. Dinleyen, yol gösteren ve gencin kendine güvenmesini sağlayan bir akademisyen, dersin çok ötesinde bir katkı sunar.
Bilimsel yayınlar, araştırmalar ve projeler üniversitenin vazgeçilmezidir. Aynı zamanda öğrencinin sınıfta aldığı eğitimin niteliği de yönetimin temel başarı ölçütlerinden biri olmalıdır.
Merkez kampüsteki imkânları konuşurken ilçelerdeki fakülte ve yüksekokulları da unutmamalıyız. Aynı üniversitenin öğrencileri, bulundukları yere göre eğitim ve sosyal imkânlara erişimde geride kalmamalıdır.
STAJ DOSYASI TAMAM, MESLEKİ HAZIRLIK TAMAM MI?
Bir başka önemli mesele de öğrencinin eğitimle çalışma hayatı arasında kurduğu bağdır.
Stajın sonunda dosyanın imzalanmış olması, öğrencinin mesleğini öğrendiğini göstermez. Önemli olan nerede, kimden, hangi işi öğrenerek staj yaptığıdır.
Üniversite, öğrencisini staj yeri arayışında ne ölçüde destekliyor? İş yerindeki öğrenme sürecini takip ediyor mu? Staj sonrasında öğrencinin deneyimini dinleyip iş birliği yaptığı kurumları değerlendiriyor mu?
Aynı sorumluluk mezuniyet sonrasında da sürmelidir.
Mezunlarımız nerede çalışıyor? Hangi becerilerde zorlanıyor? Aldıkları eğitimin hangi yönlerini yeterli, hangilerini eksik buluyorlar?
Bu soruların cevapları, eğitim programlarını geliştirmek için kullanılmalıdır. Kariyer merkezi de yalnızca etkinlik düzenleyen bir birim olmanın ötesine geçerek öğrenciyle iş dünyası arasında sürekli bir ilişki kurmalıdır.
Diplomayı vermek bir sonuçtur; o diplomanın hayatta karşılık bulmasını takip etmek ise kurumsal sorumluluktur.
ÖĞRENCİ ADINA KONUŞUYORUZ, ÖĞRENCİYİ DİNLİYOR MUYUZ?
Üniversite yöneticileri, akademisyenler, aileler ve biz yazarlar öğrenciler hakkında çok şey söylüyoruz.
Peki kendilerini ne kadar dinliyoruz?
Öğrenci temsilcileri sorunlarını karar vericilere doğrudan aktarabiliyor mu? Bir şikâyette bulunduğunda gerekçeli cevap alabiliyor mu? Eleştirisinin kendisine olumsuz döneceğinden endişe etmeden konuşabiliyor mu?
Öğrenciye söz hakkı vermek, yalnızca bir toplantıda mikrofon uzatmak değildir. Söylediğini kayda almak, değerlendirmek ve sonucunu kendisine bildirmektir.
Her talebin kabul edilmesi mümkün olmayabilir. Ancak her talep dinlenebilir; yapılamayan işin de gerekçesi açıklanabilir.
Üniversite, gençlere eleştirel düşünmeyi öğretirken kendi işleyişine yönelik eleştirileri de olgunlukla karşılamalıdır.
KİM ATANIRSA ATANSIN, ÖĞRENCİYE KARŞI SORUMLUDUR
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesini yönetecek kişiden beklentim, öğrencinin hayatına ilişkin açık ve izlenebilir hedefler ortaya koymasıdır.
Barınma ve beslenme ihtiyacı nasıl takip edilecek? Eğitimdeki eksikler hangi takvimle giderilecek? İlçelerdeki öğrencilerin imkânları nasıl geliştirilecek? Staj ve mezuniyet sonrası destek nasıl güçlendirilecek?
Bu hedefler öğrencilerle paylaşılmalı, dönem sonunda da ne kadarının gerçekleştirildiği açıklanmalıdır.
Çünkü yönetim anlayışı, en açık biçimde öğrencinin günlük hayatında görünür. Çözülen bir ulaşım sorunu, erişilebilir bir danışman, işleyen bir laboratuvar veya adil biçimde ulaştırılan bir destek, öğrenci için uzun konuşmalardan daha anlamlıdır.
Rektörü de yönetim kadrosunu da elbette konuşalım. Ancak tartışmanın merkezine, ailesinin umudunu ve kendi geleceğini taşıyarak üniversitenin kapısından giren genci yerleştirelim.
Unutmayalım; bir üniversitenin geleceği, rektörlük koltuğuna kimin oturduğu kadar, öğrencinin o üniversiteden nasıl ayağa kalktığıyla belirlenir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.