Dr. Zekeriya BİNGÖL
REKTÖRLÜK SÜRECİNDE BİR YÖNETİCİ PROFİLİ: PROF. DR. TURHAN TOGAN
Kıymetli okurlarım,
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde rektörlük süreci ilerlerken adayların isimleri kadar geçmişte ne yaptıkları, hangi kurumları yönettikleri ve arkalarında nasıl bir idari tecrübe bıraktıkları da konuşulmalı.
Bugün sizlere bu isimlerden biri olan Prof. Dr. Turhan Togan’dan bahsetmek istiyorum. Çünkü rektörlük gibi önemli bir makam söz konusu olduğunda yalnızca akademik unvanlara bakmanın yeterli olmadığı kanaatindeyim.
Bir insanın yöneticilik karnesine de bakmak gerekir.
Neyi yönetti?
Nasıl yönetti?
Kriz anında ne yaptı?
Görev yaptığı kuruma ne kazandırdı?
İnsanlarla ilişkileri nasıldı?
Prof. Dr. Turhan Togan’ın geçmişine bu pencereden baktığımızda üzerinde durulması gereken ciddi bir yöneticilik tecrübesi görüyoruz.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olan Togan, uzmanlığını Başkent Üniversitesinde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji alanında tamamladı. 2019 yılında Muğla’ya geldi. 2020 yılında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği görevini üstlendi, 2023 yılında profesör oldu ve başhekimlik görevini Temmuz 2025’e kadar sürdürdü.
Üstelik göreve geldiği dönem sıradan bir dönem değildi.
PANDEMİNİN ORTASINDA BİR BAŞHEKİMLİK
2020… Dünya COVID-19 salgınıyla karşı karşıyaydı. Hastanelerin üzerindeki yük olağanüstü boyutlara ulaşmıştı.
Turhan Togan, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yönetimini tam da böyle bir dönemde üstlendi. Üstelik kendisi bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanıydı.

Pandemi döneminde hastanenin servisleri yeniden organize edildi, yoğun bakım kapasitesi önemli ölçüde artırıldı ve COVID hastalarının tedavisi sürdürülürken diğer sağlık hizmetlerinin de aksamaması için ciddi bir organizasyon yürütüldü. Yoğun bakım hemşirelerine yönelik sertifikasyon eğitimlerinin başlatılması da bu dönemde gerçekleştirilen çalışmalardan biriydi.
Bunları özellikle söylüyorum. Çünkü yöneticiyi yalnızca işler yolunda giderken değil, kriz anında verdiği sınavla da değerlendirmek gerekir.
HASTANEYE KAZANDIRILAN HİZMETLER
Togan’ın başhekimlik dönemine baktığımızda belki de en dikkat çekici nokta, Muğla’da daha önce bulunmayan veya geliştirilmesi gereken birçok özellikli sağlık hizmetinin hastaneye kazandırılmış olmasıdır.
Bunlardan biri Organ Nakli Merkezi. Merkezin kurulmasıyla Muğla’da böbrek nakilleri yapılmaya başlandı ve onlarca hasta başka şehirlere gitmeden burada sağlık hizmeti alma imkânına kavuştu.
Bir başka önemli yatırım Radyasyon Onkolojisi ve Nükleer Tıp altyapısı oldu. PET-CT cihazının kazandırılması, ileri radyoterapi sistemlerinin hizmete alınması ve modern radyasyon onkolojisi merkezinin oluşturulması kanser hastaları açısından son derece önemliydi.
Çünkü sağlıkta bazen bir cihazın Muğla’da bulunması ile bulunmaması arasındaki fark, hasta ve ailesi için yüzlerce kilometrelik yolculuk demektir.
Bunların yanında Tüp Bebek Merkezi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Merkezi, Çocuk İzlem Merkezi, yenidoğan ve çocuk yoğun bakım hizmetlerinin geliştirilmesi, MR ve tomografi kapasitesinin artırılması, özellikli ameliyatlar için yeni tıbbi cihaz ve ekipmanların temin edilmesi gibi birçok çalışma yine aynı yönetim döneminde gerçekleştirildi.
Evde sağlık ve sağlıklı yaşam hizmetleri daha aktif hale getirildi. Sağlık kurulu hizmetlerinin bulunduğu alan yeniden düzenlendi. TRSM hizmetlerinin merkezde verilmesi sağlandı. Modern bir mahkûm koğuşu oluşturuldu.
Hastanenin teknik altyapısı da ihmal edilmedi. Enerji verimliliği açısından önemli olan trijenerasyon sistemi kuruldu, otopark alanları geliştirildi ve Sıfır Atık Projesi hayata geçirildi.
Bir taraftan günlük hasta yoğunluğu artarken diğer taraftan kalite standartlarının yükseltilmesi için çalışmalar yürütüldü. Bana ulaşan bilgilere göre günlük yaklaşık 3 bin 500 olan poliklinik sayısı zaman içerisinde 7 binlere ulaştı, kalite değerlendirme puanları ise 98 seviyelerine kadar yükseldi.
Elbette burada bir hakkı da teslim etmek gerekir. Böylesine büyük bir hastanedeki hiçbir başarı tek kişinin başarısı değildir. Hekimi vardır, hemşiresi vardır, sağlık çalışanı, teknisyeni, idari personeli ve yöneticileri vardır.
Başhekim tek başına hastane yönetmez. Fakat iyi yönetici de zaten o büyük ekibi aynı hedef doğrultusunda çalıştırabilen kişidir.
YATAĞAN HAMLESİ
Togan döneminde üzerinde durulması gereken gelişmelerden biri de Yatağan Devlet Hastanesinin Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesine ek hizmet binası olarak bağlanmasıdır.
Bunu yalnızca tabela değişikliği olarak değerlendirmemek gerekir. Bu uygulamayla Yatağan’daki vatandaşların Eğitim ve Araştırma Hastanesinin akademik ve uzman hekim kadrosundan daha fazla yararlanabilmesinin, daha ileri düzey sağlık hizmetlerinin ilçeye taşınmasının önü açıldı.
Ayrıca Muğla’nın gelecekteki sağlık ihtiyacını karşılamak amacıyla planlanan şehir hastanesi ve yaklaşık 1000 yataklı ek sağlık yatırımı konusunda Bakanlık nezdinde görüşmeler yapıldığı ve projelerin geliştirilmesi için çalışmalar yürütüldüğü de biliniyor.
Bana göre yöneticiliğin ölçülerinden biri de budur: Yalnızca bugünü yönetmek değil, kurumun geleceğini de planlamak.
YANGIN, DEPREM VE SAHADA YÖNETİCİLİK
Togan’ın başhekimlik yaptığı yıllarda yalnızca pandemi yaşanmadı. Muğla büyük orman yangınlarıyla karşı karşıya kaldı. 6 Şubat depremleri yaşandı ve deprem bölgesinden gelen vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinin organizasyonu gerekti.
Hastane yönetimi bütün bu olağanüstü dönemlerde görev başındaydı.
Hayırsever vatandaşlarla kurulan ilişkiler sonucunda hastanenin çeşitli ihtiyaçlarının bağışlarla giderilmesi, çalışanların motivasyonuna yönelik etkinlikler ve geleneksel hale getirilen Tıp Baloları da yönetimin insan unsuruna verdiği önemin bir başka göstergesiydi.
TURHAN HOCAYI BEN DE SAHADA TANIDIM
Burada kişisel bir parantez açmak istiyorum. Prof. Dr. Turhan Togan’ı yalnızca yaptığı hizmetlerden veya hakkında anlatılanlardan tanımıyorum.
Ben de Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürü olarak görev yaptığım dönemde kendisiyle çalışma imkânı buldum.
Özellikle pandemi sürecinde ve Muğla’nın yaşadığı büyük orman yangınlarında kurumlarımız arasında yakın ve koordineli çalışmalar yürüttük.

Zor zamanlar insanları daha iyi tanıtır. Ben Turhan Hocayı da esas olarak bu dönemlerde tanıdım.Kriz anlarında sorumluluk alan, iletişime açık, kurumlar arası iş birliğine önem veren ve çözüm üretmeye çalışan bir yönetici gördüm. Zaman içerisinde çalışma ilişkimiz güzel bir dostluğa dönüştü.
Benim için önemli olan bir başka konu ise insanların makamlar bittikten sonraki tavırlarıdır.
Görevdeyken insanın çevresinde çok kişi olur. Makam bittiğinde ise gerçek dostluklar daha iyi anlaşılır.
İl Müdürlüğü görevim sona erdiğinde Turhan Hocanın bana söylediği bir cümleyi unutmadım:“Abi, sen bizim için her zaman İl Müdürüsün.”
Belki birkaç kelimelik bir cümle…Ama makamların gelip geçici olduğunu bilenler için anlamı büyüktür. Çünkü bazı dostluklar makamla başlar ve makamla biter. Bazıları ise makamdan bağımsız devam eder. Turhan Hocada gördüğüm tavır ikincisiydi.
Bu nedenle kendisini yalnızca hastaneye kazandırdığı hizmetlerle değil, insani ilişkilerindeki samimiyeti ve vefasıyla da takdir ediyorum.
Elbette dostluğumuz benim rektörlük değerlendirmemin tek ölçüsü olamaz ve olmamalıdır.Adayları dostluklarına göre değil; yaptıkları işlere, yöneticilik tecrübelerine, eserlerine ve kurumlarına bıraktıkları izlere göre değerlendirmeliyiz.
PEKİ BÜTÜN BUNLAR REKTÖRLÜK İÇİN YETERLİ Mİ?
Burada nalına da mıhına da vurmak gerekir. Büyük bir hastaneyi başarıyla yönetmiş olmak bir insanı otomatik olarak başarılı bir rektör yapmaz. Çünkü üniversite yalnızca hastaneden ibaret değildir.
Mühendisliği vardır, fen ve edebiyatı vardır, sosyal bilimleri vardır, meslek yüksekokulları var. Sanatı, sporu, öğrencisi, araştırması, uluslararasılaşması ve şehirle ilişkileri vardır. Rektör bütün bu yapıyı kucaklayabilmelidir.
Ancak diğer taraftan şu gerçeği de görmezden gelemeyiz: Binlerce çalışanı, akademisyeni, sağlık personeli, büyük bir bütçesi ve günde binlerce hastası bulunan, 24 saat yaşayan bir Eğitim ve Araştırma Hastanesini yaklaşık beş yıl yönetmek küçümsenecek bir idari tecrübe değildir.
Üstelik bunun önemli bir bölümünü pandemi gibi tarihi bir krizin içerisinde gerçekleştirmişseniz, yöneticiliği yalnızca kitaplardan değil sahadan da öğrenmişsinizdir.
Şimdi Prof. Dr. Turhan Togan da MSKÜ rektörlüğü için adaylardan biri. Ben adayları değerlendirirken isimlerden çok karnelerine bakılması gerektiğini düşünüyorum.
Kim ne yaptı?
Neyi yönetti?
Kurumuna ne kazandırdı?
İnsanlara nasıl davrandı?
Arkasında hangi eserleri bıraktı?
Ve en önemlisi; “Göreve gelirsem yapacağım” mı diyor, yoksa geçmişte yaptıklarıyla gelecekte yapabileceklerine dair bir referans mı ortaya koyuyor?
Prof. Dr. Turhan Togan’ın güçlü tarafının burada olduğunu düşünüyorum. Son kararı verecek makam elbette kendi değerlendirmesini yapacaktır.
Bize düşen ise adayları dostluklarıyla, çevreleriyle veya kulislerde söylenenlerle değil; mümkün olduğunca liyakatleri, eserleri ve yönetim tecrübeleriyle değerlendirmektir. Çünkü Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinin önümüzdeki dönemde ihtiyacı yalnızca iyi bir akademisyen değildir.
İyi bir akademisyen, tecrübeli bir yönetici, kriz anında sorumluluk alabilen, insan ilişkileri güçlü ve üniversitenin bütün birimlerini kucaklayabilecek bir rektöre ihtiyaç vardır.
Prof. Dr. Turhan Togan’ın geçmiş yöneticilik karnesi de bu nedenle rektörlük yarışında ciddiyetle değerlendirilmesi gereken bir karne olarak önümüzde duruyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.